Gönderi

ÇOK BAŞKA BİR DİN
9/10
·328 syf.··
Beğendi
·
2018 6. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 31 Ocak 2018 19:37
YouTube kitap kanalımda bu kitabı önerdim: ytbe.one/b1teQgT1toE Ali Şeriati'nin bir zamanlar dediği gibi bu sefer sizi ben rahatsız etmeye geldim. Öncelikle günaydın, sistemin masalına kısa bir süreliğine ara vermek isterseniz, hoşgeldiniz. Cemre Demirel (blogger adıyla Michael Sikkofield), ilgi alanları olan din, felsefe ve ezoterizm hakkında yazılar yazdığı Türkiye'nin en fazla okunan şahsi blog sayfasına michaelsikkofield.blogspot.com.tr sahip olan sadece bir insandır. "Sadece" kısmını özellikle vurguladım ki bu kitapta eleştirilen ve kendisini insan statüsünden şeyh, mürit, veli, alim, artık adına ne demek isterseniz statüsüne sokmaya çalışan ve arkasında milyonları da beraberinde sürükleyen Mevlana, Yunus Emre, İbn Arabi, Hallac-ı Mansur, İmam Rabbani, Ahmet Yesevi, Cübbeli Ahmet gibilerin nasıl büyük bir uyutma planı olduklarını anlayabilelim. Rahatsız olmadınız mı? Durun daha incelemeye başlamadım bile. İncelememe Mesnevi gibi vahiy kategorisi dışında bir kitabın 1953 basımı önsözünde "Mesnevi, Alemlerin Rabbi'nden inmedir.", 2007 basımı önsözünde ise "Mesnevi, alemlerin Rabbi tarafından indirilmek hasebiyle onun önünden ve ardından batıl, yol bulamaz.", Milli Eğitim Basımevi'nden çıkmış 2.baskısının 4. cildinde ve 1852-1854. beyitlerinde "Bu, ne yıldız bilgisidir, ne remil, ne de rüya... Tanrı, doğrusunu daha iyi bilir ya, Tanrı vahyidir!" gibi cümlelerin geçmesiyle Mevlana'nın açık seçik Allah'tan vahiy aldığını belirterek yazmış olması, fakat bazı tasavvufçuların insanlara karşı bunu "gönüle inmek", "gönül vahyi" ile yumuşatmaya çalışmasıyla başlıyoruz. Hz. Muhammed'in ölümünden yıllar sonra İslam'a sızan tasavvuf hakkında neler biliyorsunuz? Bu incelemede bilmediklerinizi konuşacağız. Hallac-ı Mansur'un Enel Hakk yani "Ben Hakk'ım/Ben Allah'ım" demesini "Siz onun ne demek istediğini anlayamazsınız, o Allah aşkı ile söylenmiş bir laftır." gibi mükemmel derecede mantıklı savlarla savunan, genel öğretisinde bulunan benliği öldürmenin çıktığı yolun *Ben yokum = Çünkü sadece Allah vardır = Sadece Allah varsa o halde "ben" dediğim şey de Allah'tır = Ben Allah'ım* yoluna çıktığı, sevgidir, kardeşliktir, her şey Allah'tır derken aslında kötülük tanımının bile Allah'a yüklendiği, Kur'an'daki tevhid inancıyla hiçbir şekilde alakası bulunmayan tasavvuf dininden bahsediyor burada Cemre Demirel. Rahatsız olmadınız mı? İslam camiası olarak şu bitmek bilmeyen rahatınızı bozmanızın, okumadığınız, hakkında fikir sahibi bile olmadığınız şeylere bağlanmayı bırakmanızın vakti değil mi artık? Çünkü Kur'an, "17/İSRÂ-36: Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme." der bize. Spiritüalizm, panteizm, paganlık ve tasavvufun aslında hepsinin aynı öğretilere sahip olduğunu, Mevlana'nın Mesnevisinde, İbn Arabi'nin Fusus'ül Hikeminde, Hallac-ı Mansur'un Tavasininde, ABD'de pompalanan spiritüelist öğretilerin baş kaynaklarından olan Ramtha'da, Ra Bilgileri'nde her zaman aynı şeylerden bahsettiğini, Kur'an'da