"Ölüm, Sisifos'un kayasıdır."
9/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2024 51. kitabı
Bu kitabı bir iki yıl önce almıştım. O zamanlar Kırmızı Kahverengi Defter' i yeni okumuşum ve o kadar etkilenmişim ki Nilgün Marmara ile alakalı ne varsa okuyup öğrenmek istemişim. Sonra büyük bir kitapçıda bu kitabı buldum. O dönemler neden okumadığımı hatırlamasam da şu an okuduğum için çok mutluyum. Kitap okumakta güçlük çektiğim şu dönemlerde çok iyi geldi. Resmen o unuttuğum tat tekrar dilimin ucuna geldi. Kitaba gelecek olursak, yazarı Betül Şükür müş. Ben adını ilk kez bu kitapla duydum. Nilgün Marmara hakkında öğrendiklerini toparlamış bu kitapta, bazı detayları bilsem de öğrendiğim bir sürü şey oldu. Herkes intiharı ile tanısa da Nilgün Marmara' yı bu kitap bu konudaki bazı önyargılı fikirleri yıkmaya gelmiş. Marmara sanılanın aksine çok neşeli bir insanmış. Evinde şiir partileri düzenliyormuş hatta İkinci Yenilerle kankiymiş :D Her pazar but partisi düzenleyip mor şalı ile kapıları neşeyle açarmış ama neydi onu intihara sürükleyen, ölüm onun için bir kaçış mıydı yoksa özlem mi? " Ölüm, Sisifos' un kayasıdır" diyordu tezin sonuna doğru. Bu, derin ve benzersiz bir benzetmeydi. Sisifos, Yunan mitolojisinde Zeus tarafından cezalandırılan bir tanrıydı. Cezası ise devasa bir kayayı dağın tepesine çıkarmaktı. Sisifos, kayayı dağın tepesine zar zor çıkarıyor ancak tepeye gelir gelmez kaya geri düşüyordu. Böylece Sisifos, sonsuza kadar bu kayayı tepeye çıkarmakla lanetlenmişti. Nilgün Marmara için ölüm, tam olarak bu kayaydı. Sonsuza kadar sürecek olan, taşınması gereken ve kaçınılmaz olandı. Cezaydı, mahvoluştu, muazzam bir hayal gücüydü, kişiyi yaşadığı için acı çekmeye zorlayan absürd bir eylemdi. Kendisi bu benzetmeyi, tam olarak bu sözlerle özetliyordu." ( sayfa 41) Yukarıdaki bahsedilen tez Nilgün Marmara'nın tezidir. Kendisi Sylvia Plath üzerine tez yazmıştır ve sanırım onu çok iyi anlamış ki bu hayattan göçmek için benzer bir yolu seçmiş. İki kadın yazarın da hayal gücü çok gelişmişti. Hemen şu alıntı ile desteklemek istiyorum. "Bazı akşamüstleri bir balinanın ruhuyla kendi ruhunu yer değiştirdiğine inanırken buluyordu kendini." (sayfa 66) Eşinin işi gereği Libya' ya taşındılar ve Marmara buraya alışmaya çalışırken çok zorlandı ve hastalandı. Sonunda kendisine Bipolar tanısı konuldu. Aslında şiirlerini dikkatli okursanız orada bile net olarak fark ediliyor bu durum. Kitapta hastalık şöyle anlatılıyor: " Bipolar bozukluk, iki farklı hastalık dönemi içeren bir ruhsal bozukluktu. Manik ve depresif olmak üzere iki dönemden oluşuyordu. Bipolar bozukluk, klasik tanımıyla, depresif ve manik ya da hipomanik dönemlerin olduğu, dönemler arası tamamen normal olan ya da minimal belirti düzeyleriyle beraber olduğu düşünülen ve hemen her alanda işlev kaybına yol açtığı bilinen ciddi bir ruhsal bozukluktur. (...) Oldukça önemli bir sağlık sorunu olup, ciddi sosyal ve ekonomik sonuçlar doğurmaktadır."(sayfa 72) "Hastalığın Nilgün Marmara'nın yüreğine bıraktığı pır pırlık görülmeyecek gibi değildi ama her şeyden önce bu hastalığın tarihçesine bakıldığında bulunduğu çoğu yerde şu bulguya rastlandığı ortaya çıkıyordu: sanat ve yaratıcılık. Virginia Woolf , Victor Hugo , Vincent Van Gogh , Ernest Hemingway , Lev Tolstoy ... Bu liste böyle uzayıp gidebilirdi." (sayfa 73) Şimdi yavaştan ölümü ve sonrasına değineceğim. Kitapta Lale Müldür' ün bi ara ağır bir depresyon geçirdiğini ve ardından Nilgün Marmara' ya intihar etmek istediğini söylediği bir kısım var. Sizce Marmara ona ne cevap vermiştir. Çok garip gelecek ama çok kızmış Müldür'e. Yavaş yavaş sona yaklaşırken kitapta beni çok duygulandıran bir kısmı bırakmak istiyorum. " 29 yıl 8 ay. 10.835 gün. Nilgün Marmara, iki adımlık yerküreye bu kadar dayanabildi. Ece Ayhan' ın yorumuyla bir teneffüs daha yaşasaydı tabiattan tahtaya kalkacaktı. Ne yayımlanacak kitabını bekledi, ne de kabul ettiği tedaviyi, ne de ertesi gün onlara gelecek olan dostu Haydar Ergülen'i. İntiharı, arkadaş çevresinde yayılırken ve herkes intiharına şaşırırken Daktiloya Çekilmiş Şiirler (1977-1987)' i isteği üzerine 1988 yılında, tıpkı Haydar Ergülen'in ona söz verdiği gibi Şiir Atı' ndan yayımlandı. Gülseli İnal, kitabı yayımlandığında kitabı götürüp Nilgün Marmara' nın mezarına bıraktı, görsün diye... :( ( sayfa 115) " Ne acı ki bugün Nilgün Marmara'nın en bilindik dizeleri olan ' Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna' ona ait değil" ( sayfa 8) Nilgün Marmara en sevdiğim yazar olan Oğuz Atay ile aynı kaderi paylaşması bu açıdan kalbimi gerçekten çok kırdı. !!İNTERNETTE NİLGÜN MARMARA İLE ANILAN AMA ONA AİT OLMAYAN CÜMLELER!!! "Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna" "Ben babamın yuvarladığı çığın altında kaldım" "Biliyorum, bir gün dayanamayacak küçük kalbim; arkamı dönüp inandığım ve güvendiğim her şeye veda edeceğim." "Maskelerinizi kuşanıp yalanlarınızı çoğaltın." "Hepiniz mezarısınız kendinizin..." "Erken vazgeçişlerim vardı benim seninse erken tükenişlerin ve gece uygun değildi beklemeye yine de bekledim... Avcumda unutulmuş binlerce gölge yeraltında öldürülmeyi bekledim günışığı vururken gözüme ölmeyecektim. Katilim yoktu, katilim çok..."
1000 Kitap
Nilgün MarmaraBetül Şükür · Destek Yayınları · 2021392 okunma
·
182 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.