Boğazı kuruyan adam İstanbul'u kıskanıyordu. İstanbul'un boğazı yanıyordu adamın içinde. Oturup kaldığı bu yer meskeniymiş gibi hissediyor içini sızlatan bakışların arasında kaybolup gidiyordu. Elinde buruşuk, kenarlarından yırtılmış, içerisinde kısa bir not bulunan kağıda bakıyor, gözlerinden damlalar denizin orta yerine düşüyor, içinde dalgalar büyüyordu. Yanında bulunan bu kırmızı valizin içerisinde saklı hayatı ile içerisinde sakladığı hayatını birleştiremiyor, bir türlü elinde buruşturduğu kağıdı okuyamıyordu. Biri geldi uzaktan adamın elinden aldı kağıdı, adama dönüp bakmak istedi, güneş gözlerine geldi göremedi birini, kim olduğunu seçemedi. Biri aldığı kağıtta yazan nota dikkatlice baktı. İstanbul'un boğazına dönüp haykırmak istedi. Göz göze geldiler. Notu kaleme alan öyle güzel bir gözdü ki, notu alan Biri bakamadı, dili tutuldu. Adamı anladı. İçindeki hayatını anladı. Buruşuk kağıdı Adam'a uzattı. Adam sakince kalktı yerinden, kırmızı valizini alıp köprüden geçti....
(Daha bir sürü yazabiliriz Efendim)