“Yalnızlık, insanın tek başına olduğu anlarda değil, kalabalığın içinde kendine bir yer bulamadığında ağırlaşıyordu.”
Neden Yusuf Atılgan okumalıyım?
Yalnız,
Kendine ve topluma yabancı,
Dinlenilen ama anlaşılmayan,
Ailesinden yaralı,
Doğduğu yerden ve dönemden uzak,
Niçin yaşadığını bilemeyen ve sorgulayan insanlar anlatılıyor onun eserlerinde. Bunlardan en az biri sizde varsa –ki birçoğu olduğunu söylediğinizi duyar gibiyim.- siz de bir Yusuf Atılgan romanı kahramanısınız aslında. Hatta hayat öyle bire yere getiriyor ki bazen, sorgulamaya ve anlamlandırmaya dahi fırsat bulamadan kapılıp gidiyoruz akışa; yanlış giden ve anlamlandıramadığımız birçok şeyin farkındayken. “Okumak ve izlemek yalnızlığa en iyi gelen merhemlerden biridir.” Her merhem her yarayı kapatır mı, her yazar okuruna iyi gelir mi, okumadan bilemeyiz değil mi?
Hiçbir şey olmasa, bir insanın hayatına lüzumundan fazla girersiniz ki bundan daha korkunç bir şey olamaz, der Ahmet Hamdi TanpınarSaatleri Ayarlama Enstitüsü’nde. Fakat kendisi “lüzumu kadar” giriyor Yusuf Atılgan’ın hayatına. Çok şey öğreniyor ondan… Yalnızca ondan mı? Halide Edip, Reşit Rahmeti Arat gibi isimlerin de öğrencisi. İştahla takip ediyor onların derslerini. En çok bu konuda kıskandım onu sanırım. Ehil ellere düşmüş, ziyan olmadan…
“Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır.”
Yalnızlık dedik değil mi?
Yalnız mısınız?
Yalnızlık yanlışlığın ilk adımıdır, der Ahmet Telli, Arthur Schopenhauer konuya bambaşka bir boyut getirir: “Entelektüel açıdan yüksek bir insana, yalnızlık ikili bir yarar sağlar: Birincisi, kendi kendisiyle olmak ve ikincisi, başkalarıyla birlikte olmamak.” Hüzün veriyor Nermin Yıldırım’ın cümlesi okurken, “Boş durdukları vakit, evlerin içi bile çürüyor.” En çok bu tanımda tükendim derken usulca gülüyor Hasan Ali Toptaş, “Ölülerin dönüp dolaşıp bizde yaşamasıdır yalnızlık.” Üzerine daha
Yılların okuru olmanızın verdiği yalınlıkla, kendi içerisinde kitaplardan kitap çıkaran incelemelerinizi okumak her defasında ışık tutuyor gibi. Kaleminize sağlık 🙏🏻✍🏻