Çok fazla yazarın kaleminden bahsetmem gerekse de, uzamaması için kısa değineceğim. Yaşadığı dönemde hak ettiği değeri göremeyen yazarlar vardır; bu dediğimde aklıma ilk Oğuz Atay gelir. Bence çoğumuzun aklına da ilk o gelir. Yaşamından sonra bile hak ettiği değeri göremeyen yazar olarak ise ne yazık ki Peyami Safa derim.
Bu eserde, yapayalnız bir karakter bekliyordum; kalabalıklar içindeki yalnızlığı buldum. Müthiş kurgulanmış bir olay örgüsü ve hayatınızda iz bırakacak karakterlerle karşılaşacaksınız. Samim mesela…
Dili ağır gelebilir, bilmediğiniz kelimeler olabilir, ki bende çok oldu. Ama kelimeleri bilmeseniz de, cümle bütünlüğünden anlam çıkarabiliyorsunuz; bu ilginçti. Yeni bir tabir edindim: Şüphenin psikolojisi, karaktere yapışmıştı. Tam bir psiko-dram. Kitapta bolca melankoli var. Bazen herkes Samim olur; iç sesiyle, zekâsıyla ve bitmeyen şüpheleriyle. İç sesinizde benzerlikler bulacağınız, severek okuyacağınız bir eser.
İç sesim diyor ki: Bu incelemeyi okuyup kitabı okuyanlar, teşekkür edecek.
Kitabı ilk okuduğumda cidden etkisinden çıkamadım. Özellikle birçok metafor kullanmış karakterlerde sanki bir metafordan ibaretti. Aydın karakteri en güzel örneğiydi🌟
En sevdiğim kitaplar içinde net ilk ondadır. Bu kitap ile ilgili ne desem az, ne söylesem yetersiz. Dilim döndüğünce ben de bir inceleme yazmıştım. Ne diyim MUAZZAM.
Bana da bazen aynı şey oluyor. Listemde bekleyen bir kitap, tek bir alıntı ya da bir inceleme sayesinde bir anda ön plana çıkabiliyor. Sizde de aynı durum oluşmuş. Şimdiden keyifli okumalar dilerim.
Ben Ahmet Hamdi Tanpınar ın insan ilişkilerini, hayatın gerçeklerini nesnel bir dille ele alışını, gerçekçi karakterlerini Lev Tolstoy a benzetiyorum.
Peyami Safa yı da psikolojik tahlilleri, ütopik karakterleri ve konuları ile Fyodor Dostoyevski ye benzetiyorum.
Ahmet Tanpınar’ı hiç Tolstoy ile yan yana düşünmemiştim. Ama dediğiniz gibi, Peyami Safa’nın gözlem gücü ve karakter aktarımı Dostoyevski’nin kalemiyle birbirine oldukça yaklaştırıyor. Bu konuda ben de sizinle aynı fikirdeyim.