Gönderi

Kayıp İncelemesi
8/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2024 27. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 12 Eylül 2024 22:01
Düşünceleri, zonklayan ritimli bir efsuna, fiziksel bir acıya dönüştü ve bunun öncesinde gerçekleşen her şey iki kelimeye sıkıştı: Canım acıyor… Bu kitabı en güzel özetleyen cümle yukarıdaki cümle. Çekilen acıyı merkeze alan bir eser. Ancak bu acı çekme Ortadoğu kültürü gibi yakayı bağrı parçalayan şekilde değil. Daha incelikli bir üzüntü var. Benzer hüzün anlatımını Albaya Mektup Yok kitabında hatırlıyorum. Film olarak da Manchester By The Sea. O filmde de bu romandaki gibi kesif bir hüzün vardı. Ve tabi soylu bir yas tutma… Kitabın kısa bir özetini vermeden önce bir miktar spoiler (sürpriz bozan) içereceğini söylemem gerek. Mutlu bir aile. Bir anne, bir baba ve bir de 3 yaşında kız çocuğu. Her şey mükemmeldir. Aile mutlu olmak için her şeye sahiptir. Ta ki bir gün baba Stephen kızı Kate’i bir markette kaybedene kadar. Gözünün önündeki kız aniden yok olmuştur. Yer yarılmış içine girmiştir sanki. Etraftaki insanlara sorar, video kayıtlarını inceler, nafile…Kaybolmuştur Kate…Evine gider ve bir kocanın karısına verebileceği en kötü haberi verir: Kızımız kayboldu…Bu andan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmaz bu çift için. Stephen kızını kaybetmenin acısını onu arayarak hem de her yolu deneyerek gidermeye çalışır. Anne Julie ise hiçbir şey yapmak içinde gelmez, inzivaya çekilmiştir adeta. Hayattan kopmuştur. Bir noktadan sonra birbirlerini görmek bile onlara zor gelir olmuştur. Konuşacak bir şeyleri kalmamıştır. Havadan sudan konuşsalar bile bir süre sonra suskunlaşmaktadırlar. Zira birbirlerini görmek onlara kızlarını hatırlatmaktadır. Keza bir süre sonra boşanmasalar bile ayrılırlar. Farklı evlerde yaşamaya başlarlar. Unutmak çok zordu, unutmaya çalışmak da zordu. “Birlikte vakit geçirmek, yaşadıkları kaybın verdiği kederi arttırıyordu. Yemeğe oturdukları zamanlarda Kate’in yokluğu ne üzerinde konuşabildikleri ne de görmezden gelebildikleri bir gerçek haline geliyordu. Birbirlerini teselli edemiyorlardı, bu yüzden de arzuları yoktu. “ s.54 “Sevgi diye bir şey varsa bile, ulaşamayacakları kadar derinlerde gömülüydü.” S.55 Kitap Kate’in kaybolmasından 2 sene sonrasını ele almakta. Julie artık durumu kabullense de Stephen aramalarına halen devam etmektedir (bunu muhakkak eklemem gerek, kadınlar kabullenme konusunda erkeklerden çok daha başarılı. Zira Manchester By the Sea filminde de kadın çocuklarının kaybı sonrası yeni bir evlilik yapmış ancak baba çocuklarının kaybını bir türlü kabullenemez. Tam olarak araftadır. Ne yaşamaktadır ne de ölüdür.). Herkesin artık Kate’i unutmasını telkin etmesine rağmen, bırakın onu unutmayı unutmaya çalışmak bile kızına ihanet etmek gibi gelmektedir. Kızının doğum günlerinde kızına hediye almayı sürdürür. Bu sayede kızının yaşadığına olan inancını göstermiş olur. Ancak bunu kimseyle paylaşmaz. Alacağı tepkiden çekinmektedir. Stephen’a bu zor zamanlarında yardım eden iki arkadaşı vardır; Charles ve Thelma. Charles’ın kitapta önemli bir rolü var ve buna sonra değineceğim. Stephen bir gün Kate’e çok benzeyen bir kız görür. Daha sonra o kızın Kate olmadığı anlaşılır fakat bu olay Stephen’ı derinden etkiler. Zira artık bu kaybı kabullenmeye başlamıştır. Kafasını meşgul etmeye karar verir. Zor bir dil olan Arapça öğrenmeye başlar. Ayrıca tenise de başlamıştır. Ancak tenis hocasının dediği gibi kafasını bir türlü