Gönderi

Bir Kitap Sohbeti - 11
Puan vermedi·196 syf.··
2026 45. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 18 Mart 2026 02:46
Sibel ile birlikte okuduğumuz Soren Kierkegaard 'ın Baştan Çıkarıcının Günlüğü kitabı hakkındaki söyleşiyi siz değerli okurların ilgisine sunuyoruz. Galeyan : Genel olarak kitap hakkında düşünceleriniz nelerdir? Sibel : Okunması eğlenceli çünkü çok güldüm okurken :) ayrıca şiirsel anlatım tarzına bayıldım. Bu kitabı ikinci okuyuşum. Birincisinde pek anlamamıştım felsefi yönünü. Şimdi biraz daha iyi anladığımı düşünüyorum. Bence Kierkegaard felsefesine giriş yapmak için hiç iyi bir seçenek değil. Siz ne düşünüyorsunuz? Galeyan : Kierkegaard'dan okuduğum ikinci veya üçüncü bir kitap olabilir bu, Ama diğer kitaplarından ayrı değerlendirmek gerekiyor bence, o yüzden kendi felsefesinden bağımsız olarak değerlendirip manipülasyonun şiirsellikle ne büyük bir tehlike olduğunu anlamak için özellikle okunmaya değer diye düşünüyorum. Sibel : Elbette değinmeyi unuttum yani manipülasyon tekniği olarak bu kitapta yok yok; lovebombing, gaslighting, ghosting, orbiting. Nişanı gerçek bir nişan ilişkisi değil bu yüzden situationship. Bu ilişki de Edvard’ı bile bir piyon olarak kullanıyor. Onun zayıf yönleriyle kendi güçlü kişiliğini ön plana çıkartmak için. Bu manipülasyon taktiğinin adı ne bilmiyorum, bence bu başlı başına bir entrika :) Bu teknikleri öğrenmek için zengin bir kaynak. Ama bana soracak olursanız ben bu kitabın yazarın Ya / Ya Da da isimli kitabın çıkartılıp ayrı bir parça olarak (bu kadar sansasyonel bir isimle) yayımlanmış olmasını random bir okur olarak doğru bulmuyorum. Çünkü onun felsefesini tam anlamıyla edinmeyi güçleştirdiğini düşünüyorum hatta ona karşı önyargılar oluşuyor. Galeyan : Kitaptan bu kısım çıkarılarak mı basıldı yoksa Ya / Ya Da kitabından alınıp ayrıca mı basıldı tam olarak bilmiyorum açıkçası dediğiniz gibiyse eğer Kierkeegaard kutsaması için yapılmış ve yanlışıyla doğrusuyla bütün halinde kabul etmek elbette daha doğru. Diğer kavramlar benim için uzak malesef :)) Bu kitabın ön yargı oluşturduğu konusunda ise, yazar bunu yazıp yayınlama cüretinde bulunuyorsa elbette okurlar olarak biz de yargılama cesaretine sahibiz. Ön yargılı değiliz yani :) Kitaptaki karakter üzerinden bir soru sorayım o zaman, Johannes, Cordelia'ya aşık mıydı ? Sibel : Ön yargılı olarak yaklaşılan durum kitabın tamamından değil de bir bölüm üzerinden yazar ve onun felsefesi hakkında yargılara varmamız. Herkesin yargılarına kimse karışamaz elbette :) Johannes Cordelia’ya aşıktı ama onun aşk anlayışında aşkın ömrü en fazla altı ay olduğu için zamanla aşkı da bitti. Johannes’e göre bu hayattaki en güzel şey sevilmek. Sevilmeyi aşık olmaktan daha çok seviyor. Galeyan : Sevilmek isteği narsistliğinden geliyor olabilir mi peki? ve narsist birinin elinde duyguların birini sömürmek amacıyla kullanıldığı bir aşamada aşktan bahsedilebilir mi? Sibel : Tam bir narsist. Ama aşk dediğimiz şey çoğu zaman zaten narsist bir duygu. Örtük bir narsizm, yüceltilmiş, kutsanmış bir narsizm. Galeyan : Ben çok katılmıyorum ya