2.BÖLÜM Postmodernist Tarihsel Bir Roman ve Büyülü Gerçeklik (Fantastic Realism): İhsan Oktay Anar , postmodern tarihsel romancıların öncülerindendir. Anar, gerçekliğin sorgulanmasını okurlarından istediği için roman karakterlerinin hayat hikayelerini anlatırken/kişiyi tanıtırken bazı yerlerde ''pek de güvenilir olmayan bir kaynağa göre.... Şu kişiden rivayet edildiği üzere...'' vs tam emin olunamayan, doğru bilgi olup olmadığı hep muğlak ifadeleri özellikle kullanır ki bu da okurda sorgulama arzusunu uyandırır ve okur şunu anlar ki bir kurmaca metinle karşı karşıyadır. Bu da okuru esere karşı hep canlı ve sıcak tutar. Zaten Anar'ın istediği de budur. İnsanı ölümsüz kılacağına inanılan gizemli kara para ve bu paranın yardımıyla sonsuz hıza ulaşarak zamanı geriye dönüştüreceği düşünülen topaç biçimindeki zaman makinesi, geleceği haber veren kehanet aynası, gökten yıldırımlar düşüren Dertli karakteri, Uzun İhsan’ı derin hayaller alemine daldıran yeşil renkli içki. . . vs daha neler ... neler... Gerçekliğin sınırlarını aşan motifleriyle zenginleştirilmiş ve pek çoğu evrensel nitelikteki bir takım olağanüstü olaylar, hortlaklar, hayaletler, vampirler, kurt adamlar, kötülüğün sembolü olan ve farklı kimliklerle görünen şeytan ile onun oyunlarını bozmaya çalışan kişiler, Doğu mitolojisinden ve masallarından alınmış birtakım gizemli objeler/nesneler ve bu olayların yaşandığı fantastik yerler, Anar’ın romanlarını özgün kılarken aynı zamanda metinlerin zengin fantastik dünyasını oluştururlar. Romanların sonunda okurun olayların hiç yaşanmamış olduğu duygusuna kapılması ve bu husustaki kararsızlığı, fantastik anlatının kurgulama tekniğinden gelmektedir. Postmodern tarihsel roman anlatısında İhsan Oktay Anar'ın Büyülü Gerçeklik çatısının altında barındırdığı anlatı tekniklerine ve kavramlara bir göz atalım: İhsan Oktay Anar, esere mizahi bir çeşni katarken bir yandan da malzemeleri deforme ederek, bozarak aykırı biçimde gülünçleştirerek okuru bilinenlere yabancılaştırır; böylece bilginin göreceliğine hatta güvenilmezliğine dikkat çeker, dahası şüphe duymaya teşvik eder. Zihninde geliştirdiği birtakım imgeleri dış dünyaya özgü birtakım simgelerin/sembollerin içine yerleştirerek dış dünyanın gerçeğine onların merceğinden bakar ve biz okurlarını yadırgatır. Ancak bize tuhaf gelen ve yüzeysel bakışla ilk anda anlamlandıramadığımız bu imgesel dünyaya ait somutlaşmış sembollerin kendi içlerinde bir yasası ve gerçeği vardır ki buna Büyülü Gerçeklik diyoruz. Eğer gerçekliğin yasaları olduğu gibi duruyor ve anlatılan olayları açıklamaya yarıyorsa yapıt başka bir türe girer: Tekinsiz türe. Ya da tersine okuyucu, olayı açıklamak için yeni doğa yasalarını kabul etmek durumundaysa olağanüstü türe girmiş oluruz. Bilinen tüm doğa yasalarını unutun İhsan Oktay Anar’ın yasalarının hükmünün geçtiği İhsan Oktay Anar Cumhuriyeti’ne hoş geldiniz. En bilinen şekilde; Gabriel Garcia Marquez tarafından Yüzyıllık Yalnızlık romanında kullanılan Büyülü Gerçeklik’te büyü, fal ve rüyalara göre olayları yorumlamalar, saplantılar, inanışlar, ölmüş kişilerin hayaletlerinin yaşayanların hayatına karışması gibi olağandışı olaylar/durumlar/unsurlar İhsan Oktay Anar’ın romanlarının da değişmez anlatı malzemeleri arasında yer alırlar. ROMANDA KULLANILAN