Erdal Öz 'ü Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının ardından yayınladığı Gülünün Solduğu Akşam ile tanıyoruz. Deniz'lerin ne amaçla ortaya çıktıklarını, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak neleri kendilerine dert ettiğini, birebir onun kaleminden okuduk. O, bir ölçüde devrimci gençliğin en yakın tanıklarındandi. Cezaevinden tahliye olduğu zaman üzülen kaç kişi tanıyorsunuz? Biri Erdal Öz. Çünkü, Deniz ve arkadaşlarına doyamadan ayrılmak zorunda kaldığını itiraf ediyor.
Yine 12 Mart iskencecilerini deşifre ettiği Yaralısın romanı. İrfan Uçar ile simgelesmis bir romandır. Okurken çok zorlandığımız kitaplardan biridir. İnsanin insana yaptığı zulümu anlatır bu kitapta. Mutlaka okumalısınız, eğer okumadiysaniz. Çünkü, şunu anlıyorusunuz. Bundan elli yıl önce, bu ülkede Atatürk devrimlerini alaşağı etmek isteyen faşist bir güruh, her türlü devlet desteğine sahip, hatta devlet adına bu çocukları öldürmekten zevk alan, karşılarında bir avuç devrimci.
Yine, işte bu zulüm içindeki kısa öyküler. Kanayan . İçinde Deniz'in en etkilendiği Ernesto öyküsü.
Allı Turnam ise Erdal Öz'un 1975 yılında Sovyetler Birliği'ne yaptığı seyahatin satırlara dökülmüş metnini oluşturuyor. Yazarlar Birliği sendikasınin davetiyle, Cengiz Aytmatov, Oljas suleymanov ve Kaltas'in evsahipliğinde.
Bu anıları iki bölüme ayırabiliriz. İlk bölümde Sovyetler Birliği'nin devrim sayesindeki kazanımlarını okuyoruz. Sağlık, eğitim, tarım ve sanayide aldıkları uzun ve etkili yol. Örneğin, insanlar kendilerine ait bir evleri, arabaları, yazlıkları olsun istemiyorlar. Bunu lüks görüyorlar. Çünkü herşey o kadar ucuz ve kaliteli ki gerek görmüyorlar. Konut hakkı devlet tarafından güvenceye alınmış. Sağlık ve eğitim ücretsiz. Ürettiklerini paylaşma hazzı onları mutlu ediyor. Kooperatifler, devlet çiftlikleri... Ürettiklerini nasıl satacaklar derdi yok. Devlet gelip, alıyor. Vesaire, vesaire. Bunlar sosyal devlet olmanın şartları aslında. Olması gereken bu. Bize tuhaf geliyor, alınamadığimiz için.
Lenin sevgileri inanılmaz. Aldıkları havayi bile ona borçlu olmanın sevgisi bu. Keşke bizde aldığımız havayı borçlu olduğumuz liderimize bu saygıyı gösterebilmek ulus olarak. Savaş onları darmadağın etmiş. Tam 27 milyon kayıp. Kadınlar birer nefer, tıpkı bizim ninelerimiz gibi. Düşünün ki , oniki onuc yaşındaki kızlar bile cephede. Hiç unutmuyorlar o günleri.
Bunun ötesinde inanılmaz okur yazarlar. Piyasaya çıkacak kitaplara bir yıl önce kayıt yaptiriyorsunuz. Çıkınca sizi arıyorlar, gidip alıyorsunuz. Bedavada biraz pahalı. Piyasada kitap yok.
Fyodor Dostoyevski ler kapış kapış. Bir dip not, Stalin basmamis bilinen bu yazarları. Malum sebeple. Dostoyevski müzesinde ilginç anılar.
Sonra Nazım. Bir kere bizden daha iyi tanıyorlar Nazım Hikmet'i. O sizin değil, hepimizin şairi diyorlar. Ben de oturduğum yerde gururlaniyorum, Türkçe'nin en büyük şairi ile ilgili sözleri duyunca. Nazım Hikmet'in en yakın dostu ve Nazım uzmanı Ekber Babayev'den bu anılar.
Son kısım Aziz Nesin doğumgünü dolayısıyla hazırlanan etkinlikten anılardan oluşuyor. Aziz Nesin 'i de analım bu sebeple.
Tabii, 75'ten beri çok şey değişti. Komünizm yıkıldı, bir sürü devlet türedi. Bu anlatılanlar belki de mazide kaldı. Onların durumu bizden daha beter belki. Ama 75 Sovyetler'i de böyleymiş. Thomas More 'un Ütopyasina yakın.
Son bir soru da ortaya sorayım. Bilmiyorum çünkü nedenini. Bugünkü St. Petersburg şehri, meşhur neva nehri üzerindeki, çar petro'ya atifla Petrograd, sonra Petersburg, devrimden sonra Leningrad, sonra tekrar Petersburg. Yukarıda methettik, ama acaba onlar da lenin'i mi silmek istiyorlar?
Tavsiye ederim, bir solukta bitiyor zaten..
Ani kitaplari beni hiç hayal kırıklığına uğratmadi..