bizlere denen "La ilahe illallah" (Allah'tan başka ilah yoktur.)'a Sufilerin "La mevcude illallah" (Allah'tan başka mevcut yoktur.) cümlesiyle karşılık bulmasını merak ediyorsanız eğer bu kitabı kesinlikle okuyun. Şeyhin sözüne Hak sözü demek, şeyhin şarap içişine "o küçük bir havuz değildir ki bir damla pislik onu kirlendirsin" deyip hoşgörüyle yaklaşabilmek, Tanrı vahyiyle kutsal kitaplar yazdığını sanmak ve arkasından milyonları sürüklemek büyük cesarettir. Gelenekçilerin ve Elif Şafak okumayı seven modernist kesimin ortaklaşa buluştuğu tek nokta da ne gariptir ki Mevlana'dır. Hatta adı da Bakara 286. ayette "Ente Mevlana" diye Allah'a söylenmesi gereken bir söz iken zamanında Allahlığını ilan etmiş Celaleddin Rumi'ye bizim gidip de Mevlana dememiz "ama şimdi orada o bizim ustamız anlamında saygı..." diye geveleyecek olmanıza bir sebep midir? Olayın dini boyutu anlatmakla bitmeyecek kadar uzun. Müslümanların bilimde, ilimde, felsefede ve üretimde dünyanın çok önünde olduğu "İslamın Altın Çağı" denilen o refah dönemlerinin "tasavvufun altın çağı" olan 13.yy'da bitmesi tesadüf müdür yani? E tasavvuf, şeyhler, müritler, dergahlar, veliler, şunlar bunların sana dediği şey "Bu dünya boştur, her şeyini terk et, benliğini terk et, ne gerek var dünya işlerine, cennetin yolu şeyhine bağlanmaktır" lafları değil mi? Beyinleri böyle uyuşturmuyorlar mı? Müslümanların 13. yy'dan önce ve sonra çıkardığı bilim adamlarına bakarak bu mukayeseyi kendi evinizde siz de yapabilirsiniz. Olayın siyasi boyutu ise bambaşka bir boyut. Yeni dünya düzeni, tek dünya dini, tek dünya yönetimi başlığı altında toparlanabilecek birçok şey var. Rockefeller ve Rothschild gibi iki adet soyadını hayatınızda önceden duydunuz mu? Unesco, Unicef ve Un'un bu adamların paravan şirketleri olduğunu da duymamış olabilirsiniz. Artık biliyorsunuz. Hani 2007'yi Mevlana Yılı ilan eden Unesco yahu, bildiğimiz sevgi, kardeşlik, barış timsali Unescocuğumuz. Bir yandan kafa kesen radikalleri besleyen Amerika, bir yandan sevgi, kardeşlik, barış başlıkları altında tasavvuf dinine çağıran Amerika. Ama ikisi de Amerika. "Ya hep aynı şeyler, bunlar hep Amariga'nın oyunu, komplo teorileri falan aman" diyorsanız Türklerin hakkında bilip bilmeden atıp tuttuğu bu multimilyonerler hakkında bir şey bilmiyorsunuz demektir. Tasavvufun Amerika'da nasıl pompalandığını öğrenmek için şu sembolizm içerikleriyle dolu ve ödül almış kısa filme bakabilirsiniz : heliofant.com Ruh üfleme konusu ise Kur'an'da sadece ve sadece Adem ile İsa'nın yaratılışları için kullanılır. Sadece yoktan var etmek esnasında kullanılan "ruh üfleme" asla ve asla tasavvufçuların iddia ettiği gibi Allah'ın tüm insanlara kendinden bir parça vermesi gibi bir anlam taşımaz. Diyeceğim o ki, vahdet-i vücud, vahdet-i şühud, panteizm, spiritüalizm, paganlık, panenteizm, hepsi aynı yola çıkan inanışlardır. Panteizm ve vahdet-i vücud inancı Evrenler = Tanrı der, Panenteizm ve vahdet-i şühud inancı evrenler Tanrı'nın alt kümesidir der. Fakat Kur'an'da geçen tevhid dinine göre evrenler evrenlerdir ve Allah ise münezzeh, eşsiz ve