1/10
·382 syf.··
2018 111. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2018 11:00
İncelemeye başlamadan önce Salih Beye yaptığı Kafka okuma etkinliği için teşekkür ederim. (#29790582) İNCELEMEYİ OKUYACAK OLANLARA NOT: Milena'ya Mektuplar hakkında olan incelemem ataerkil bir kafa yapısıyla yazılarak bolca Kafka hakkında ağır ithamlar ve kitap hakkında küfür içermektedir. Arthur Schopenhauer ve onun gibilerin fikirleri ile Sevgi,Aşk vb. saçma konular için birkaç aforizma ve düşüncelerimi içermekle beraber kitabı yerin dibine sokmaktadır. Eğer hala incelememi okumak istiyorsanız bu incelemenin size katacağı şey; 1 Puan verdiğim bu kitaba olan incelememi aşağıda yazacaklarıma uyuyorsanız sizde sevmeyerek 1 puan verebilirsiniz, ya da aşağıda yazacak olduklarım sizin benimsemeyeceğiniz türden düşüncelerse büyük ihtimal kitabı sevebileceksiniz. Neyse o zaman incelemeye geçelim. Öncelikle bu tarz kitaplardan nefret ettiğimi çoğu kişi bilir. Birkaç hafta önce büyük bir hevesle alıp okuduğum Genç Werther'in Acıları'nda da aynı duyguları yaşayarak kitaptan nefret etmiştim. İncelemesi için: #29714846 Peki bunun altında yatan düşünceler nedir ve neden bu tarz kitaplardan nefret ediyorum? Bir insanın bir insanı sevmesi mümkün müdür ya da aşk dediğimiz şey aslında nedir? Konuya Cemal Süreya'dan uzaklaşarak biyolojik açıdan bir düşünce geliştirirsem olay tamamiyle üremek... Bir insan bir insanı asla sevemez. Ortada aşk diye bir şey varsa eğer, bu tamamiyle insan neslinin devam edebilmesi için vücudun,kişiyi üremek için zorlaması için ürettiği hormonlardan başka bir şey değildir. Hiçbir insan bir başkasını sevmez bunu bi' kabullenelim. Bütün insanlar ömrü boyunca yalnızdır. Doğduğumuz zaman yalnızızdır, uyuduğumuz zaman yalnızızdır, geceleri bile yalnız başımıza kalırız ve ölürken bile yalnız ölürüz... Mitolojide birkaç saçma düşünce vardır mesela her insan zamanında tekmiş ve bir Tanrı tarafından ikiye bölünmüşler güya! Sonrada (Ruh Eşini) arayacaklarmış tüm hayatları boyunca(!) Böyle bir şey mümkün değil bana göre. Her insan özeldir derler ve ben de sırf bu söze dayanarak diyorum ki özel olan kimse kendisine ne aynı ne de benzer bir kişi bulabilir. Bu yüzden de her insan yalnız doğar ve yalnız ölür. Sokrates'in bu konudaki düşüncelerine gelirsek, kendisi Schopenhauer ile benzer fikirlere sahip olup Aşk için bir nevi "ulaşılamayan arzu" der. Yani birisini sevmek ve bir ilişkiye başlamak onun için aşkın bitmesidir. Aşk bu yüzden yolda olmaktır. Yolun sonuna varmak değil... Kendisinin bilgilendirici videosu için:youtube.com/watch?v=K4Bf04E... Peki bu konuda Schopenhauer ne diyor? Arzulardan bahseder çokça bizim yaşlı bunağımız. Tüm hayatını yalnız başına geçirmesinin ardında da gerçekten de bilgelik vardır. Bütün hayatımız boyunca arzu ederiz. Bu bir yemek için olur bir kadın için olur... Peki bu arzuların sonu nereye varır? Yani bir yemeği yemek için iştah duymanızın ardından yemeği yediğiniz anda ne olur. Hiçbir şey... Aynı durum birisiyle ilişkiye girmek için de geçerlidir. Bu yüzden insan hayatında arzuların peşinden koşmak biraz saçmadır. Burada komik bir şekilde bir söz söylemek