TEKNİKLER : Anlatımlarında gerçekmiş izlenimi vermesine rağmen aslında nakilcilerin olumlu ve olumsuz ön adlarla nitelenen kimliklerinden güvenilmez kişiler olduğunu; aynı zamanda anlatılanların rivayetlere dayandığını, dilinin eski ve geleneksel anlatma tarzı olacağını ve metnin tarihsel bir metin olduğunu da anlatmak ister. Çok da güvenmeyin siz her zaman şüphe duyun demek ister, yazar. Temelinde çoğulcu bakış açılarıyla romanın malzemelerini, içinde geçen vakaları, tüm argümanları birbirlerinden söküp ayrıştırarak birbirinden uzaklaştırarak mistik ve karmaşık bir hale sokar. Ana metinden bağımsız gibi gözükse de birbirinden farklı bambaşka yapılar bir şekilde birbirleriyle eklemlendirilerek aynı geminin parçaları haline gelip bütünselleştirilir. Anar romanlarında tek ve sabit gerçek ya da doğru yoktur. Farklı açılardan farklı pencerelerden bakarak gerçek olarak tanımlanan şeye ön ve arka yüzünden okuruna gösterir. Gerçek kavramına farklı açılardan bakabilmek, salt doğru arayan tarihsel verilerle zaman zaman çelişse de bu bir roman türüdür ve her insan her şeye farklı açılardan da bakabilmelidir. Donanımı ve entelektüel birikimi üst seviye olan yazar İhsan Oktay Anar, salt tarihsel verilerden aldığı somut bilgiyi mitoloji, efsane ve masallardan da destek alarak romansal kurgusunu kurar. Her bir roman malzemesinin üzerinde döndüğü eksen aslında bir ana felsefi düşüncedir. ÜSTKURGU/ ÜSTKURMACA (Metafiction) Yazar, anlatıcı rolündedir. Yazar/Anlatıcı, romanı nasıl kurguladığının hatta nasıl kurmaca bir roman olduğunu bir şekilde okura hissettirir. Anar, bu romanının kurmaca olduğunu okuruna ''Uzun İhsan Efendi'' aracılığı ile hissettirmektedir. Yazarın/anlatıcının aslında kendi düşüncelerinde çeliştiği noktaları kendi iç sesiyle romanından dillendirmesidir. Düş ile gerçek arasında araf halinde kalmış gibidir. İhsan Oktay Anar, bunu roman kahramanı Uzun İhsan Efendi'nin (yazarın bizzat kendisi olur) René Descartes 'in Yöntem Üzerine Konuşma adlı eserinden yola çıkarak aktarır. Descartes 'in meşhur önermesi olan ''Düşünüyorum o halde varım'' önermesinin karşısına İhsan Oktay Anar, ‘’Düşünüyorum, ama sadece ben var değilim; Ben düşündüğüm için sizler varolmaktasınız’’ demektedir. Bu, gayet açık ve net bir karşı önermedir. Şayet roman var ise bu yazarın düşleri sebebiyle varolmaktadır. Romanındaki tüm dünya, ahali, mekân, zaman ...vs varoluş sebeplerini yazara/anlatıcıya borçludur. Yazarın düşlerine ve düşüncelerine her bir roman karakteri muhtaçtır. Dünya, eğer yazar düşlerse vardır, düşlemezse yoktur. Bütün bu yaratma eylemlerine bakıldığında Uzun İhsan Karakteri, eldeki romanın sahibi, yazarı, anlatıcısı olarak tek yaratıcı konumundadır. Puslu Kıtalar Atlası, Uzun İhsan Efendi'nin (yazar/anlatıcının yani İhsan Oktay Anar ın) monolojik bir sesi olarak da yorumlanabilir. Kurmaca dünyanın yazarı, romanın gerçek yazarı olan Anar düşündüğü için var olmaktadır ve yazarın tasarladıklarını düşünmektedir. Düşleyen (okurun elinde bulunan kitabın yazarı) ve düşlenen (kurmaca dünyanın yazarı) kitabın sonunda birleşirler. ‘’Ne var ki ben, kendimle ilgili bazı meseleleri hâlâ çözebilmiş değilim. Rendekâr düşünüyor olmasından var olduğu sonucunu çıkarıyor. Ben de düşünüyorum, dolayısıyla varım, ama kimim? Galata’da Yelkenci Hanı bitişiğinde ikamet eden (yazar kahraman) Uzun İhsan Efendi mi, yoksa bu günden tam üç yüz sekiz yıl sonra sözgelimi İzmir’de oturan mahzun ve şaşkın adam (İhsan Oktay Anar) mı? Hangimiz düş, hangimiz gerçek? Düşünüyorum o hâlde ben varım. Düşünen bir adamı düşünüyorum ve onun kendisinin düşündüğünü bildiğini düşünüyorum.’’ (s.127) ‘’Bu adam düşünüyor olmasından var olduğu sonucunu çıkarıyor. Ve ben, onun çıkarımının doğru olduğunu biliyorum. Çünkü o, benim düşüm. Var olduğunu böylece haklı olarak öne süren bu adamın beni düşlediğini düşünüyorum. Öyleyse, gerçek olan biri beni düşünüyor. O gerçek ben ise bir düş oluyorum.’’ (PKA, 237) ‘’Senin için gerçek bir baba olmayı, saçlarını okşamayı, seni öpmeyi çok isterdim. Ama düşlere dokunmak mümkün olabilir mi? Sana bu yüzden hem çok yakın, hem de çok uzağım. Veda etmek benim için son derece zor. O yüzden, her ne kadar uzakta olsam da seni, o eski yakışıklı yüzünle, Aglaya’yla birlikte düşlemek istiyorum. Hoşça kal oğlum. Hoşça kal sevgili, biricik düşüm.’’ (PKA, 237) İşte bu, tam olarak bir Üstkurmaca’dır. METİNLERARASILIK (Intertextuality): Birçok farklı unsuru bir araya toplayarak çok katmanlı bir metin oluşturmaktır; farklı kültürel unsurları, birbirinden ayrışan bakış açılarına ve yaşam tarzlarına sahip insanların ve soyut varlıkların romanda entegre olmuş halini çok kültürlü çok dilli bir yapıda görüyoruz. Metinlerde rastlanılan bazı metinlerarasılık (intertextuality) örneklemleri vermek gerekirse; en güzel Ebrehe roman karakteri üzerinden örneklenebilir. Ebrehe karakterini metinlerarasılık tekniği üzerinde çokça kurguladığını görüyoruz. Tek tek madde madde inceleyelim: - Şeytana çok fazla gönderme var. Bunlardan birisi de romanda Şeytan’ı sembolize eden roman karakteri Ebrehe’dir. Kur’an-ı Kerim’de geçen Fil Olayında (Vakayı Fil) geçen Ebrehe’den sembolize edilmiştir. Dinsel çatı altında kurgulanmış bir roman karakteri olarak gözükmektedir. - Romandaki Ebrehe karakteri, ölümsüzlüğün peşindedir ve etrafındaki adamlarına verdiği en büyük vaad de ölümsüzlük iksiridir. Aynı Gılgamış Destanı’ndaki ölümsüzlük otu gibi o da ölümsüzlüğe giden yola ulaşmaya çabalamaktadır. Ancak Gılgamış Destanı’ndaki gibi bu muradına eremez. - Büyük Efendi Ebrehe’nin ölüm sahnesinde ağzına para konularak çenesinin bağlanması olayı, mitolojide geçen Hades’in diyarına gidebilmek için verilen rüşvet niteliğindeki paradır. Burada bir parabol (mitolojik kurgu) ile ilişkilendirilmiş roman karakteri ile sembole yakın akılda yer edici, ders veren bir olayı anlatarak okuyucuyu inandırmak ve aydınlatmak amacını taşıyan anlatı yaratılmış olduğu gözükmektedir. - Uzun İhsan Efendi ve oğlu Bünyamin roman karakterleri Hz.Yakup ve Hz. Yusuf kıssası ile ilişkilendirilmiştir. Uzun İhsan Efendi, Hz.Yakup; oğlu Bünyamin ise Hz. Yusuf’u sembolize etmiştir romanda. Kıssada geçen haliyle aynı şekilde Uzun İhsan Efendi de Hz.Yakup gibi kaybolan oğlu için ağlamaktan gözleri kör olmuştur. Kıssadaki haliyle Hz.Yusuf nasıl ki kardeşi Bünyamin’in yanında kalmasını istediğinden cebine değerli bir eşya koyup arkasından hırsızlık yaptığı için onu tutuklattırdıysa, romanda da casus (Zülfiyar karakteri) çok değerli bir eşyayı, yani ‘’kara para’’yı vermiştir. René Descartes’ın Yöntem Üzerine Konuşma