aşkın narsist olduğuna, kitaptan bir örnek cümle değerlendirmek istiyorum. Johannes'in ağzından yazar aşkı; "Aşk her şey demek! Nedenine gelince, sevene göre her şey kendi anlamına değil, yalnızca aşkın ona yüklediği anlama sahip." s.144 olarak açıklıyor. Aşkın yüklediği anlam üzerinden dünyaya bakamayan aşk'ta sayılmaz bence. Kitapta da Johannes benliğini aşka tercih etmiş gibiydi bu yüzden. Tabi nihayetinde "Aşk , muammalarla dolu." S.49 o yüzden net bir sonuca varmak pek mümkün değil. Sibel : Ben de bir soru sormak istiyorum. Özgürlüğe bu kadar vurgu yapan Johannes gerçekten özgür mü? Galeyan : Hazza mahkum birinin özgürlüğü değil esareti mümkün olabilir bence, siz ne düşünüyorsunuz? Sibel : Hazlarının esiri bir karakter bence. Galeyan : Bir soru daha sormak istiyorum. Yazar "Aşk sadece özgürlükte var olabilir." s.85 diyor. Sizce Cordelia özgür bir aşık mıydı ? Sibel : Aşkın ona yüklediği anlam.. Evet bu Johannes’in Cordelia’ya yazdığı manipülatif mektuptan bir alıntı. Size anlamlı geldiği için paylaşıyorsunuz elbette. Masumiyet Müzesi Kemal de aşkının onlara anlam kattığını düşündüğü için bir sürü eşya çalıp acı çekiyordu ama çoğu insan bunun bir saplantı olduğunu söylüyor. Yine de şu alıntıya katılıyorum muammalarla dolu olduğuna. Galeyan : Masumiyet Müzesi ‘ni okumadım, izlemedim ama onun hakkında bir video ekleyeyim şuraya :) youtu.be/cE2xNux5KtA?si=... . Evet sorumuza dönelim :) Cordelia özgür bir aşık mıydı? Sibel : Hayır. Cordelia özgür değil. Her anlamda özgür değil. Ve Johannes’in yapmaya çalıştığı da onu bu süreç sonunda özgürleştirmekti. Johannes’in nişan teklifine bile kendi isteğini söylemeden önce halama sorayım diyor. Bu özgürlük müdür? Diğer yandan Kierkegaard, Johannes karakteri üzerinden özgürlüğe defalarca kez vurgu yapıyor. Kierkegaard’a göre özgürlük seçim yaparken bir alternatifinin daha olmasıdır. Yani her zaman bir ikinci olasılığının mevcut bulunmasıdır. Aşkta bile yani birini özgürce seviyorum diyebilmek için onu sevmeme alternatifinin de olması gerekiyor. Seçim yapma özgürlüğü yani. Çok uç geliyor kulağa bunlar :) Johannes de böyle düşünüyor ve Cordelia böyle düşünmediği için onun özgür olmadığını düşünüyor. Bir ilişkinin adını koymak bile ona bazı sınırlar ve sorumluluklar getirmektedir. Halbuki Johannes tamamen haz ve duygu odaklı bir yaşam tarzını benimsediği için ona bunlar pranga gibi geliyor ve Cordelia’yı da bu prangalardan kurtarmak istiyor. Trajik olan taraf şu ki bir sanat eseri gibi ilmek ilmek dokuduğu Cordelia’nın yaşayabileceği bir dünya o yüzyılda yoktu. Cordelia’nın özgür olmadığı bir başka durum ise yalnız olması. Bu durum onu manipülasyonlara karşı korunmasız hale getiriyor. Ona akıl verecek (başka alternatifler, olasılıklar sunacak) arkadaşları yok. Zaten Johannes’in oluşturduğu bu manipülatif yapay ortam da ne kadar özgür olabilirdi ki? Siz ne düşünüyorsunuz onun özgürlüğü hakkında? Galeyan : Benzer düşünüyoruz şöyle ki, Johannes'in özgürleştirdim dediği süreç aslında Cordelia'nın Johannes'e bağımlılığından ibaretti. Böyle olunca Cordelia kendini kendisi tanıyarak tanımlamak yerine