Simge

Simge
@gokkubbe
Bir şeyin sizin için önemini belirleyecek tek şey, ona yüklediğiniz anlamdır.
Puan vermedi·280 syf.·
2022 13. kitabı
Her insanın hayatında kırılma noktaları vardır. Farkında olabildiğimiz ve tanımlayabildiğimiz kırılmalar bilincimizde nispeten daha az yıkıma neden olabilir. Peki ya bizim bile tanımlayamadığımız, derinliğini ve şiddetini dahi ölçemediğimiz kırılmalar? Hepimizin hayatında kendimize defalarca sorduğumuz sorular var. Kendimizden alabildiğimiz cevaplar, ya da alamadıklarımız... Aslında cevabın nerede olduğunu bile bulamadıklarımız... Hayattaki bu kırılma noktalarımızı, sorularımızı ve cevaplarımızı bulabildiğimizde çok şey aydınlığa ulaşacak belki de. Sevgili Golding, Sammy için çizdiğin kendi hayatını sorgulama labirenti hepimiz içindi. Sammy'nin kendi sorgusunu yapması aslında hepimizin başının üzerinden tutması gereken bir sorgu ışığıydı. Hayatta sorulacak çok soru, bulunması gereken çok cevap vardır. Asıl önemli olan; kendi cevaplarınızı bulduğunuzda onlarla ne yapacağınızdır belki de..
Serbest DüşüşWilliam Golding · İş Bankası Kültür Yayınları · 2016985 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Ey Rousseau!
Puan vermedi·768 syf.·
2022 5. kitabı
Kitabı okurken not almak için kullandığım defterin sayfaları bitti, yazdığım kalemin mürekkebi bitti, bazı bölümleri okurken sabrım bile bitti. Ama sonuç olarak en uzun sürede okuduğum kitap olma mertebesine eriştin Emile! Emile, Rousseau tarafından yaratılmış ve bebeklik döneminden evlilik çağına gelene kadar tüm eğitimi yine Rousseau tarafından üstlenilmiş bir erkek çocuğunun hikayesi. Emile'in giyeceği kıyafetin niteliğinden yaşadığı yerin özelliklerine; evleneceği kadından devlete olan görevlerine kadar neredeyse her konunun yer aldığı kapsamlı bir senaryo oluşturulmuş. Evlenme çağına gelene kadar Emile'in eğitimine aynı kişi tarafından devam edilir. Evlilik dönemi ve sonrasında bu kutsal görev artık eş olarak seçilmiş kişiye devredilir. Bu noktadan sonra Rousseau ancak Emile ve onun çocukları için tavsiye makamı niteliğinde bir gözlemci olmayı seçer. Kitabın içeriği o kadar çok şeyle dolu ki Emile, alabileceğinden birkaç kat fazla kıyafetin tıkıştırıldığı ve zar zor kapatılabilmiş bir valiz gibi. -Bebeklik, ilk çocukluk, ergenlik ve evlilik çağı dönemleri -Çocuk yetiştirirken yapılan yanlışlar, yapılması ve yapılmaması gerekenler -Eş seçimi ve evlilik bağı -Türkler, Galyalılar, İngilizler, Romalılar -Devlet, toplum, haklar, sözleşmeler... Kitap dolu dolu bir 760 sayfa tamam. Ama eyyy Rousseau! Eğitim camiasının nur yüzlü bilgesi! Emile'e seçtiğin eş olan Sophie için neden duvarlar çizdin? Kadının en kutsal görevi eşini mutlu ve memnun edebilmek mi? Kendi başına okumak ve öğrenmek yerine kocasının ona sunacağı bilgilerle yetinmesi, ona boyun eğmesi gerektiği de ne oluyor? Sayfalar dolusu anlattığın genel çocuk eğitimi sonucunda Emile ve Sophie'i neden bambaşka seviyeye koydun? Emile erkek olduğu için ön planda, ona o dönemin şartları dahilinde daha çok nitelik
Pedagoji
ÉmileJean-Jacques Rousseau · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20223,546 okunma
Puan vermedi·479 syf.·
2021 1. kitabı
Bir dakika dursam. Düşünsem. Düşünemiyorum. Düşünemediğimi belli etmemeliyim. Sonra şüphelenirler. Beni götürürler. Nereye? Biliyorsun. Hayır. Bilmiyorum işte. Dinlemiyorum. İşte, oturmuş kitap okuyor albay. Ne var ne yok albayım? Oyun sanmalı. Kimseye belli etme, olur mu? Ben gidiyorum albayım. Albayım işte geldim. Sesini çıkarma. Hayır, belli etmem. Son bir hak tanıyamazlar mıydı bana? Bırak şimdi bunları. Albayım korkuyorum. Aşağıda olanları duydu mu acaba? Ağlarsan, her şey anlaşılır şimdi. Albayım, kusura bakmayın, balkona kadar yürümek zorundayım. Bu parmaklıklar da çok zayıf, albayım. Neden sözlerime karşılık vermiyor? Albayım beni tutmayacak mısınız? Parmaklığa dayandım albayım. Belki de bu parmaklıklar zayıftır, ne dersiniz? İnsanın ağırlığına dayanmaz sonra. Bana bakmıyor. Sesimi duymuyor. Artık çok geç, geriye bakamam. Bütün hazırlık bozulur. Neden geriye dönemiyorum? Aşağı da bakamıyorum. Gözlerini kapa. Buraya takıldım kaldım. Beni duymuyor musunuz? Bir şey yapamaz mısınız? Düşünüyorum. (s. 463) Ah Hikmet! Ne hissettirdin bana böyle...