benzersiz olduğu için kendi varlığı, evrenlerin varlığı için mukayese edilemez. Eğitim sistemimize zamanında giren tasavvuf ve buna benzer konuların İsmet İnönü'nün 1946 yıllarında Amerika'yla anlaşmaya vardığı Fulbright Anlaşması'na bağlandığı bu olay yüzünden eğitim sistemimiz şu an vasat bir durumdadır. Tasavvuf, Mevlana ve bunun gibi konularda kafa karışıklığı yaşayan arkadaşlara, hakkında bilgi sahibi olmadığının peşine düşmeyi sevmeyen arkadaşlara, kendi görüşü tasavvuf dini bile olsa kendisine zıt görüşleri okumayı seven arkadaşlara bu kitap yüksek derecede tavsiyemdir. Ya bu üçgen, tek göz, Illuminati, Amariga'nın oyunu, komplo teorisi falan diyecek olanları kenara alalım, 125 adet kaynaktan oluşturulmuş eşsiz bir çalışmayı okumak isterseniz buyrun. Kitaba aslında 9,5 puan veriyorum bu yarım puanı da şu sebeple kırıyorum, kitabın Düşün Yayıncılık önsözünde tasavvufun Kur'an ile çelişmeyen tarafları için fikir beyan etmemektedir cümlesi geçmekte fakat kitabın genel felsefesinin demeye çalıştığı cümle ise tasavvufun Kur'an'a ve İslam'a tamamen ters olduğu görüşüydü. Kaynak, kaynak, kaynak diye soracak olursanız kitap tam olarak 125 adet kaynaktan yardım alınarak ortaya çıkarılmış, çok büyük bir emek eseridir. İnanmak isteyen istediğine inanır buna hiçbir lafımız olamaz fakat tasavvufun İslam ve Kur'an'daki tevhid dini ile çelişen taraflarının olmadığını söyleyebilmek şirke rekor kırmaya doğru koşan bir atletin durumuna benzer niteliktedir. Cemre'nin kitabını noktaladığı sözü gibi ben de incelememi 14. yüzyılda yaşamış olan İbn Haldun'un sözüyle noktalıyorum : "Akletmek Müslümanlar tarafından terk edildi ve bu yüzden zelil bir hale düştüler."
Din
Bir Başka Din: TasavvufCemre Demirel · Düşün Yayınları · 2017801 okunma
··
3 +1'leme
·
6bin Gösterim
22 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
İmam-ı Rabbani'nin isminin bu satırlar arasında geçmesi, ne kadar yalancı olduğunuzun ispatı. Tepeden tırnağa propaganda yazısı. Tasavvuf'la zerre alakası yok. "La mevcude illallah" sufilerin sözüymüş, vahdet-i şühud ile alakalı yazdıklarınız..bu kadar büyük yalan nasıl uydursunuz :( Tasavvufu kitaplardan mı öğreniyorsunuz?! Helal olsun(!) Tasavvuf din falan değil bunu -çok özür dilerim- nerelerinden uyduruyorlar. Tasavvuf, İhlas makamına(her işte ilahi rızayı gözetmek) kavuşmak için bir aşama, bir süreçtir. O makama kavuştuktan sonra yani her işte ilahi rızayı gözeten bir mümin olduktan sonra, bu tasavvuf denilen şeyi götürüp çöplüğe atabilirsiniz. Atamazsanız veriniz ben atarım. Hem de gönül rahatlığıyla. Lütfen, insanların hal ve amelleri, konuştukları ve yazdıkları üzerinden din veya tasavvuf yorumlamayalım. Gerçekte nedir ve nasıldır ona odaklanalım. Fanatizmle olmaz bu iş. Biraz bilim konuşalım: bilim "madde yoktan var olmaz" der. Bunu anlıyorsak o zaman tasavvufun "t" sine dokunabiliriz...
İncelemeniz için teşekkürler, linkini paylaştığınız videoyu 5 sene önce izlemiştim. youtu.be/F1KYk405ePE 7 dakikalık videonun 45 dakikalık incelemesi de burada :) Vakti olan izleyebilir, seneler önce izlediğimde epey bir şaşırtmıştı beni.