Johannes'în istediği şekilde kendini tanımladı ve aslında bu mahkumiyetten ibaretti. Bağımlılığın, aşk olmayacağını yazar kendi söylüyor aslında ve özgür olmayan Cordelia'nın beslediği duygular bağımlılık ürünüydü bana kalırsa. Ve evet yalnız olanın manipüasyona ve kendini kandırmasına müsaitliği Johannes'in işine geldi. Kierkegaar’ın evlilik, nişanlılık gibi kavramlara biçtiği değer hakkında ne düşünüyorsunuz? Sibel : Kierkegaard Johannes karakteri üzerinden başka şeylere de değiniyor mesela evlilik, nişan gibi. Ona göre bunlar insan yaşamının doğal bir evresi olmaktan çıkmış toplumsal düzende bir kurum bir sözleşme haline getirilmiştir. Yani bu olgular yozlaşmıştır. Benim fikrime göre de evlilik hatta çocuk yapmak bile günümüz toplumunda bir ritüel, görev sorumluluk haline gelmiş ve bu yönde toplumsal bir baskı var. Galeyan : Nişanlılık evlilik çocuk yapmak gibi toplumsal baskılarla ilgili olarak ise her toplumun kendi dinamikleri üzerinden kavramlar değerlendirilebilir. Kitaptaki nişanlılık kavramından ise Sezai Karakoç 'un "Nişanlı, sabun demesini bilmeyenlere denir." tanımlamasını tercih ederim. Kitaptaki cümleler üzerinden düşüncelerinizi merak ediyorum. Kitap "Gizlenemiyorum kendimden." s.7 cümlesi ile başlıyordu. İnsan kendisinden gizlenebilir mi? Sibel : Gizlenebilir. İnsan kendisini kendisinden gizleyebilir. Çoğu zaman ailemizin istekleri bizim isteğimiz olur. Toplumun normları bizim normumuz olur. Öğretmenlerimizin başarı kriterleri kendi hakkımızda vereceğimiz yargıda belirleyici olur. Kendimizi kendimizden çok küçükken ve farkında olmadan saklamaya başlarız. Günümüzde sosyal medyadaki zevk ve tüketim çılgınlığını kendimizin istekleri sanırız. Şekersiz Türk kahvesini sevmeyen ve bunun farkında olmayan içen o kadar çok kişi var ki :) Siz ne düşünüyorsunuz? Galeyan : Evet, ya Şekerli Türk Kahvesi içebilmek özgürlüktür. :) Başkalarının olguları üzerinden şekillenmiş karakterler aslında bunlarla kendisini gizler diyorsunuz. Kendi olanın kendisinden gizlenemeyeceğini düşünüyorum. Kendisinden kaçsa bile illa bir aralıkta kendiyle yüzleşmek zorunda kalacaktır insan. Önemli olan kendisinden kaçarak gizlenmeye çalışmamak. Çünkü insan ne kadar kendinden kaçarsa kendiyle yüzleşmesi o kadar acı oluyor. Kendiyle kalmakta mücadele etmeli. Yazar "Mücadele, insanı güzelleştiriyor." s.78 sizce mücadele etmenin insanda güzelleştirdiği nedir? Sibel : Anlam. Her şey daha anlamlı. Senin mücadelenin bir eseri olduğu için daha fazla değerli ve anlamlı. Kendi gücünü de görüp mutlu oluyorsun. Ama ben mücadele etmemeyi tercih ederim :) Galeyan : Neden peki? Mücadelenin kendinin güzel olmadığını mı düşünüyorsunuz?:) Sibel : Mücadele ederek bir yerlere gelmiş insanlara saygım ve hayranlığım var. Ama Feyyaz Yiğit de dediği gibi her şey için çok uğraşıyoruz :) Paul Lafargue Tembellik Hakkı kitabında güzel bir ütopya çizmiş. İnsan biraz boş kalmak boşta kalmak istiyor. Fyodor Dostoyevski ; “Her şeyi fazlasıyla anlıyoruz ve bu bir cehennem.” :) Galeyan : Her şey için fazla uğraşıyor olmamız mücadele etmeye değen ve değmeyen her şeyle ilgili ya sanki :) Cehenneme razı olanlar ve olmayanlar olarak ayrılıyoruz o zaman siz öte yakada olmayı tercih edenlerdensiniz :) Neden okuyoruz peki o zaman, okumak da bir anlama mücadelesi değil midir? Sibel : Okumak güzel bir mücadele. Hatta benim için mücadele bile denemez. Benim demek istediğim biraz daha performans toplumu olmamızla ilgili ve bunun getirdiği bıkkınlık. Galeyan : Performans toplumundaki çaba ile anlam arayışında olan insanın mücadelesiyle aynı kefeye koymayalım :) Özellikle Niçin mücadele ediliyor'un sorusunun cevabı insanın öz benliğinden uzaksa. Sibel : Evet kilit nokta aslında ne için mücadele ettiğimizle ilgili biraz aslında. Ben de bir soru sormak istiyorum. Kitapta güçle ilgili “onu kaldıramayacak kadar zayıf değildi, hayır, o çok güçlüydü; aslında bu güçtü onun illeti” böyle bir kısım vardı. Güç sizce illet midir? Galeyan : Güç diye tanımlanan şeyin kimin tekelinde olduğuna göre değişebilen bir tanımlama illet olup olmaması. Gücün kendi ihtirasları için meze yapıldığında nasıl bir illet olduğu aslında kitapta da aşikar. Johannes'in kelimelerle dans etmekteki gücü Cordelia'nın çöküşü oldu. Bununla birlikte doğru olanın gücü doğru olmasından geldiği kadar doğruluğu yaşatabilmesi için güce ihtiyacı var. Böyle bir durumda da illet diyemeyiz tabi. Siz peki gücün illet olduğunu düşünüyor musunuz? ve gücü olmadığı için kötü niyetini aşikar edemeyen kişiye masum denilebilir mi? Sibel : Denemez o yüzden deneyim sağlamak, imkan vermek şart o kişiyi tanımak için. Güçlü olmanın getirdiği sorumluluklar da var. Allah’ın dağına göre kar vermesi gibi. Ne kadar çok güçlü olursanız sorumluluğunuz o oranda artıyor. Örneğin bir ortamda duygusal yönden en güçlü kişi sizseniz diğerlerine destek vermek sizin göreviniz. Mesela erkekler ağlamaz diyoruz (neyseki bunu yavaş yavaş aşıyoruz) bir erkekten kriz ortamında bile sağduyulu olmasını akılcı kararlar vermesini, krizi yönetmesini bekliyoruz. Bu demode bir örnek oldu ama umarım ne demek istediğimi iletmişimdir. Galeyan : Anladım söylemek istediğinizi, açıkçası bu konuda hala akıllı kalabilmek erkeğin sahiciliği duygusal refleksif de kadının sahiciliği olarak geliyor insanlara. O yüzden böyle bir beklenti söz konusu. O zaman hayret etme fiili hakkında kitaptan bir cümle hakkında düşüncenizi almak istiyorum. "İnsan birini hayrete düşürebilirse oyunu kazanmış demektir." s. 92. Hayret etme durumu şaşkınlığa dahil mi? Ve bir anlık hayret bize oyunu mu kaybettirir? Sibel : Hayret ve şaşkınlık arasındaki ince fark nedir sizden öğrenmek isterim. Arthur Schopenhauer 'a göre aşk bizdeki noksanlıkların karşı tarafta bulunmasıdır. Tabi aşık olmada tek etkili değişken bu olamaz. Johannes’e göre bu bir oyun. Oyun olduğu için de kalbini kazandım demek yerine oyunu kazandım diyor şaşırtmıyor :) İnsan hayret edince zihinsel yetileri duruyorsa, düşünemiyorsa bu açıklanamaz güzel durumu da aşk olarak tanımlamaktan başka elinden bir şey gelmiyor demek ki. Galeyan : Aralarındaki ince farkı bilebilecek bilgi düzeyim yok ama şaşırdığım bir şeyle ilk defa karşılaşmış gibi sayarım kendimi, hayret ettiğimde ise