istiyorum. Neden Leyla ile Mecnun efsane oldu, neden Ferhat ile Aslı ya da Shakespeare'nin Romeo ve Juliet'i? Cevap basit, Mecnun Leyla için çöllere düşmese kimse onları efsane yapmazdı! Aynı durum için ise benim hayran olduğum Slavoj Zizek, Sapığın İdeoloji Rehberi adlı filminde Titanic filmini eleştirerek farklı ve etkileyici bir fikri ortaya atar. Eğer filmimizin ana karakterleri yani o müthiş kadın ve erkek, gemi batmasaydı ne yapardı? Sorunun cevabı basit, birkaç hafta New York'ta geçirilen mutlu ve ateşli günlerden sonra mutsuzluk... Aynı noktaya tekrar dönersek Schopenhauer'ın sevdiğim bir düşüncesi ile bu konuşmayı sonlandırmak isterim. İnsan hayatında mutsuzluğun sonu yoktur ve insan mutluluğu hedeflememelidir. Burada insanın yapabileceği en mantıklı davranış mutsuzluğunu en aza indirgemektir. Tekrardan Modern Toplumlara dönersek; Burada Kapitalist Düzenin insan beyinlerine Reklam, Gazete, Kitap, Film vb. birçok propaganda yolu ile aşıladığı fikir olan Sonsuz Aşk hiçbir zaman olmamıştır. İki insan birbirini sevip hiçbir zaman mutlu olmamıştır. Bütün Aşk hikayeleri kavuşamamakla biter ve bizim gördüğümüz o bütün aşk filmleri de insan beynine yapılan saldırı ve aşağılamadan başka bir şey değildir. Siz hangi efsanede mutlu son gördünüz? Komik olan ise şudur; Aşk diye bir şey varsa, bu ancak bir Cemal Süreya şiiridir... Aşk hakkında yaptığım bilgilendirmeden sonra tekrardan kitaba dönersek burada yüce olan Kafka'nın salak bir kadın yüzünden aşağılanmasını görürüz. Günlerce, haftalarca ve yıllarca mektuplaşmalar vardır. Peki bu neden tiksindirici ve sizin de midenizi bulandırmıyor mu? Öncelikle yukarıda bahsettiğim olaylardan dolayı her insan yalnızdır ve hayatı boyunca birkaç kez belki birisi ile ilişkisi olur. Burada insanın karakterinden ödün vermemesi gerekir bence. Franz Kafka'yı bir düşünsenize, Yılların yazarı... Onlarca roman, hikaye yazmış birisi ve hepsi de mükemmel. Dünyanın tepesine oturmuş biri gibi. Peki sonra ne oluyor? Kıçı kırık bi' kadın çıkıp geliyor ve kendisine mektuplar yazdırıyor... Soruyorum sizlere! Milena denilen şahsiyet Kafka olmasa hangimiz tarafından tanınırdı? Tarihin tozlu sayfalarına bile kaldırılmadan her insan gibi kimsesi olmadan ölüp gidecekti. Ama burada Kafka sağolsun kendisini yüceltebildiği kadar yüceltti(!) Sonuç ne? Bir insan kendisinin bu kadar yerlere inmesine nasıl izin verir? Düşünsene koskoca Kafka'sın ve bir kızdan mektup bekliyorsun. Vallahi gülesim geliyor ya. Hele o saatlerce mektup beklemeleri sonra aynı mektubu defalarca okuması falan... Tiksiniyorum senden Kafka! Hiçbir insanoğlu kendisinin bu kadar aşağılanmasına izin vermemelidir! Karakterinden ödün vermemelidir. Burada sevmediğim hatta sinir olduğum nokta ise yukarıda bahsettiğim Kimsenin Kimseyi Sevmediği düşüncesidir. Yani Kafka burada boşa kürek çekip durmuştur. Neyse çok uzattım sanırım. Kitabı neden sevmediğimi birazcık anlamışsınızdır ve kitap hakkında yazdıklarım bunlardır. Yukarıda anlattıklarım sizin kabullenemeyeceğiniz fikirler ise, Size Milena'ya Mektupları okumanız konusunda iyi okumalar dilerim. Benimle aynı fikirde olanlar ise zaten kitabı okumaz bile...