Tehlikeli OyunlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202538,9bin okunma
Puan vermedi·724 syf.·
2019 1. kitabı
#Bu bir inceleme değildir. 21. Yüzyılın canım insanları! Hepinize merhaba. Bu yazıyı okumaya karar verdiyseniz hikayemi merak etmiş olabilirsiniz. Beni tanımadan önce bir şeyler okuyup ön hazırlık yapmak istemiş de olabilirsiniz. Beni hiç merak etmediğiniz halde sayfanıza düşmüş de olabilir yazdıklarım. Hangi düşünceyle olursa olsun size yazmak istedim. Aranızda bulunduğum yirmi sekiz sene boyunca anlatamadım. Çünkü anlamak için çaba göstermediniz. Bir başıma içime doğru yaşamak zorunda bıraktınız. Benim gibi olan çok insan var. Biliyorum. Böyle hissetmeyenleri de tüm tutunamayanlar adına kınıyorum. Çağın en büyük sorunlarından biri insanın bireyselleşmesi diyorlar. Milyonlar ve milyarlar içinde yaşıyormuşuz ama aslında herkes yalnızmış. Herkes mutlu görünmeye çalışıyormuş ama kimse hayatından memnun değilmiş. Herkes kendine de başkalarına da biçim vermeye çalışıyormuş. Bu yüzden birbirine benziyormuş tüm insanlar. Aynı şeyleri seviyor, aynı şeyleri giyiyor, aynı cümleleri kuruyorlarmış. Bu insanlara tutunabilen diye bir isim bulmuşlar. Kendisine biçim veremeyen olursa hatalı ürün olarak ayrı bir bölüme alınıyormuş onlar. Üstlerine de tutunamayan yazılıyormuş. Tutunabilenler komik olmayan esprilere ayıp olmasın diye güldüler. Ben gülmedim. Akşam yemeğine kalması için misafire ısrar edilirdi. Onlar bunu kibarca reddedip kendi evlerine giderlerdi. Ben ilk teklifte kaldım. Çevremdekiler elbiselerini renk uyumuna göre seçerlerdi. Kırmızının üstüne pembe olmazmış mesela. Ben ne bulursam geçiriverirdim üstüme. Ben, ben olduğum zaman kabul edilmedim. Aptal esprilere gülmem, akşam yemeği davetlerine kalmamam, kırmızı ve pembeyi aynı anda kullanmamam söylendi. Anlam veremedim bütün bunlara. Herkesin aynı olduğu yerde farklı bir şeye izin vermiyorlardı. Farklı bir şey
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202474,9bin okunma
Puan vermedi·479 syf.·
2017 49. kitabı
#Spoiler Ben Salih. Cephede sağ kolunu bırakıp gelen hani. Oğlunun yarı yüzünü kaplayan şarapnel yarasını görünce, aklından olan deli Fadik'in oğlu Salih. Vatan için oradan oraya koşmuş, yarım aklıyla her şeyin farkında olan... Zamanında silahını kendi eliyle, düşman bilinene uzatıp "Ya beni vur ya da gel mücadelemize katıl ağam." diyen Salih. Herkesin Çolak Salih bilip de gönlünün güzelliğini çok sonraları anladıkları Akşehirli Salih. Bizim Akşehir'de vaktiyle bir hoca vardı. Yaşı daha yirmisine değmemiş. Genç olmaya gençti ya, lisanı düzgün pek bilgiliydi. Bir konuştu muydu herkesi tesir altına alırdı. İnsanın hitabeti iyiyse halkı nasıl da etkiliyor, dilediğince nasıl da eğip büküyordu. İstanbullu Hoca'dan anladım bunu. Hoş, yanlış şeyler de demezdi ya... Akşehir'in halkı cahil. Nereden bilir ne doğru, neyin neresidir yanlış? Kim ne derse, akılları erdiğince o tarafa savrulurlar. Hele ki savaş halinde. İnsan ne bilsin akla karayı? Amma vatan millet dedin miydi cahil dediğin kişi, veli bildiğinden de veli olur. Ahalinin hâli de budur işte. Bizim Hoca bilgisiyle, vatanseverliğiyle kendini sevdirdi herkese. Bazı bazı Kuvvâcılarla fikirleri ters düştüğü de oldu. İş fikir ayrılığına geldi mi millet de bölünürdü elbet. Özünde hepsi, vatan düşmandan temizlensin diye uğraşır, aynı davaya ter dökerdi. Sade kulağı başka taraftan tutarlardı işte. Bir zamanlar geldi de Hoca için vur emri çıktı. Hoca ortalardan kayboldu. Ahali de onu, can tatlı geldi, kaçıp gitti diye bildi. İşin aslını esasını anlamadan nasıl da tez hüküm verir bu insanlar... Çok zaman geçti. Zaman geçerdi de olduğu gibi kalan var mıydı şu alemde? Ben ki cepheye giderken Akşehirli Hafız'ın oğlu Salih idim. Geri geldiğimde Çolak Salih oluverdim. Çok şey değişti. Hoca da değişti elbet. Hain bildikleri Hoca
Edebiyat
Küçük AğaTarık Buğra · İletişim Yayınları · 201511,8bin okunma