Her şeyden önce teşekkürler bu detaylı inceleme için. Şimdi bir yorum yazmaya otururken bir cümle gözüme çarptı başka bir yerden onu yazmakla başlayayım.
" Olgun olmayan aşk şöyle der : Seni seviyorum çünkü sana ihtiyacım var.
Olgun aşk ise şöyle der : Sana ihtiyacım var çünkü seni seviyorum." (Erich Fromm)
Ömer kardeşim daha çok gençsin :) diyerek mi başlasak.. Bu konularda sanırım en büyük öğretici zaman oluyor.
Meseleyi biyolojik olarak ele almadan zaten ilerleyemeyiz, elbette neslin devamı temel bir etken. Şu da var ki tabi herkes kendi içinde yaşar ve kendi hissettiğini bilir, hatta kendi bile bilemez kendini bazen..
Kafka'ya gelince, emin ol ki onun diğer eserleri verebilmesi tam da bu Milenaya Mektuplar ve benzeri duygular sayesindedir. Şu da var koskoca yazar Kafka, malum sağlığında Dönüşüm ve birkaç kısa yazısı hariç basılmıyor, onlar da pek okunmuyor, öldükten sonra tanınan bir yazar Kafka. Yani kendi halinde kenarda köşede yaşayan bir adam.
Aşkın kavuşamamak üzerine kurulu olduğu dev bir edebiyat külliyatı var karşımızda. Haklısın. Kavuşanlar da gündelik telaşlarda ömür mü tüketiyorlar? Eh bir bakıma böyle ama her şeyi açıklamaya yetmez.
İnsan tek başına bir yere kadar.. İnsanın bir aynaya ihtiyacı var karşı cinsten.
Bazen ona baktığında kendini göreceğin, bazen de evdeki aynaya baktığında kendin yerine onu göreceğin. Fazla mı romantik oldu :) Eh serde şairlik var az buçuk.
Aşk, belki de meczupların da son sığınağıdır. Kafka da öyle birisi, hayatın bütün sıkıştırması ve yorgunluğundan, belki de aşka kaçmış ya da kaçmaya çalışmış. O da biliyor çok zaman saçmaladığını lakin insan çok zor ve çok karmaşık varlık.
Daha çok şey söylenebilir bitmez bu hikaye, Kafka okumaya devam edelim :)