Etkinlik
Milena'ya MektuplarFranz Kafka · Can Yayınları · 202365,9bin okunma
··
123 Gösterim
8 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Her şeyden önce teşekkürler bu detaylı inceleme için. Şimdi bir yorum yazmaya otururken bir cümle gözüme çarptı başka bir yerden onu yazmakla başlayayım. " Olgun olmayan aşk şöyle der : Seni seviyorum çünkü sana ihtiyacım var. Olgun aşk ise şöyle der : Sana ihtiyacım var çünkü seni seviyorum." (Erich Fromm) Ömer kardeşim daha çok gençsin :) diyerek mi başlasak.. Bu konularda sanırım en büyük öğretici zaman oluyor. Meseleyi biyolojik olarak ele almadan zaten ilerleyemeyiz, elbette neslin devamı temel bir etken. Şu da var ki tabi herkes kendi içinde yaşar ve kendi hissettiğini bilir, hatta kendi bile bilemez kendini bazen.. Kafka'ya gelince, emin ol ki onun diğer eserleri verebilmesi tam da bu Milenaya Mektuplar ve benzeri duygular sayesindedir. Şu da var koskoca yazar Kafka, malum sağlığında Dönüşüm ve birkaç kısa yazısı hariç basılmıyor, onlar da pek okunmuyor, öldükten sonra tanınan bir yazar Kafka. Yani kendi halinde kenarda köşede yaşayan bir adam. Aşkın kavuşamamak üzerine kurulu olduğu dev bir edebiyat külliyatı var karşımızda. Haklısın. Kavuşanlar da gündelik telaşlarda ömür mü tüketiyorlar? Eh bir bakıma böyle ama her şeyi açıklamaya yetmez. İnsan tek başına bir yere kadar.. İnsanın bir aynaya ihtiyacı var karşı cinsten. Bazen ona baktığında kendini göreceğin, bazen de evdeki aynaya baktığında kendin yerine onu göreceğin. Fazla mı romantik oldu :) Eh serde şairlik var az buçuk. Aşk, belki de meczupların da son sığınağıdır. Kafka da öyle birisi, hayatın bütün sıkıştırması ve yorgunluğundan, belki de aşka kaçmış ya da kaçmaya çalışmış. O da biliyor çok zaman saçmaladığını lakin insan çok zor ve çok karmaşık varlık. Daha çok şey söylenebilir bitmez bu hikaye, Kafka okumaya devam edelim :)
Ömer Gezen
Gönderi Sahibi
Ben de sizin detaylı yorumunuz için teşekkür ederim :) Daha çok gençsin diyorsunuz ama şöyle bir şey var ki kimse kimsenin ne yaşadığını tam olarak bilemez :) Deneyimler yaşa bakmaz bence pek. Burada da okuduklarımdan, yaşadıklarımdan etkilenerek durumumu birazcık anlattım. Bu konulardaki fikirlerimi de yazdım ki zamanla bunlar belki değişir belki değişmez. Bilemeyiz... Romantik bi' insan olup da Aşk hakkında güzel şeyler söylemek isterdim ama hayat şartları diyelim :D Kafka'nın değer görmemesi konusuna gelirsekte, sadece Edebiyat değil Sanat için de bu vahim durum geçerli. İnsanların hak ettiği değeri ancak öldükten sonra görmesi gerçekten de çok üzücü. Sanırım kitabı neden sevmediğimi de anlamış oldunuz incelememle... Burada Kafka okumaya devam edelim diyorsunuz ama Kafka'yı Schopenhauer okuyana kadar kendim gibi görürdüm. Bu yüzden de kendisinin kitaplarını da kitaplığıma koymadan okumam. O kadar değerliler benim için :) O yüzden bu aralar da kitaplığımda daha fazla Kafka kitabı kalmadı, kalsa etkinliğe başka kitaplarıyla katılıp çok güzel incelemeler yazacağıma eminim ama nasip :) Başka bir zaman param olursa da Kafka'nın kitaplarını alırsam o zamanki incelememde görüşmek üzere diyelim :D
Farklı ve marjinal bir inceleme olmuş, ben bu kitabi okumadığım halde az çok içeriğini tahmin ettiğinden eleştirmişimdir çoğu zaman, ama siz çok daha farklı açıdan bakmışsınız.
Ömer Gezen
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim. Bu tarz kitaplara genel olarak bakışım bu yönde oluyor maalesef :(
Aşk konusunda pek bir fikrim olmasa da, düşüncemi şuraya iliştirme isteği duydum. :) İncelemeniz çok güzel, yalnız aşk ne zaman geleceği belli olmayan bir fırtına mı diyeyim... Çoğu insan aşkı kendine göre yorumluyor. Sevgi, bedenen değildir, aklen gerçekleşen bir şeydir. Aşk da zamanla yok olur, ama sâdakat bunu sevgiye dönüştürür ve iki insan birlikte olmak için çabalamaya devam eder. Fakat bir insanın ömrünü karşısındakine adayarak yaşamasını pek doğru bulmuyorum. :)
Ömer Gezen
Gönderi Sahibi
Yorumunuz için tesekkur ederim :) Soyledikleriniz için de bana ütopik geldiklerini söylemek isterim.
