Gökhan

Gökhan
@gokhanguclu
Nietzsche ve Stoacılık
"Doğaya uygun" mu yaşamak istiyorsunuz? Ah sizi asil Stoacılar, nasıl bir laf kalpazanlığı bu! Doğa gibi bir varlık düşünün, savurganlıkta sınır bilmez, aldırışsızlıkta sınır bilmez, amaçsız ve saygısızdır, merhamet ve adalet nedir bilmez, hem verimli hem çorak hem de belirsizdir; aldırışsızlığın bir güç olduğunu düşünün –nasıl yaşayabilirdiniz bu aldırışsızlığa uygun olarak? Yaşam –tam da bu doğanın olduğundan farklı-olmayı-istemek değil midir? Küçümsemek, tercih etmek, haksız olmayı, sınırlı-olmayı, farklı-olmayı istemek değil midir yaşam? Hem "doğaya uygun yaşamak" buyruğunuz, aslında "yaşama uygun yaşamak" anlamına gelse bile –nasıl yaşayamazdınız ki bunu? Bizzat olduğunuz ve olmanız gereken şeyi bir ilke haline getirmek niye? –Gerçekte durum tamamen farklıdır: coşkuya kapılmış bir halde, yasanızın düzenleyici ilkesini doğadan aldığınızı öne sürerken, aslında tam tersini istiyorsunuz, sizi tiyatrocular ve kendini-aldatanlar! Gururunuz sizin ahlakınızı, sizin idealinizi doğaya, evet doğaya bile dikte etmek ve ertelemek istiyor; doğanın "Stoa'ya uygun olarak" doğa olmasını talep ediyor ve her türlü varoluşu yalnızca kendi suretinize göre var kılmak istiyorsunuz –Stoacılığın olağanüstü bir ebedi yüceltilmesi ve genelleştirilmesi olarak! Bütün o hakikat sevginizle öyle uzun bir süre, öyle inatla, öyle hipnotize olmuş, kaskatı bir halde zorluyorsunuz ki kendinizi, doğayı yanlış, yani Stoacı bir bakışla görmeye, sonunda onu başka türlü göremez oluyorsunuz, –ve herhangi bir uçurum gururu, sonunda bir de kendi kendinize zulmetmeyi bildiğiniz için —Stoacılık kendi-kendine-zulmetmektir —doğanın da kendisine zulmedilmesine izin vereceğine dair tımarhaneliklerin-umudunu doğuruyor sizde: Stoacı da doğanın bir parçası değil midir?..... Ama bu eski ve sonsuz bir öyküdür: o
Sayfa 12
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.

Gökhan

, bir kitabı yarım bıraktı
Byung-Chul Han
8.2/10 · 1.382 okunma
Yaşam, kendisine bir sürem verecek olan enginlikten giderek daha da mahrum kalmaktadır. İçinde dünyanın pek azını barındırır. Yaşamın atomlaşması onu radikal şekilde ölümlü yapar. Genel huzursuzluk ve telaşa yol açan da bu özel ölümlülüktür işte. Üstünkörü bir bakışla bu huzursuzluğun her şeyi hızlandırdığı izlenimi uyanabilir. Oysa gerçekte yaşam hızlanmamıştır. Yaşam daha hummalı, daha girift, daha amaçsız bir hal almıştır sadece. Zaman da dağılmış olduğundan, düzenleyici bir güç teşkil etmez. Böylece yaşamda şekil veren veya nihai dönüm noktaları meydana gelmez. Yaşam süresi artık bölümlere, bitimlere, eşiklere ve geçişlere bölünmez. Aksine, bir şimdiden diğerine aceleyle geçip durulur. İnsan yaşlanmadan yaş alır. Nihayetinde, uygunsuz bir zamanda yok olur gider.

Gökhan

, bir kitap okudu
Puan vermedi·224 syf.·
12 günde okudu
·
2026 6. kitabı
Oruç Aruoba
8.5/10 · 2.733 okunma
Yaşamımızdaki boşlukları ötekilerin yaşadıklarıyla doldururuz — deliklerimizi onlarla tıkarız. Hep birşeyleri yineleriz — en 'özgün', 'yaratıcı' vb. olduğumuzu sandığımızda, 'bulduğumuzu' sandığımız 'yeni', bir yineleme olduğunu gösteriverir. Ne çok insan ne çok şey düşünmüştür zaten, bizden önce — bizim şimdi düşündüğümüz bir şeyin, daha önce düşünülmemiş olması olanaklı mı?
Sayfa 26·Kitabı okudu