Başkalarına bağlıyız. Her zaman bu böyle. Kendimizi bilseydik,
yolumuzu bilseydik, buna gerek kalmayacaktı. Yolunu ve yürümeyi bilen birisi birileri bakıyor diye yürüyüşünü değiştirmez.
Dünya zevkleri merdiven basamakları gibidir. Merdiven üzerinde orurmaya yaramaz, üzerine basıp geçmeye yarar. Karşımıza
çıkan dünya zevkleriyle de oturup vakit harcamak olmaz, yolumuzda yürümeye bakmalıyız.
Biz özleyen olduk hep. Dibine kadar özleyen. Çok kıymet verdik
biz. Bir bulutun yağmuru tutması gibi el üstünde tuttuk sevdiğimizi. Çok can verdik biz. Çok kaybettik biz.
Malını parasını kariyerini bırakmak istemediği için korkar. Yanıldığı nokra şu ki bu noktaya gelen bir insan artık onlara sahip
olmaktan çıkmış, onların olmuştur. Bize verilen nasihat 'Dünyada ol ama dünyanın olma,'dır.
Öğrencilerinden biri Mevlana'ya sormuş:
"Efendim bu 4 kapı meselesini ben pek anlayamıyorum. Bana
anlayabileceğim bir lisanla anlam mısınız?"
Mevlana:
"Şimdi, bak karşı medresede dersini çalışan dört kişi var ve hepsi rahlelerine eğilmiş. Sen git bunların hepsinin ensesine bir şamar at, sonra gel, sana anlatayım."
Öğrenci gitmiş birincinin ensesine bir tokat aşketmiş. Tokadı
yiyen derhal ayağa kalkıp, arkasını dönmüş ve daha kuvvetli
bir tokatla Mevlana'nın öğrencisini yere yıkmış. Öğrenci dayağı
yemiş, geri dönecek ama hocasına itaat var. Yaradana güvenip,
ikinciye de bir tokat aşketmiş. O da derhal ayağa kalkıp, elini
kaldırmış. Tam tokadı vuracakken vazgeçip, yerine oturmuş.
Öğrenci devam etmiş, üçüncüye de bir tokat atmış. Üçüncü
şöyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra çalışmasına devam etmiş. Dördüncü tokadı yemesine rağmen hiç oralı bile olmadan
çalışmasına devam etmiş. Öğrenci Mevlana'ya dönmüş olanları
anlatmış.
Mevlana:
"İşte sana istediğin örnekler ....
Birinci şeriat kapısını geçememiş biri idi. Şeriatta kısasa kısas
olduğu için tokadı yiyince, kalktı aynısını sana iade etti.
İkinci tarikat kapısındadır. Tokadı yiyince o da kalktı ram tokadı iade edecekti ki tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi.
'Sana kötülük yapana bile iyilik yap.' Onun için döndü, oturdu.
Üçüncü marifet kapısına kadar gelmiştir. İyinin ve kötünün tek
Yaradan'dan geldiğini bilir, inanır. Yaradan bu kötülüğe hangi
iblisi alet etti diye merakından şöyle bir dönüp baktı.
Dördüncü hakikat kapısını da geçmiştir. İyinin ve körünün tek
sahibi olduğunu ve aynı olduğunu bilir. Onun için dönüp bakmadı bile ... İşte o Hakikat kapısının anahtarı eyvallah demekle
olur. Eyvallah diyen öyle bir hakikate erer ki yaratılış gayesinin
zirvesine çıkar.''