Bana göre edebiyatı 'edebiyat' yapan ilgi çekici hale getiren 'uç' konuları işliyor oluşu. Tabii ki her eser 'uç' konuları işlemiyor ama bize ilginç gelen öyle konuları işleyenler. Mesela "Dönüşüm" kitabını ele alalım. Bir insanın böceğe dönüşmesi mümkün değildir. Bu yüzden bunu, yani kitabı, farklı bir açıdan ele almak lazım, ki hemen herkes bu kitabı bireyin kendine, topluma yabancılaşması olarak değerlendirebilir. Kimse "benim arkadaşım kumarbaz" diyerek gururlanmaz. Ama Dostoyevski'nin "Kumarbaz"ına birçoğumuz hayran oluruz. Hiçbirimiz bir katilin ruh halini, yaşadıklarını, düşüncelerini bilmek istemeyiz. Ama "Suç ve Ceza" denilince akan sular durur birçoğumuz için. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Özetle, günlük hayatta karşılaşmadığımız veya yapamadığımız şeyleri bir eserde bulmak o eseri bizim için ilginç hale getirir. Normalde hiç ulaşamayacağımız bir şeye kitapta erişmek cezbeder bizi. Ayrıca bunun sebebi eserdeki üsluptur. Yazar öyle güzel bir dil kullanmıştır ki, yazılanlara kapılır gideriz. Bir hocamız "edebiyat yalandır" demişti. Bu cümleyi önce garipsemiştim. Ama sonra yukarıda yazdıklarım geldi aklıma ve dedim ki kendi kendime " evet belki de edebiyat yalandır. Öyleyse yalanı çok seviyorum." Bu arada bu kitabı okumadım. Ama mesela " bilinmeyen bir kadının mektubu" nu aşırı bulmuştum. Hatta incelememde de bunu biraz daha detaylı yazmıştım.
Ömer Gezen
Gönderi Sahibi
Evet durum biraz karisti :D neyse iyi okumalar dilerim size.
ataerkil olarak yazdığın bu incelemeni anaerkil açıdan yorumlamak da mümkün olabilir miydi? acı çeken ya da kendinden ödün veren tarafın kadın olması durumunda da aynı eleştirilerin yapılması gibi :)) bu kitabı okumadım ama Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu örnek olabilir belki
Ömer Gezen
Gönderi Sahibi
Atarım linkini şimdi.
Reklam
Enver Aysever'in 'Aykırı Sorular' diye bir programı vardı. Sana da 'Aykırı İncelemeler' diye bir köşe açalım. Hayır dün konuştuk ve beni ikna edememiştin :D Şuan ikna olmuş gibiyim. 'kıçı kırık kadın' dışında bütün noktalara bir nevi katılıyorum. Her insan kendi hikayesinin kahramanı sonuçta. Her neyse Ahmed Arif'in 'Leylim Leylim'i de mektuplardan oluşuyor. Çok beğenmiştim. Beni de 'Aciz kulun, itaatkar kulun' gibi cümleleri rahatsız etmişti. Bilmiyorum 'Milena'ya Mektuplar'da edebi anlamda neler yatıyor ancak bu mektup olayı beni de aşıyor ya. Başkalarının yaşanmışlığından kendime mi pay çıkarmalıyım, yoksa böyle bir acının taraftarı mı olmalıyım. Neyse uzatmak istemiyorum. Güzel bir inceleme olmuş Ömer. Şimdi mouse'u az biraz yukarı çıkarıp beğenip, paylaşacağım incelemeni. Eline, gönlüne sağlık :)
Ömer Gezen
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim abi :)
İnceleme hakkında yorum yapmıyorum katıldığım yerleri olduğu gibi katılmadığım yerleri de var. Sadece öneri olarak Felice'ye Mektupları da okumamanı öneririm onun puanı 1 'in altında olur :D eline sağlık
Ömer Gezen
Gönderi Sahibi
Tesekkur ederim. Onerinizi dikkate alacağım :D