verememektedir. Kafa sürekli başka yerdedir. Bir de zaman metaforu var. Kitabın bu kısmı ilginç. Zira Stephan bir gün bir barın önünden geçerken genç bir kadın görüyor. Kadın Stephan’a bakıyor ama onu görmüyor. Stephen bu genç kadının annesi olduğunu anlıyor. Daha sonra bu olayı annesine anlatıyor. Ve annesi o günü çok net hatırlıyor. O sıralar Stephen’a hamile ve doğurup doğurmama konusunda kararsız. Tam bu sırada pencereden dışarı baktığında açık alanda genç bir çocuk görüyor ve bu çocuğun ilerde onun oğlu olacak olan kişi olduğunu anlıyor. Sonrasında çocuğu doğurmaya karar veriyor. Yukarıda da bahsettiğim gibi Charles ve Thelma kitaptaki önemli karakterler. Özellikle de Charles. Zira onun hikayesi üzerinden büyümenin güçlüğüne değinmiş olur Ian McEwan . Charles önemli bir bürokrattır ve Stephen’ın çocuk gelişimi ile alakalı önemli bir devlet projesinde yer almasını sağlar. Thelma ise bir fizikçidir. Charles tam bir tutunamayandır. Çok başarılı, geleceği parlak bir bürokrattır. Ancak o hiçbir sorumluluğu olmayan, bu dünyayı hiç tanımak istemeyen bir çocuk olmak istemektir. Çocuk olmak özgür olmaktır. Paradan, planlardan, kararlardan uzak olmak demektir. Enerjini sonuna kadar kendi eğlencesi için harcamak demektir. Ama ne yazık ki çok kısa sürer. Charles gibi 12 yaşında annesini kaybeden bir çocuk için ise daha da kısa sürer. Charles işi gücü bırakıp tekrar 12 yaşına döner. 12 yaşındaki gibi giyinip, 12 yaşındaki bir çocuk gibi oyunlar oynar. Ağaç ev yapar, oraya eşyalar koyar. Hayatın ondan aldığı çocukluğunu geri almaya çalışır. Charles tüm bağlantısını kesmiştir iş hayatı ile. Zira tekrar ergen olmak demek, kendi istediklerini değil başkalarını memnun edecek eylemler yapmak demektir. Ancak eşi Thelma bu duruma daha fazla katlanamaz. Artık bu oyunu bırakmasını yine eski hayatlarına dönülmesi konusunda bir tartışma çıkar. Charles Thelma’ya çok kızar ve intikam olarak intihar eder. Kayıp hikayesinden çok ben bu büyümenin zorluğu kısmına daha çok takıldım. Bunun özel bir sebebi de var. Bundan bir süre önce 4 yaşındaki kızım bana “Ben büyümek istemiyorum, çocuk olmak çok güzel” demişti. 4 yaşındaki kızım bile farkında aslında büyümenin hiç de iyi bir şey olmadığı. Nasıl olduysa zorlukların ancak o zaman başladığının bilincinde. Ian McEwan gerçekten bir kaybın ardından yaşanan acı kadar çocukluk ve büyümek konularına da derin dalmış. İnsanı mutlu eden şeyler çocukken yapmak istediğimiz ancak yapamadığımız şeyleri daha sonra yapmak olduğunu ifade etmiş. Ek olarak çocukların sıkıldığı beğenmediği şeylerin bir ruhu olmadığını da söylemiş. “Ama otoyolların ruhu yok. Hiçbir çocuk köprüde durup arabaların plakalarını bir kenara yazmaz” s. 209 Sonuç olarak bu kitabı epey beğendim. Hatta bence okuduğum Ian McEwan kitapları arasında en iyisi buydu. Engin Mavi senin bu kitabı beğeneceğini düşünüyorum. Bence bu kitabı bir kenara not et. Senin tarzına uygun bir roman.
KayıpIan McEwan · Yapı Kredi Yayınları · 2019202 okunma
·
387 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Nokta atışı kitap tavsiyelerine bunu da ekledim: 1️⃣ Kıskanmak - Nahid Sırrı Örik ((OKUNDU)) 2️⃣ Denizi Yitiren Denizci - Yukio Mişima (Okunacak) 3️⃣ Albaya Mektup Yok - Gabriel Garcia Marquez (Okunacak) 4️⃣ Kayıp - Ian McEwan (Okunacak) Not edilmiştir ✍🏻 Eline sağlık Özgün Coşkun . Okuma iştahını kabartan bir inceleme olmuş. 👍🏻
Özgün Coşkun
Gönderi Sahibi
Çocuk Yasası ve Cumartesi kitaplarını ekleyebilirsin. Bence bu kitaplarda senin ilgi alanına bir miktar girebilir.