kendi içimdeki beklentiden farklı şeyle karşılaşma hali gibi :) Aşk'ı oyun zanneden ruh hastası Johannes'in varlığı aşka hakaret de ağır şeyler söylemek istemiyorum :) Sibel : Ruh hastası :)) Galeyan : Bence öyleydi :) Son olarak Soren Kierkegaard felsefesi üzerinden kitap nasıl değerlendirilmeli? Sibel : Bu kitabı ilk okuduğumda hiçbir şey anlamamıştım. Biraz kitabın dışına çıkıp onunla ilgili araştırmalar yaptım. Kierkegaard, insan varoluşunu üç aşamada tanımlamıştır: estetik, etik ve ilahi (dini) aşama. Ona göre anlam arayışında varacağımız nihai aşama ilahi aşamadır. Ya/Ya da adlı eserinde de bu aşamaları tek tek açıklamıştır. Baştan çıkarıcının günlüğü isimli bölüm estetik aşamayla ilgilidir. Johannes tamamen haz odaklı yaşıyor. Kierkegaard da estetik aşamanın anlamsızlığını, tutulur bir yanı olmadığını göstermek için bu bölümü yazmıştır. Bence herkes Johannes’ten nefret ettiğine göre başarılı da olmuştur. Galeyan : Kendi kişisel hayatında da nişanlısı Regine Olsen'i terk ediyor ve evliliğin sorumluluğundan kaçtığı için bunu yaptığı söylenir. Johannes ile benzer bir bir durum olarak değerlendirirsek, Johannes'ten nefret ederken kendisinden de nefret etmemiz hakkımız değil midir? Sibel : Değildir. birçok kişi böyle otobiyografik bir benzerlik bulur ama bana benzer gelmiyor. Johannes etik aşamaya geçmemek için, evliliğin sorumluluklarından kaçmak için ve haz odaklı yaşadığı için nişanı attırmıştır. Ama Kierkegaard içindeki melankolinin Olsen’i etkilememesi, ailevi bir lanetin ona bulaşmaması ya da İlahi aşamaya geçiş yaptığı için nişanı attırmıştır. Farklı kaynaklarda farklı sebeplerle geçiyor. Ama nişanı attırmak için kullandığı teknik benzer olabilir tabiki. Galeyan : Bana hala "Mutlak terk edişe yer olmayan aşk nasıl haz verir ki." s.50 cümlesinden yola çıktığımda ayrılık değil de terk etme mefhumu üzerinden bakması kendi narsistliği ve bahsettiğiniz haz odaklı yaşamı uğruna feda ettiği kişiler olarak geliyor Kierkegaard'ın Regine Olsen'i de Johannes'in Cordelia'sı da. Sibel : Cordelia haz için terk ediliyor ama Regine’yi kendisinden korumak için terk ediyor. Sonuçlar aynı ama amaçlar farklı. Galeyan : Öyle olsun :) Son olarak eklemek istediğiniz husus var mıdır? Sibel : İki soru bırakalım istiyorum okurlar dilerse cevap verebilir. "Estetik aşamayı anlatmak için edebiyatta zaten Don Juan isimli haz peşinde koşan bir figür varken Kierkegaard neden Johannes’i en baştan kurgulayıp yazmıştır?" "Günümüzde insanlar çoğunlukla Kierkegaard’ın hangi varoluş aşamasındalar: estetik, etik, ilahi?" Kitabı konuşma fırsatı verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Galeyan: Ben teşekkür ederim vakit ayırdığınız için.
Duygu ve Düşünce
Baştan Çıkarıcının GünlüğüSoren Kierkegaard · Alfa Yayınları · 20202,378 okunma
··
2 +1'leme
·
13,8bin Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Bir kitap hakkında ilk defa birisiyle bu kadar uzun konuşmuş oldum. Böyle keyifli bir sohbet imkanı sağladığınız için teşekkür ederim :)
Galeyan
Gönderi Sahibi
Sibel Estağfurullah, ben teşekkür ederim, büyük keyifti sizinle bu kitabı konuşmak.:)