Ölmeye Vakit Yok
Puan vermedi·407 syf.··
2021 20. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 10 Ekim 2021 20:20
(İncelemenin son kısmında, kitapta bazı yerlerde Yaban tadı aldığım için bu yönden de bir değerlendirme yaptım.)  Şevket Süreyya Aydemir kendini bildi bileli hep susuzluk çekmiş bir şeylere karşı. Her seferinde bu susuzluğunu giderir diye gördükleri fikir, ideoloji, mücadele pınarları ın içine dalmış. Dalmış dalmasına ama hayatının son olgunluğuna kadar bu pınarlardan hep tutkusunu kana kana doyuramadan, zihin kanalları kupkuru çıkmış. Birbirinden farklı bambaşka düşünsel akımlar. Bu bir maymun iştahlılık kesinlikle değil. Bu bir hayatını tam manasıyla tatmin etme arzusu. Bu arzunun peşinden giderken de o kadar cesur ki korunaklı bölgesini hiç düşünmeden terk etmiş, yepyeni maceralara atlayıp kendini bunların ortasında buluyor.  Şevket Süreyya Aydemir ve sıradışı bir hayat hikayesi. Okuduklarım karşısında ilk zamanlar birkaç kez Şevket Süreyya Aydemir 'in doğum tarihine baktığımı hatırlıyorum. Yani bu memlekette kaç kişi direkt Trotski' nin konuşmasını konferansta dinlemiştir hem de Kremlin 'de. Gerçekten hayret verici. Gerçi önceden Komintern' in önemli kişileriyle aynı ortamlarda bulunduğunu biliyordum ama bunu daha somut bir şekilde okumamıştım. Bir başka olay da Lenin yönetindeyken, bir gece Stalin'in arka sokakların birindeki bir fabrika yemekhanesinde işçilere yaptığı konuşmayı dinleyenler arasında. Ayrıca Stalin'in  bu konuşmasında, öteki Rus ihtilalcilerinin tasfiyesi olarak işledi cinayetlerin sebebi olarak temellendirilebilecek düşüncelerinin ilk izlerini buluyor. Stalin bu konuşmada üstü kapalı olarak Rus halkının gelişmesini düşünmeyip dünya ihtilali peşinde koşanları üstü kapalı eleştiriyor.  Böyle tarihi anlara şahit olmak gerçekten inanılmaz.  Bakü deyken rahat bir ortamda öğretmenlik yapmak istemeyip Nuha şehrine gitmesi, yani taşrada öğretmenlik yapmak istemesinde Turancılığa olan tutkusunun payı büyük.Ardından sıradaki tutkusu olan sosyalizmle daha 20li yaşlarında bulunduğu bölgenin temsilcisi olarak Baku' daki 'Şark Milletleri Kurultayı' na gitmesi hayretlik veriyor. Ardından yaptığı izlenimlerle bu kurultayın profesyonellikten uzak işleyişi hakkında biraz biz de kafamızda yorumlara varıyoruz. Burada Şevket Süreyya 'nın orada bulunmasının 2 ihtimali var gibi geliyor. Bunlardan birincisi yaşı küçük olsa da Nuha' da yaptığı halka seslenişlerle ve gönüllü savaşla kazandığı popülarite. İkincisi öğretmenlerin temsilcisi olarak katılması. Belki birincisi olmasa ikincisini göz önünde tutarak kurultayın da ciddiyetten yoksunluğu bize Şevket Süreyya 'nın şans eseri oraya gitmiş gibi bir yorum yaptırabilir. Lakin birincisini görünce daha genç yaşta Şevket Süreyya Nuha' da önemli işler yapıyor.  Yine Azerbaycan'dayken Enver Paşa izlenimleri Paşa'nın insani yönünü görmek açısından çok ilgi çekici.  Buradayken yine Memduh Şevket Esendal da kendine yer buluyor.  Rusya'dayken İttihat ve Terakki 'nin kurmayların dan Dr Nazım 'ın anılarını derlemeye başlaması, o yaştaki bir gencin böyle bir şey düşünebilmesi gerçekten harika. Şimdi bu anıların elimizde olması çok kıymetli.  İstanbul 'a gelince kafasının şablonlaştığından, herkesi her şeyi formülleştirmesi konusunda özeleştiri yapıyor. Bunlar daha çok şu şekilde:Sovyet Rusya' da aldığı eğitimle, oranın düşünce sistemini direkt alıp Türkiye toplumunun dinamiklerini bilmeden gördüğü her kişiye işin detayına inmeden proleter veya komprador, burjuvazi, emperyalist uşağı vs gibi sıfatları kolayca yakıştırması. Bunun böyle olamayacağını ilerki yıllarda fikirsel olgunluğa erince sebeplerle birlikte açıklıyor. Diğer ülkelerden ısmarlama,ithal bir ihtilal ve ideoloji şeklinin her ülkenin kendi hamuruyla tutamayacağın Şevket Süreyya Aydemir 30lu yaşlarında farkediyor ve bunu Komintern'i yakından tecrübe etmiş biri olarak söylüyor.  Gerçek bir olgunluğu 1,5 senelik hapishanelik hayatında Anadolu insanıyla karşılaşması ve onları anlamasıyla başlıyor.  