Gönderi

10/10
·172 syf.··
2018 36. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 01 Mayıs 2018 21:19
Şunu peşin peşin söylemekte fayda görüyorum ki, bu yazımın içerisinde kurduğum ve kuracağım her cümle, iki gündür Thomas Bernhard ile ilgili yaptığım araştırmalar ve aşağıda bahsettiğim videoyu derinlemesine incelemem sonucu vardığım kanılarımdan oluşmaktadır. Thomas Bernhard'ın okuduğum ilk kitabı Sarsıntı idi. Sarsıntı'yı bitirdiğimde çok etkilenmiştim ve yeniden Bernhard'ın "deli saçması" cümlelerini okumak için sabırsızlanıyordum. Bence Bernhard tam anlamıyla muhteşem bir deli. Hakkında yazacak o kadar çok şeyim var ki, nereden başlasam, nereye bağlayıp nerede sonlandırsam bu yazıyı diye bir türlü karar veremiyorum. Aslında kitabı dün bitirmiş olmama rağmen bu incelemeyi yazmak için ideal zamanımı bekledim. Peki bir incelemeyi yazmak için ideal zaman diye bir şey var mıdır? Bu sorunun cevabını Bernhard cümleleriyle size birazdan vereceğim, hiç acele etmeyin. Öncelikle, Thomas Bernhard'ın yazdıkları, hipnotize edici ve bir insanın beyninden geçen düşüncelerin kendisi kadar hızlı. Bernhard, tam olarak "dilinin kemiği olmayan bir deli." Çekinmiyorum kendisine deli demekten. Çünkü kesinlikle deli olduğuna kalpten inanıyorum. Hatta Metin T.'nin önermiş olduğu 49 dakikalık (youtube.com/watch?v=DV_7iVj...) videoyu birkaç defa izledim ve Bernhard'ın cümlelerine, mimiklerine ve gözlerine derinlemesine baktım. Bence o cümleler ve o gözler asla normal bir insanın cümleleri ve gözleri olamaz. Mutlaka Bernhard'ın beyninde bizimkinden farklı bir şeyler var. İnanılmaz gürültülü bir zihne ve tehlikeli birçok düşünceye sahip olduğu belli. Açıkçası çok etkilendim kendisinden ve röportajlarında kullandığı her bir kelimeden... İnsan beyninin yapamayacağı tek bir şey vardır, o da düşünmeden durabilmek. Bir insan düşünmeden duramaz. Bu mümkün değildir. Peki saniyede kaç tane düşünce birden kafamızdan geçebilmektedir? Eminim bu sorunun cevabına birçoğumuz benzer bir şekilde, saniyede birden çok düşüncenin beynimizden geçebileceği şeklinde cevaplayacaktır... Peki o zaman soruyu değiştirelim. Düşünce hızını ölçmek mümkün müdür? Bir kimsenin bir şeyin hızını belirleyebilmesi için, öncelikle başlangıç ve bitiş noktalarını tanımlaması gerekmektedir. Düşünce ise, bilimsel olarak duyumsal bilginin alındığı andan bir eylemin başlatıldığı ana kadarki zihinsel etkinlikler olarak tanımlanmaktadır. Yani bir düşünce hızını ölçebilmek için duyumsal bilginin alındığı an ile eylemin başlatıldığı an arasındaki zihinsel etkinlikleri ölçmek gerekir. Maalesef bu durum şimdilik bilimsel olarak mümkün değil. İşte Thomas Bernhard'ın yazdıkları da tıpkı burada anlattığım gibi, adeta birer düşünce dalgalarıdır. Bu sebeple; 1- Bernhard'ın cümleleri nerede başlar ve nerede bitecek asla anlaşılamamaktadır. 2- Tıpkı düşünce dalgalarında olduğu gibi farklı ihtimaller sürekli Bernhard tarafından düşünülerek aynen olduğu gibi değiştirilmeden uzun uzun, fazla fazla, tekrar tekrar yazıya geçirilir. Bu da doğal olarak sık tekrarlı ve uzun cümleleri ortaya çıkarır. 3- Düşüncenin başlangıç ve bitiş noktaları belirlenemediğinden Bernhard'ın paragrafları da tıpkı düşünce gibi bir şekilde başlar ve asla bitmek bilmez.