Yalom’un müthiş kurgusu ile felsefe, din ve tarih üzerine bir yolculuğa hazır iseniz bu kitaba başlayabilirsiniz. Nietzsche Ağladığında eseriyle Yalom bizi Friedrich Nietzsche felsefesi ile tanıştırıyordu. Bugünü Yaşama Arzusu ile okuyucuyu Arthur Schopenhauer ile buluşturan Yalom bu eserle Baruch Spinoza felsefesini oldukça anlaşılır bir dille veriyor. Yalom okuyanlar iyi bilir gerçek ile kurguyu öyle bir harmanlar ki neyin gerçek neyin kurgu olduğunu anlayamazsınız. Günün sonunda elinizde kıymetli felsefi bilgiler kalır.
Kitabın temelleri Yalom’un Spinoza müzesini gezmesiyle atılıyor. Yalom eserde iki farklı karakter ve dönem kurguluyor. 1600’lü yıllarda Spinoza’nın , 1900’lü yıllardan ise Alfred’in kendi anlatımlarından şahitlik ediyoruz hikayeye.
Hikaye iflah olmaz bir Yahudi düşmanı olan Alfred’in bu düşüncelerinin öğretmenleri tarafından fark edilmesiyle başlıyor. Alfred aynı zamanda ünlü bir alman yazar olan Johann Wolfgang Von Goethe hayranı. Öğretmenleri bu hayranlığını kullanmak isterler ve bu noktada bir Yahudi olan Spinoza felsefesi ile tanışmasını, eserlerini okumasını isterler. Çünkü Goethe de Spinoza felsefesine kıymet vermektedir. Alfred buna anlam veremez. Nasıl olur da üstün ırka sahip birçok Alman düşünür bir yahudiden etkilenir. Aşağı ırktan biri nasıl olur da bu denli güzel düşünceleri ortaya atmış olabilir? Aşağı olarak gördükleri bu ırktan nasıl böyle etkileyici düşünceler çıkmıştır. Fakat okulu bitirebilmesi için Spinoza eserlerini okuması ve sunum yapması şarttır. İşte Alfred Rosenberg bu paradoksun içerisine düşer ve kitap çok akıcı bir şekilde ilerler.( Adolf Hitler in Alfred ile tanışmaları olayların gelişmesi vs bunları bilinçli yazmadım zira Hitleri konuşmak bile istemiyorum)
Spinoza bölümünde ise ortaya attığı düşünceler ve sahip olduğu seküler din anlayışı nedeniyle Yahudi topluluğunca aforoz edilmiş, kardeşlerinden ayrılmak zorunda kalan(anne ve babası erken yaşlarda ölmüştür) fakat düşüncelerinden vazgeçmeyen bir filozofun doğuşuna tanıklık ediyoruz. Yine bu bölümde Spinoza ile Yalom'un kurguladığı Franco karekteri arasında dine dair yapılan konuşmalar oldukça bilgilendirici nitelikte. Bu noktada birkaç alıntı bırakmak istiyorum:
"Okumaya devam ettikçe, istisnasız her dinin bir cemaat hissi uyandırdığını, ritüel ve müziği kullandığını ve mucizevi olaylara dair hikayelerle dolu bir mitoloji geliştirdiğini görmek beni daha da şaşırtıyor. Ve istisnasız bütün dinler, eğer insan önceden belirlenmiş kurallara uygun yaşarsa, sonsuz hayat vaadinde bulunuyor. Dünyanın farklı yerlerinde birbirinden bağımsız olarak ortaya çıkan dinlerin birbirine bu kadar benzemesi kayda değer bir şey değil mi?"
"Hepimizde ortak olan bir akıl yürütme becerisi var ve Doğa'yı ya da Tanrı'yı anlama uğraşı, bütün diğer dini, kültürel ya da milli bağlılıkların yerini aldığında, gerçek yeryüzü cennetine kavuşmuş olacağız.”
"Dinlerin olmadığı, bütün bireylerin Tanrı'yı tecrübe etmek ve Tanrı'ya hürmet göstermek için akıllarını kullanabildiği evrensel bir dinin hakim olduğu bir dünya hayal ediyorum."
Bir psikiyatr olarak Yalom’un ilgilendiği nokta ise muhtemelen Alfred ve Spinoza’nın benzer psikolojik geçmişe sahip olmaları.(Erken yaşta anne ve babalarını kaybetmeleri ve kendilerini yalnız hissetmeleri) Yalom mükemmel bir psikolojik çerçeve içinde anlatıyor size bunları. Kitabın sonuna eklenen ne kadarı kurgu ne kadarı gerçek kısmı da kitap için bilgilendirici güzel bir bölüm olmuş.Felsefeye karşı ilginiz yoksa kitap biraz sıkıcı gelebilir. Ara ara kısa araştırmalar yapmanız gerekebilir. Spinoza'yı Yalom gözünden okumak keyifliydi. Okuyucusuna keyifli okumalar dilerim.