Âdem’in hatırı sayılır bir ismi var zaten, bir de Tanrı yerine koymayalım.Tanrılar dışında kimsenin dışarıdan gelmeyen bir düşüncesi olmamıştır.Âdem’in muhtemelen kafası iyi çalışıyordu ama içi, dışarıdan bilgilerle doldurulana kadar ona faydası olmazdı.Aklıyla en değersiz şeyi bile icat edemezdi.İyilikle kötülük arasındaki farka dair bilincin gölgesi bile yoktu zihninde, onu da dışarıdan edinmek zorunda kaldı. Çıplaklığın ayıp olduğu fikri ne kendisinden ne Havva’dan geldi, o bilgi de dışarıda alıp yedikleri elmanın içindeydi.
Ama ne derseniz deyin, erdemli bir kahraman seçmedim ben kendime. Bunun nedenini de size açıklayabilirim. Çünkü zavallı erdemli insanı rahat bırakmanın zamanı geldi de geçiyor, çünkü “erdemli insan” deyimi anlamını yitireli çok oluyor, çünkü erdemli insanı ata çevirdiler ve onun sırtına binmeyen, kırbaçla ona istediğini yaptırmayan yazar kalmadı, çünkü erdemli insanı öylesine kemirdiler ki, zavallıda erdemin gölgesi kalmadı ve ondan geriye yalnızca kaburgalarıyla derisi kaldı, çünkü dürüst değiller erdemli insana karşı, çünkü saygıları yok erdemli insana. Evet, aşağılık insanlara da yüklenmenin zamanı geldi artık. Hadi artık biraz da aşağılık insanlara yüklenelim!
İnsanlığın mağaralara, ortaçağ barbarlığına ve sümüklüböceğin buzul çağında geride bıraktığı geri zekâlılık seviyesine geri döneceği günlerin gelmesine üç, bilemedin dört kuşak kaldı.
Sorgu sırası sana geliyor. Mikrofonun başına geçiyorsun. Fakat mikrofonun boyu kısa kalıyor. Görevliler gelip boyunu ayarlıyorlar.
Sözlerine başlıyorsun.