Aydınlık dergisi çıkarırlarken tevkife uğrayacakları haberi geliyor, Nazım Hikmet vs yurtdışına gidiyor o gitmiyor ve yargılanıyor. Ali Çetinkaya (İstiklal Mahkemesi Başkanı o zamanlar) 10 yıl hapis cezası veriyor.  Bazı yerler belirsiz, bilgi verilmemiş. Rusya 'da aldığı derslerin detayı, Türkiye'deki hikayesi çalışma ortamı vs. Bu noktalar daha çok detaylandırılabilirdi. Başka yerlerden okuduğumuz hayat hikayesinde kendi anlattıkları örtüşmeyebiliyor veya kendi anlattıklarındaki eksiklikler göze çarpıyor. Şüphesiz isteseydi Şevket Süreyya bunu oldukça çok detaylandırabilirdi ama böyle bir şeyi tercih etmemiş. Açıkçası tam bir otobiyografi gibi de bir izlenim bırakmıyor bizde.  Beni şaşırtan şeylerde biri de - belki de şaşırmamak lazım- Şevket Süreyya Aydemir gibi bayağı üretken bir yazarın bu imajıyla onu okullarda, üniversitelerde hayal ederken onun daha düzensiz bir hayat temposunda zamanlar geçirmesi. Normalde bakınca bu insan başını kitaptan kaldırmayan idealist yollarda, mektep sıralarında ilerler de demek mümkün. Ama o gözünü budaktan sakınmamış, tutkularının peşinden savaşlara gitmiş, daha rahat çalışma ortamlarını bırakmış taşrada bir şeyler yapmaya çalışmış. Bu tercihleriyle ölümle yüzleşme ihtimalinin  gelecek planlarını aksatma gerçeği onun bu tutkularından geri döndürememiş.Bunları yaparken de kitapları her zaman yanında olmuş.  Tüm bu hatırladıklarımla üstüne daha birçok yorum yazmak mümkün. Gerçek bir yaşam hikayesi, bir yakın tarih birlikte bu kitapta kendine yer buluyor. Yakın tarihi anlamak açısından çok güzel. Çünkü Şevket Süreyya Aydemir o kadar çok önemli  insanla beraber olmuş ki yazerın  izlenimleriyle bir şeyler öğrenirken yine okur olarak farkettiğimiz detaylarla da biz çıkarımları yapabiliyoruz.  Yakup Kadri ile Şevket Süreyya Aydemir Kadro dergisinde beraber çalışmışlardır. Burada bahsetmek istediğim bir konu da Yakup Kadri'nin unutulmaz, sarsıcı eseri "Yaban" dır. Yaban'ı ben, Tek Adam ve Suyu Arayan Adam 'dan daha önce okudum. Bu kitapları,özellikle Suyu Arayan Adam' I okurken fikirsel analizler yönünden "Yaban" ile oldukça benzeyen analizler gördüm. Bunların başlıcası en basit söyleyişle devletin halkını eğitmeyip onları cahil bırakması durumu idi.  Dikkatimi çeken bir başka şey de Suya Arayan Adam 'dan ilk alıntı olarak paylaştığım ' Anadolu insanının yoksulluğu karşısında kendi varlıklı durumundan utanç duyma ' duygusunun anlatım şekliydi. Aynı duyguları Yakup Kadri Karaosmanoğlu belki 1921-22lerde yazıyor. Bu ayrıca Yaban' ın önsöz kısmında bulunan Yakup Kadri 'nin efsanevi tiradında geçiyor.  Şevket Süreyya Aydemir' in anlatımı Yerde bir toprak sedirin üstüne çöktüğünüz zaman, bu insanlar, size yanık bir toprak kap içinde ekşi ayranlarını sunarlarken nazik görünmek isterler. Çocuklar, kadınlar, erkekler etrafımızı alırlar. Onlara baktığınız zaman, henüz yenice olan elbisenizden, henüz parçalanmamış ayakkabılarınızdan, hatta yüzünüzün taze, sıhhatli renginden utanırsınız. Yakup Kadri Karaosmanoğlu 'nun tiradından kısa bölüm  Bilmem beni hatırlıyor musunuz? Ben sizi asla         unutmadım. Zira, köylerinizin viraneleri içinden geçerken kadın, erkek, genç ihtiyar, çoluk çocuk hayran, ürkek ve mahçup çehrelerle, yumuşak yastıklarına yaslandığımız otomobillerin etrafını aldığınız zaman hayatımın en derin, en büyük, en yüz kızartıcı utancını duymuştum. Utanç ise, kıskançlık ve haset gibi, silinmez bir duygudur ;geçtiği yerde ateşten izler bırakır.  Bu iki alıntı fikir, duygu olarak aynı eksendeler. Belli ki Şevket Süreyya Aydemir bu yönden Yakup Kadri 'den etkilenmiş ve kendi kitabında da bu duygulu anlatıma yer vermiş. Yalnız Şevket Süreyya bunu yaparken bambaşka, kafasından kurguladığı bir dünyanın kişilerin aktarmıyor. Bizzat 1915li yıllarda gördüklerini aktarıyor o da. Bunu yaparken de Yakup Kadri gibi usta bir yazarın anlatım gücünden etkilenmemek elde değildir.  Şevket Süreyya Aydemir Suyu Arayan Adam Yakup Kadri Karaosmanoğlu Yaban
İnceleme
Suyu Arayan AdamŞevket Süreyya Aydemir · Remzi Kitapevi · 20215,1bin okunma
·
879 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Güzel bir inceleme olmuş, elinize emeğinize sağlık. 👏
Oğuz
Gönderi Sahibi
Teşekkürler, sağolun. 👍🏻