Eline sağlık Oğuz. Tasavvufu biraz düşünerek içine girince tevhid dini karşısında şirk dini olduğu bariz bellidir, şirk ise insanlığın en büyük vebasıdır. 1518'de çıkan dans vebası gibi dönen şemazenleri mesela anlamadım gitti, şimdi mesela bu arkadaşlar sözde dönerek, bir elini yukarı kaldırarak hâşâ Allah'tan verip, diğer elini de aşağıda tutarak sözde halka dağıtıyorlarmış. Bunu savunan kimselere tek bir soru soruyorum: "Sen ortada olarak kimsin, Allah ile kulun arasında kimsin?" diye sorduğum da aldğım tek cevap "Allah beni ıslah etsin" oluyor. Ruh için de birkaç bir şey söyleyeyim, insanlar sanıyor ki insanların içinde böyle hayaletimsi gibi ruh var sanıyorlar ama böyle bir bilgi asla Kur'an'da yoktur, olanlar ise Platonculuk, Eflatunculuk, pagan veya tasavvuf kaynaklarıdır, hepsi de birdir zaten. Ruhun ebediliği zaten İslam'ın değil İslam dışı kültürlerin ürünüdür. Ruh inancı reenkarnasyon gibi inançları doğurur ve ruhçuluk da en ilkel insan davranışlarıdır. Şirk zaten ölmüşlerin ruhuyla temasa geçmek, onlardan medet ummak vs vs'dir. Kur'an'da geçen ruh kavramı Adem ve İsa için geçerken ekstra olarak Cebrail, vahiy ve Kur'an için geçmektedir, başka bir şey varsa da bilemeyiz, yani insan içinde ruh vardır vs vs gibi bir şey söyleyemeyiz kaynak yok çünkü, bilemeyiz diye ben söylemiyorum, Allah İsra Suresi 85. Ayet'te söylüyor.
Meseleyi ele alış biçimi bizim tasavvur ettiğimiz durumdan tamamen farklı. Biz Heterodoks yönelimleri otoriter dindeki mantığa uymayan kısımlarının törpülenmesi, akla uygun hale getirilmesi, daha hoşgörülü ve farklılıklara saygılı senkretik bir yönelim olarak ele alıyoruz. Nitekim Mevlana da, İbn-i Arabi de Budizmden Şamanizme kadar birçok farklı dinden etkilenmiş ve buradan beslenmiş, söylemlerini belirli bir mantık silsilesi içerisinde yazdığı kitaplarla ifade etmeye çalışmış insanlardır. Vahdet-i mevcud ya da panteizm ise kesinlikle spiritüalizmle ortak tutulacak eğilimler değildir. Monist ve çoğunlukla da materyalist bir anlayışın tezahürüdür. Nitekim sonradan Spinoza ve günümüz atomculuğunda dışavurulan evrenin bir bütün olduğu savının kökenleri bu felsefelerde atılır. Tabi buradan bu fikri savunanların söylediği her şeyin bilimsel olduğu anlamı çıkmaz elbette çağın yapısına uygun olarak onlarca spiritüel ya da efsanevi hikaye anlatılır bu şahısların kitaplarında, ancak maddenin dönüşümlerine, evrenin birliğine adam akıllı kafa yoranlar da bu insanlardır. Tarikat meselesine gelince, 12-13. yy'daki tarikatlar bildiğiniz Yunan felsefi akımları gibi iş görürler. Kalenderiler, Melamiler, Mevleviler, Bektaşiler, Bedreddiniler gibi birçok farklı akım İslam'ı ve evreni kavrama biçimlerinin farklılığı üzerinden oldukça zengin fikirler geliştirmişlerdir. Sandığınız gibi yobaz değillerdir, sadece usta-öğretici ilişkisinden doğan ve bilgiye duyulan saygı vardır. Tarikat ehli sabit değildir, tarikatini değiştirebilir. Asıl önemli olan da bu kadar fazla akımın hoşgörü içerisinde yaşamasıdır. Bu Altın Çağ'dan sonra bir cahiliye sürecine girilmesi ise tam da tarikatlerin ortadan kaldırılmasıyla paraleldir. Zira tefekkür eden insanların, bütün insanların eşitliğini savunmaları, gösteriş ve şatafattan uzak durmaları üzerine söyledikleri sözler iktidarı rahatsız eder ve Gazali'nin tek tipçi; felsefe, matematik ve doğa bilimlerinin insanları yoldan çıkardığına yönelik sözleriyle geliştirilen felsefesi egemen kılınır. Evet şeyhe koşulsuz itaat saçmadır, spiritüalizm ya da kanıtsız konuşmak saçmadır ama bunu Mevleviler ya da Vahdet-i Mevcudculardan çok bunları dışlayan, kitap yazmamış, okumamış avam kesim pekiştirmiştir diye düşünüyorum. Aceleci genellemelerle kolay hükümlere varmak doğru değil bence. Hele ki komplo teorileriyle dünyayı anlamaya çalışmak bana göre en net bilim karşıtı tutum. Yani sosyoloji yerine sürekli Rockefeller ve Rothschild'tan bahsetmek bu alanda çalışan bilim insanlarına hakarettir.