isimli meşhur kitabı, romanda Rendekâr’ın Zagon Üzerine Öttürmeler” kitabı olarak kurgulanmıştır. Zagon Üzerine Öttürmeler eseri, çöpe atılmış karalama kağıdının birkaç yüzyıl sonra nasıl tarihsel belge haline gelebileceğinin bir kanıtıdır. Türlü türlü maceralardan sonra yeni sahibinin eline ulaşacak ve macera başlayacaktır. Bu kitap, roman kurgusunda kutsal kitap muamelesi görmektedir. YABANCILAŞMA : Genel-geçer doğru olarak kabul edilene karşı bir kuşkuyla başlayan sonu güvensizlik ve tam tersini doğru olarak kabul etme sürecine kadar götüren bir kavramsal bir tekniktir. Okur, salt doğru olarak ilk öğrendiği andan bu yana tarihsel bilgilere, etik değerlerine ve hatta inandığı kutsallara karşı bir acaba sorusu aklına düşererek bir yaman çelişkiye düşmesidir. Doğru kabul edilen bilgi, ilk baştaki haline dönüldüğünde artık ilk anda öğrenilen eski bilgi değildir. Bambaşka bir şey olmuştur. Bilgi, tamamen kendine - ilk baştaki haline yani şüphe duyulmadan doğru olarak kabul edildiği haline - büsbütün yabancılaşmıştır. Ancak Anar’ın kullandığı bu teknik, bazı eleştirmenler tarafından küçümsenmiş, ağız dudak bükülmüştür. Zaman içerisinde yerine oturmuş ve özgün bir anlatım tekniği olarak hakettiği yerini bulmuş; kör ve sağır olmasına rağmen gemilere kılavuzluk yapan Uzun İhsan Efendi karakteri gibi birçok roman karakteri kendini hem okura hem de edebiyat camiasına kendilerini fazlasıyla benimsetmiştir. Zaten yazar/anlatıcı, tüm bunların bir üst kurmaca olduğunu her fırsatta bir şekilde okurunu sopasının ucuyla dürter gibi hatırlatmaktadır. ÖZNELLİK (Subjectivity) : Kişisel duygu, düşünce ve sezgilere dayanan anlatım özelliğine Öznellik denir. Öznel anlatımda, söz söyleyenin değer yargılarını yansıtan bir yorum vardır; dolayısıyla bu tür cümlelerde anlatılanlara başkaları katılmayabilir. Nesnellik ise bir yargının herkese göre aynı olmasına denir. Öznellikle 180 derece zıtlık gösterir. Daha çok bilimsel somut ve tartışma götürmeyecek kadar kesin bilgilerdir. Tam da bu noktada öznellik, romancıya istediği elverişli özgür ortamı sunar. Farklı bireylere ait farklı duygular, farklı bakış açıları, farklı düşünce yapıları, farklı yetişme ortamlarından dolayı farklı hal ve davranışları barındırarak geniş bir yelpaze açar böylelikle öznellik romanın ufkunu genişletir dolayısıyla onu okuyan okurun da ufkunu açar. SÜRREALİZM (Gerçeküstücülük) : Aklın, her türlü gelenek ve alışkanlıkların denetiminden sıyrılarak, kabul gören gerçekle bağın kesilmesini ve bu gerçek yerine kişinin, kendince bir gerçek yaratma amacı gütmesini savunan bir sanat ve edebiyat akımıdır. Gerçeğin ana formunu bozmaya başladığınızda gerçek deforme olmaya başlar; gerçeğin deformasyonu yavaş yavaş düşselliğe (fantastiğe) doğru evrilmeye başlar. Sürrealizm'de ilk kopuş burada başlar; yani gerçeklikten ilk ayrılınan noktada. Bunu takiben kullanılan metinlerarasılık, üstkurgu, parodi ve pastiş harmanlanması sonucu da ortaya Fantastik Gerçeklik çıkar. Bunu öğeleri kullanan postmodernist yazarların en çok yüzmeyi sevdiği sular, mitoloji, efsaneler, rivayetler ve menkıbelerle zenginleştirilmiş biraz güldürü ve alaycı üslupla tekrar harmanlanmış tarihsel metinlerdir. 👉🏻 3.BÖLÜM: #256356669
Edebiyat
·
896 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.