(Mesela bu kitapta 13. sayfada paragraf başlıyor ve 168. sayfada, kitabın sonunda, o paragraf sonlanıyor.) İnanın daha çok fazla şey söylemek istiyorum Bernhard araştırmam ile ilgili; ama uzun uzadıya yazıp sizleri sıkmak istemiyorum. Sadece bu kitabın kapağına lütfen dikkatli bir şekilde yakından bakın. Bu adam normal bir adam değil. Ve eminim siz de fark edeceksiniz. O andan sonra neden Bernhard'ı, cümlelerini, gözlerini ve beynini bu kadar derinden incelediğimi anlayacaksınız... Ayrıca kitabın başlarında Stanley Kubrick'in The Shining (imdb.com/title/tt0081505) filmini izliyor gibi hissettim. Meşhur bir film olduğu için ve kitap kafanızda canlansın diye bu benzerliği ifade etmek istedim. Ayrıca şu korkutucu fotoğrafa (hizliresim.com/Vr4LkP) bakarsanız yukarıda anlattığım olaylar biraz daha somutlaşacaktır sizin için. Kitabın konusuna gelirsek; Konrad isimli bir adam, tekerlekli sandalyeye mahkum ettiği eşini hapsettiği kireç ocağında tuhaf bir sanatsal-bilimsel inceleme kaleme alma amacı güder. Bu incelemenin ismi bellidir: İşitme... Bu incelemede nelerin yazılacağı da aslında bellidir. Çünkü uzun yıllardır Konrad'ın üzerine çalıştığı, düşündüğü ve deneyler yaptığı tek konu budur. Fakat Konrad bu incelemesini yazmak için sakin bir ortam ve düşüncelerini kağıda geçirebilmek için ideal bir ortam arar. Bu sebeple Kireç Ocağı'na taşınır. Orada da işler istediği gibi gitmez ve sonunda kaç kurşunla olduğu bilinmemekle birlikte, karısını öldürür. Bu cinayetten sonra yazar tarafından "-miş"li geçmiş zaman kullanılarak adeta dedikodular biz okuyucunun önüne serilir. Konrad'ın bütün amacı İşitme isimli incelemesini yazmakmış; ancak bir türlü dış etkenler sebebiyle veya kendi zihinsel hastalıkları sebebiyle incelemesine bir türlü başlayamıyormuş. İncelemeye başlamanın ideal zamanını bir türlü bulamıyormuş. İnceleme üzerine çalışmadığı zaman ortalık son derece sessiz oluyor, kireç ocağı tam bir sessizliğe gömülüyor; ancak çalışmaya başladığı anda sessizlik bitiyormuş.(Kahretsin, ben de mişli geçmiş zaman kullanmaya başladım. Neyse, idare edin.) Her şey Konrad'a ve dolayısıyla Konrad'ın yaptığı zihinsel çalışmaya kurulan bir komploymuş. İşte şimdi, diyormuş, ideal zaman bu diyormuş ve tam o anda her şey darmadağın oluyormuş. Fakat insan bu kadar uzun süre her şeyi kafasında tutarsa, yıllarca her şeyi bir bütün halinde kafasında tutarsa, kabul etmek gerekir ki, tamamen kafasında olan incelemeyi er ya da geç kağıda dökme anı gelirmiş. Ancak bu şekilde düşünerek ve sürekli ideal zamanı bekleyerek, en önemli zamanı kaybetmiş. İdeal zaman şöyle dursun, ideal an olmadığı, çünkü asla ve hiçbir konuda ve hiçbir şeyde en ideal şey şöyle dursun, ideal dakika ya da an ya da zaman diye bir şey yokmuş. Konrad'da en önemli şey eksikmiş: gerçekleştirme, hayata geçirme karşısında korkusuzluk, incelemeyi kağıda dökme karşısında korkusuzluk... Konrad incelemesini bitiremedi, bitirmek bir kenara başlayamadı bile ideal zamanı beklemekten; ama ben bitireceğim. Hem de Konrad'ın karısının Konrad'a söylediği şu muazzam cümleleri: "Kafanda ne olduğunu görmek istemiyorum, senin kafanı boşaltsalar içinden korkunç şeyler dökülür, pislik, çürümüş, tanımlanamayan, ürkütücü, tamamen de gereksiz şeyler." bizzat Thomas Bernhard'a ithaf ederek.