Oğuz Aktürk
Gönderi Sahibi
Hocam genel kültürünüzün ve olgunluğunuzun yorumunuza yansıdığı epey aşikar. Katkınızdan dolayı çok teşekkür ederim. Bu konularda sizin kadar bilgi sahibi değilim, hatta böyle bir türde okuduğum ilk kitap bile diyebilirim size, eminim benzerlerini okumak düşünceleri sağlamlaştırmak açısından daha faydalı olacaktır. Yazdığınız ve noktalama işaretlerine kadar bile dikkat ettiğiniz paragraflarınızın içerisinden pek çok tartışma konusu çıkabilir diye düşünüyorum, ben bu yoruma cevaben bir şey yazmak yerine bu yorumu tekrar tekrar okuyacağım. Zamanınızı ayırıp yazdığınız şeyler için çok teşekkür ederim. Selametle.
Bu yorumu goodreads’ta yazmıştım ama burada aklı karışan insanlar daha fazlaymış. Buraya da yapıştırayım: Şu yorumla mı milleti rahatsız edeceksiniz? Bir iki kitap okumakla mı eleştiri sahibi olacaksınız? Körü körüne bir şeyi savunmaktan daha kötü olan bir iki şey okuyup o konu hakkında körü körüne eleştiri yapmaktır. Biri sadece yoğun bir şekilde bir şeye-dine-ideolojiye bağlanırken diğeri körü körüne bir şeyi kötülemektedir. Heyhât, Türkiye çok zamandır her konu hakkında fikir sahibi olan ama aslında bu konu hakkında çok az düşünüp ahkâm kesen insanlarla dolu. Evvela tüm eleştiriniz Vahdet-i Vücut üzerine kurulu. Her şeyden önce tüm mutasavvıflar Vahdet-i Vücudu mu savunuyorlar? Sahi mutasavvıflar kaç grup? Bir Mevlânâ, Hallâc-ı Mansur vb öyle mi? Hepsi de aynı şeyi savunuyorlar! Amerika’nın yeni dinini.. Bu olmaz. Böyle olmaz. Mesela Vahdet-i Vücud tezine bizzat İmam Rabbanî karşı çıkmış, bunu eleştirmiştir. Bunu ‘makam sarhoşluğuyla’ söylemeyen kimsenin sözünün tevil edilemeyeceğini de belirtmiştir mektuplarında. Dahası Hallâc-ı Mansur da söylediği şeyle imtihan olmuş ve alimler tarafından asılmıştır. Kalan sûfiler onun hakkında hüsn-i zann’da bulunmakta ve makamın bunu söylettirdiğini kabul etmektedir. Bu bile Vahdet-i Vücud düşüncesinin mutasavvıflar arasında bile tam rağbet göremediğine bir kanıttır. Öyle olsa direkt bunu savunurlar, "katettiği makamlar" diye tevile gitmezlerdi (Ki mesela İmâm-ı Rabbân'i Hz. İbn-i Arâbî için o makamı aşamamıştır diye eleştiride bulunur yine. En yüce mâkam olarak görülmez). Oysa sizin eleştirinize göre hepsi bir kefede! Hepsi Amerika dinini gerçekleştirmek için yuvarlanıp gidiyorlar. Sözünü ettiğiniz şarabın helal kılınması gibi şeriatın yasakladığı şeyleri mübah kılan fırkalar, gulat mutasavvıf fırkalarıdır. Bunlara hem ehl-i sünnet âlimleri hem mutasavvıflar yine şiddetle karşı çıkmış, hepsiyle mücadele etmişlerdir. Şu anda böyle mantar gibi türemelerinin sebebi de meydanda âlim ve mutasavvıf insanların kalmaması, çok azalmasıdır. Ortalık kimlere kalmadı ki, bir kaç tane de çıkmış haramları