287 syf.
Laz Mıyız, Çepni Mi?

Bu yazıda, bir değil birkaç yanlışı düzeltmeye çalışacağım. Üniversitedeyken Antalyalı bir sınıf arkadaşım vardı. Bana Samsun’a ilk defa gelip otogarda indiğinde kendisini karşılayan insanların ‘ula uşağum hoş celdin da!’ demesini beklediğini söylemişti. Ona göre Samsun, Laz’dı ve insanlar Karadeniz şivesiyle konuşuyordu. Ancak durum öyle değildi tabii. Hatta durum onun düşündüğü gibi iki kere değildi. Nasıl mı?

Birincisi, zaten Karadeniz şivesiyle konuşanlar ( doğrusu şive değil, ağız olacak.) Laz değil; Doğu Karadenizli Türkler. İkincisi Lazlar bölgede sınırlı bir bölgede yaşayan ve sayıları da fazla olmayan insanlar. Çayeli ile Hopa arasında yaşayan Lazlar, etnik köken olarak farklı bir millet. Lisanları da Türkçe değil, Lazca. Ancak zaman içinde Müslüman oldukları için Türkleşmişler. Yani, bizden pek farklı değiller.

Biz Karadenizlilerin genel özellikleri var. Elbette hepsi herkese uygun değil ama ortalamayı yansıtan şeyler bunlar. Mesela çabuk öfkelenip, çabuk dinmek gibi. Yine mesela gözü kara olmak gibi. Bu özellikler daha da artırılabilir. İşte nedir? Pratik zeka, çalışkanlık, teşkilatçılık, tezcanlılık ve sair. Aksilik, inatçılık, başına buyrukluk, huysuzluk da sayılabilir pekala... Bütün bunları Lazların özellikleriymiş gibi anlatabiliyor bazıları. Halbuki durum hiç de öyle değil çünkü Karadeniz insanının karakteri, huyu, suyu dediğimiz her şey esasında Çepnilere ait özellikler. Peki, kimdir Çepniler?

Çepniler, Oğuzların 24 boyundan birisi. Üçoklar kolunun Gök Han soyuna bağlı bir Türkmen boyu. Selçuklular döneminde Anadolu’ya gelen bu boy iki ana kola ayrılıyor. Bir kolu Balıkesir yöresine giderken ağırlıklı olan kol ise Karadeniz civarını yurt tutuyor kendine. Şimdi buraya dikkat çünkü Çepni’nin kelime manasını verince zaten ‘Karadeniz insanı’ dediğimiz prototip ortaya çıkacak. Çepni, ‘yağu ( düşman ) görse savaşır’ demek. Kaşgarlı Mahmut büyük eseri Divan-ı Lügat’it Türk’te Çepnileri şöyle tanımlamış; asi, atılgan, cesur, mert ve savaşçı…

Çepniler, çok erken tarihlerden itibaren Kastamonu’dan Giresun’a kadar uzanan alana yerleşiyorlar. Sonrasında ise Rize-Trabzon hattına da... O kadar kalabalık bir şekilde geliyorlar ki bu bölgelere, nüfus üstünlüğü doğrudan Türklerin eline geçiyor. Bugün Giresun ve Ordu yöresinin yerli nüfusunun neredeyse tamamı Çepni kökenli Türkmenlerden müteşekkil. Elbette Kafkas ya da Balkan göçleriyle gelen nüfusu saymazsak. Hatta Osmanlı arşivlerinde Giresun için ‘Vilayet-i Çepni’ ifadesinin kullanıldığı söyleniyor.

Bütün bunları anlatmamın sebebi, Karadenizlilikten mülhem hal ve davranışlarımızın Lazlıktan çok Çepnilikle ilgili olduğunun altını çizmek elbette.

Ha, Laz olsak ne değişir? Hiçbir şey. Çünkü biz Karadenizli Türkler olmaktan memnunuz daa…

***

Bu üstteki satırları yanılmıyorsam 2014 yılında yazmıştım. 2018’de ise Süleyman Pekin’in ‘Harşit Havzasında Çepniler’ adlı kitabını okudum. Kitap bir yüksek lisans tezi. Tesadüfen keşfettiğim bu kitap benim çok ilgimi çekti. Büyük bir merak ve beğeniyle okudum. Ciddi bir çalışma olmasına rağmen anlattığı bazı şeyler bizzat benim sülalemi anlattığı için çok komik geldi bana; mesela 1774’te İstanbul’dan gelen bir padişah fermanı, bizim başına buyruk dedeleri hatırlattı bana ve çokça gülümsetti.

Benim atalarım Kürtün’ün Çayırçukur köyünden. Bugün Gümüşhane’ye bağlı olsa da tarih boyunca Giresun’la içli dışlı olmuş bir belde. Hatta asırlar boyunca Giresun’a Vilayet-i Çepni, Kürtün’e ise Vilayet-i Kürtün denilmiş ve Harşit Çayı etrafındaki Torul, Doğankent, Tirebolu, Görele, Güce, Çanakçı gibi yerler de oraya bağlı imiş. Kitap, benim atalarımın Anadolu’ya gelişleri ve akabinde Karadenizli oluşlarını anlatıyor. Ben elbette bir Samsunluyum, çünkü ta 1950’lerde bizim kol Samsun’a gelip yerleşmiş. Ancak kitapta da okuduğum pek çok davranış, gelenek, söyleyiş, inanç gösteriyor ki, biz katıksız bir Çepni Türkmeniz. Gerçi benim için aslolan iyi insan olmak ancak soyunu, milletini bilmenin, sevmenin de bir sakıncası yok elbette.

O yörenin insanı iseniz, beğeniyle okuyacağınızı düşünüyorum.