Felsefe
Kireç OcağıThomas Bernhard · Yapı Kredi Yayınları · 2025408 okunma
··
1.813 Gösterim
16 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
'Konusuna' gelene kadar su gibi okudum. Keşke hiç konuya gelmesen hep Bernhard hakkında konuşsan :)
Semih Doğan
Gönderi Sahibi
Biri çantamda şu an. Diğeri de evde sırasını bekliyor :)
Bernhard okumaya giriş 1.0:)) Muhteşem yazmışsın Semih, Bernhard okumayı düşünenler için kaçırılmaması gereken bir inceleme... Emeklerine sağlık...
Semih Doğan
Gönderi Sahibi
:) Teşekkür ederim Necip abi :)
Ben de birkaç tane Thomas Bernhard kitabı okudum. Çok da severim kendisini yazım tarzını. Kireç Ocağı kitabı da okuduğum eserlerinden ve ben neden bilmiyorum en çok bu kitaptan etkilenmiştim. Zannediyorumki kendisi de bu kitabı yazarken diğer eserlerine göre çok daha fazla keyif almıştır. O delilik hayal dünyasından da belli zaten. Bernhard'ın yarattığı tüm karakterler sıkıntılıdır, huzursuzlardır. Bazıları sakattır, bazıları yaşlıdır, bazıları intihar eder bazıları cinayet işler. Neredeyse tamamı kafalarının içindedirler, tutunacak yer ararlar. Zihinlerinin içinde hastalıklı düşünceleri vardır bla bla bla.. Dediğin gibi Bernhard üzerine konuşulacak çok şey var. Eline sağlık güzel olmuş. Ben gerçekten yazını çok beğendim. Özellikle o hastalıklı adam Bernhard kısmını ve fotoğrafına bakıp tahminde bulunmanı. O fotoğraf meselesini bende çok sık yaparım. Keyifli okumalar dilerim.
Semih Doğan
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim katkınız için. Bernhard ile ilgili yolculuğum devam edecek ve böyle giderse bütün kitaplarını okuyacağım gibi görünüyor. Zaten bütün karakterlerini kendi hayatının içerisinden seçerek oluşturmuş. Bu da karakterlerin hastalıklı ve sakat yönlerini bizzat Bernhard'dan aldıklarını gösteriyor... Tekrar teşekkürler. Ben de size keyifli okumalar dilerim.
Masal diliyle yazmış Bernhard. Fakat, masalda anlatan olayların direkt şahidi değildir, şahidi olandan ki, o bir ortak tanıdıktır, dinlediğini aktarır. Bu romanda da anlatıcı aktarır. Ama anlatıcıya anlatanlar vardır. Hiçbiri tanrısal değil, Conrad'dan dinleyenlerdir. Dolayısıyla anlatıcının güvenilir mi güvenilmez mi olduğu belli değildir. Çünkü anlatıcı yalan söylüyorsa bile, bunu ortaya çıkarma şansımız yoktur. Yalan varsa da, anlatıcı, yalancıların yalancısıdır. Romanın anlatıcısı duyduğunu nakleden, 1. tş bir anlatıcıdır. Ama görmediği için bir kamera değil, konuşmaları kaydetmiş bir kayıt aracı gibidir. Mesela, meraklı bir komşu ya da bir muhabir. Çok zor ve yorucudur. Belki çok okunmaz, ama Bernhard'ı oldukça özgün yapan da budur işte. :)))
İnanılmazdı evet. Keşfettiğime çok memnun olduğum bir değer. Öyle insanlara çok ihtiyacımız var. Var ol Sametciğim, ömrüne bereket.
1. tş, 3. tş tanrısal, 3. tş kahraman içi, 2. tş ve 2. çş olarak tasnif edersek anlatıcıları. Peki madem Semihciğim, bu kitapta anlatıcı kimdir? :))) Bu arada bomba bir inceleme olmuş. Kalemine sağlık.
Semih Doğan
Gönderi Sahibi
:) Metin Abi, bence 3. tş kahramanın beyninin içi :) Kahramanın içi demek yetmez bu "zırvalara" çünkü :)