mübah sayıyor, çok mu? Ama burada bir itirazım daha olacak: Bugün mutasavvıf olmayan bir çok insan (ne yazık ki buna müslümanlar da dâhil) sistemin köpeği olmuş gidiyor. Mesele ise her defâsında şuraya bağlanıyor: Hakîkî alimlen azalıyor, müslümanların heva ve hevesleri çoğalıyor. Hepimiz sistemin getirdiği rehavet içerisindeyiz. Burada tasavvufu günah keçisi kabul etmeniz son derece mantıksız. Çok daha derinlikli eleştirilere ihtiyacımız var. Gelelim rei dini, panteizm, pananteizm, tasavvuf ve hepsinin bir potada eritilmesine. Kategorilerin gözleri sel oldu ağlıyor şu an. Bir şeyi tasnif ederken benzerlikten çok benzemediği noktalardan hareketle tasnif ederiz. Yoksa fare de hayvandır insan da. Böyle der, çıkardık işin içinden (böyle bakınca her şey bir oldu değil mi?). Tasavvuf için de böyledir. İslâm için de. İslâm'ın getirdiği din yeni bir din miydi cidden? Câhiliyye dönemindeki ibâdetlerden farkı nedir mesela, araştırdınız mı? Allah, melekler, ibâdetler... Hepsi vardı ama biraz fazlası vardı. Ya Yahudilik ve Hristiyanlık? İslâm'a baksak hepsinden bir iz görürüz ama hakîkatte İslâm hepsini aldı, ayıkladı, tevhîde uygun hâle getirdi. Bugün ateist bir insan sizin bakış açınızla İslâm'a bakacak olsa câhiliyye devriyle olan benzerliği yüzünden ikisini bir torbaya kor ve "islâm câhiliyye diye yerilen dönemin devamı olan bir dindir" derdi. Yine Hristiyan ve Yahudiler bu sebeple Resulullah (sav)'i "kopyacı" olarak nitelendirirler. Ama benzemediği noktalara odaklanamadıkları için İslâm dinini diğerlerinden ayıranın ne olduğunu da kavrayamazdı. Bu sebeple, ilim yaparken kategorilendiririz. Çünkü insanoğlu şeyleri ancak kategorilendirerek bilir. Kategorilerimizin doğruluğu da farklılıkların gözönünde bulundurulmasıyla mümkün olur, benzerlikleriyle değil. Tasavvufun kendi içindeki kategorileri, gerek içinden gerek dışından kendisine yönelik getirilen eleştirileri kitap nasıl yazmış bilmiyorum. Yine de sizi böyle bir yoruma sevkettiğine göre bu işi pek becerilememiş izlenimi elde ettim, her şey bir çuvala konup denizin dibine atılmış izlenimine kapıldım (ama yorumumun bu kısmı yine de kitap için tam geçerli değil, tek bir yorumdan hareketle okumadığım bir kitap hakkında eleştiri yapmak haddime değil).
Reklam
Ruh mevzuu sadece Adem ve İsa için geçiyor demek diğer tüm insanları Ruhsuz yerine koymak da nerden çıktı?? Kusura bakmayın gecegece iyi güldüm :)
boşverin rahime hanım. su üstüne yazı yazsan kalır mı?? boşa zaman kaybı.. ben biliyorum akıllıyım okudum kibrinin tezahürleri bunlar.. en son adem e o topraktı ben ateş diyip kibirlenenin akibeti belli.. ruh sadece ademde var bizde yok diyen ruhsuzlara ne anlatacaksınız :) doğal ortamlarına bırakın rahat etsinler :)