- Siz ne istemiştiniz?
+Kendimi asmak için bir ip. (s. 7)
Hiç intihar etmeyi düşündünüz mü?
Dünyanın acılarına dayanamadığınız, veda etmek istediğiniz bir an?
Uygulama oranlarının daha düşük olduğunu bilsek de dünyada çoğu insan ömründe en az bir kez intiharı düşünüyormuş. Ki düşük dediğime bakmayın, çığ gibi büyüyor intihar sayıları...
Peki, nasıl bir intihar?
Öyle farklı yöntemler var ki...
Yazarlardan hatta roman kahramanlarından dahi ziyadesiyle tanıdık...
Ouse Nehri'ne kendini ceplerini taşlarla doldurarak atlıyor mesela Virginia Woolf. Bileklerini kesiyor Beşir Fuat. Kafasına silah sıkıyor Hemingwey. Galata Kulesi’nden atlıyor Ümit Yaşar Oğuzcan'ın henüz on yedi yaşındaki oğlu Vedat. Martin Eden'ın sonunu biliyorsunuz, okumayanlar için spoiler vermek istemem. Kendim düşündüğüm dönemlerde tren raylarına yatmak istiyordum.
Dikkat ederseniz tamamı bireyin kendi çabalarıyla oluşturulmuş bir ortamda gerçekleşiyor. Peki ya bu konuda her türlü yardımı sağlayacak bir yer olsaydı: İntihar Dükkânı "Buradan çıkan müşterilere 'görüşmek üzere' denmez. 'Elveda' denir çünkü bir daha gelmeyecekler." (s. 9) Öyle bir dükkan ki hizmette sınır tanımıyor, size göre bir intihar malzemesi elbette mevcut, yoksa da kişiye özel tasarlanır. Hizmette sınır yok, cenazenize çelenk dahi gönderilir. Reklamlarını yapmayı da ihmal etmezler: "Ayrıca her zaman şunu söylerim, insan bir kez ölür ve bunun unutulmaz bir an olması gerekir." (s. 22)
Öyle çok kasvetli bir yer gibi de düşünmeyin. Aile işletmesi. Ailede herkesin bir görevi var bu konuda. Çocukların isimleri bile intihar eden ünlülerden seçilmiş: Marilyn, Vincent ve Alan... Bildiğimiz Marilyn Monroe, Vincent Van Gogh ve Alan Turing'den geliyor.
Bazı meslekler aileden gelir ve çocukları da o mesleği devam ettirirler. Devam ettirmeyen "hayırsız evlat" muamelesi görür. Ne yani yılların işletmesi son mu bulsun. Nasıl ölecek bu insanlar! Bu ailenin hayırsızı da Alan...
Alan...
Martin Eden'dan sonra yüreğime en çok işleyen karakter oldu. Kimi insanlar vardır çevrelerine pozitif enerji verirler, gittikleri her yeri aydınlatırlar. Yo yo Pollyana gibi düşünmeyin. Olumlu düşünmek anlamında demiyorum: Dokunduğu her yerde çiçek açtırmak. Ama bilir misiniz? Etrafına iyi gelen insanların kendi içlerinde yanan ne fırtınalar vardır.
- Niçin ölmek istiyorsun? diye soruyor annesinin yanında oturan ve defterine kocaman güneş resimleri çizen küçük Alan.
+Çünkü hayat yaşama zahmetine değmiyor, diye karşılık veriyor aşağı yukarı kendisiyle aynı yaşta olan kız.
Deli Deli Küpeli filmini izlemiş miydiniz? Kaymakam gelir ve kasabanın bütün sorunlarını çözer. Ya kendi zihnindekiler? Bazen kendinden başka herkese iyi gelirsin. Bazen herkese uğrarsın ve bu güzergahta bir tek kendine vakit ayıramazsın. Bazen etrafındaki herkes intihara meyilliyken bir tek sen gerçek manada ölmek istersin.
-Yatacağım.
Mesele şu ki yarın gene yaşamak gerekecek. (s. 110)
Ernest Hemingway der ki: "Hayat herkesi yaralar ve sonrasında çoğu insan o yaralı yerlerinden güçlenir." Çoğu der ama, zira hepsi için bunu söylemek güçtür. Yara üzerine yara alır kimileri... Hayatın Kıyısında diye bir kitap okumuştum aylar önce: Kahve içenlerin intihar etme olasılığı içmeyenlere göre daha düşüktür," diyordu bir sayfasında. Okuduğum günden beri her gün bir fincan içmeye çalışırım. Bir yerlerde sevdiğim insanlarla bir şeyler içiyorsam onların da kahve içmesine özen gösteririm. Kimi ihtimaller insanın derinlerine işler.
Farklı bir kitap. Tirajikomik. Yazarın karikatürist olması da bunda etkili olmalı. Okuyanı intihara teşvik etmiyor kesinlikle. Aksine oldukça ince bir biçimde hayatta tutmaya çalışıyor da diyebilirim. Kitabı sevdim. "Alan" karakteri ömürlük yer edindi içimde. Bir cümleye özetleyeyim eseri: Bir günde okursunuz da bir ömür unutabilir misiniz bilemiyorum. Benim kahvem sade olsun, haydi selametle!
Ahh Martin Martin’imm yüreğim onunla gitti. Asla unutamadığım bir karakter. Alan’ı da merak ettim Martin’den sonra en çok o etkilediyse seni.
İntihara ben de kalkıştım en güzel çağımda hem de benden vazgeçen biri için canımdan vazgeçmiştim. Şimdi öyle acıyorum ki o halime. Değmeyecek biri için canından geçiyorsun hem de ailen gözlerinin içine bakarken…
Viktor E. Frankl diyordu İnsanın Anlam Arayışı’nda çok acı çeken insanlara “Neden intihar etmiyorsun?” Aldığı cevaplar içinse “ O zaman onun için yaşa.” diyordu. Ne için vazgeçmiyorsan onun için yaşamalısın. Sezenimiz der ya:
“Yetinmeyi bilir misin,
Sana verdiği kadarıyla hayatın?
Hoş, bilsen de bilmesen de
Yara bere içinde bu yollardan geçeceksin…”
“Bu kadarına razıysan
Yaşa gitsin…” de der canım kadın.
İncelemen yine fazlasıyla dokundu emeğine sağlık Mikail. Şu uygulamada inceleme yazsa da okusam diye beklediğim tek kişisin. Sen oralı olmuyorsun ama ben bir gün kitabını okumak için bekliyor olacağım. ☺️