Gönderi

9/10
·276 syf.·
2018 30. kitabı
" soundcloud.com/3li_elshamy/fcw... " ... Cama vuran suretiyle ve sanki herzaman 25 yaşındaymış gibi gür, oldukça sık ve canlı saçlara sahip; gözleri hayat, gözleri aşkla gülen bir adam. Önceleri yanıldığımı sandım.. İnsan, bir aynanın parçası gibi bir cama baktığında, bulanık da olsa kendi suretini görür değil mi? Oysa karşımdaki suret, adımlarımla adım atıyor, korkumla daha da sevecen bakıyor. Perdeyi çekmeyi deniyorum, gözleri perdenin en üstüne takılıyor, gözlerime bakıyor tekrar.. Sevecenlik derinlere gitmiş ve sadece tek bir söz söyler gibi.. Dinle beni.. Duy!!! Korkuyla gerileyen adımlarım yerini buluyor tekrar ve camın ucundayım. Ona daha yakın.. Dinliyorum.. Kadife koltuğumun hemen yanındaki ceviz kaplama ahşap sahpede bir kıpırtı. Ardıma bakıyorum, bir kitap.. Daha önce burada değildi.. Suret.. O buradaydı. Kitaba doğru yalın ayak sessizce ve ürkek bir şekilde yürüyorum.. Tıpkı cama yaklaşır, ona dokunur gibi.. ve tuhaf yüreğimde bir uğultu, tepeler gibi.. - Dinle beni.. Duy. - Kitaba dokunmamla tutuşması bir.. Ve yalın ayaklarıma değen bir soğukluk.. Bu su.. Nereden geliyor? Tavana bakıyorum, kurumuş bulutlarla dolu.. İsli ve sanki kötü birer tablo gibi. En iyi ressamların ellerinden çıkmış. Duvarlar, eşyalar, herşey ama herşey zamanda değişiyor bir bir… Sönmeyen bir ateşe dokunuyorum.. Kuruyorum, bir toprağın kuruması gibi... İçinde filizlenen bir hayatın olduğu toprağın. .. Savaştayım… Nasıl geldim ki buraya? Üstelik yüzyıla uyum sağlamayan bu kıyafetimle. Mavi bir kalemle karalanmış gibi bir desene sahip kot pantolon ve gecenin o en koyu renginde bir bluzle.. Hayır ben buraya uyuyorum. Saçlarım, onlar zaten gece.. Etrafımda hangi milletten olduğunu anlayamadığım ve sadece bayrakların yarıştığı, tüm dünyanın dahil olduğu bir çember... Dünyanın kuruluşundan itibaren koşuyorlar gibi. O zamandan beri görevli birer er. Çoğu benim yaşımda, çoğu benden genç.. Ve benden büyük olanlar ise çocuktan çocuk.. Dikkatle bakıyorum en çok onlara.. Akıllarını yitirmiş gibi... Toprağa gömülüp tekrar doğuyorlar, büyüyorlar ve yaşlanıyorlar.. Bir filiz gibi, yüreğinde ağacın ve yaşamın gölgesini taşıyan. Birini tanıyorum içlerinden.. Yüreğimle birini.. Bir Yunan. İsmi Andon Kostulas. Yüzüne bakıyorum.. Yoo bu benim tanıdığım suret değil.. Bu yüzünü , gülüşünü, neşesini, hayat ışığını yitirmiş bir sivilce gibi irinle kaplı bir yüz. Dokunuyorum.. Ellerim, yanıyor… Bir Akdeniz serinliği, kalabalıkları, o çemberi aşıyor ve buluyor Andonun yüzünü... .. Tekrar gülüyor ve Çark, tekrar tekrar dönmeye başlıyor… Durduramıyorum.. Çıkamıyorum Nefes alamıyorum.. Bakacak bir göğüm dahi yok… ... Bir bomba patlıyor çemberin soluk mesafesinde ve kağıtlara döktüğümüzde bu mesafeyi, duyamayacağımız, kulaklarımızı yitirecek kadar ağır. Çember benide içine alıp bir çiçek gibi kapanıyor... Birbirimizi koruyoruz... Irkımız, milliyetimiz, renklerimiz bir… Ve bizi bir kağıda yazsanız ya da bir fotoğraf kareye dökebilse bu anı, şunu söyleyebilirdi, sadece: İnsan!! Çember, yapraklarını güneşe kavuşur gibi yavaş açıyor.. ve koşmaya devam ediyor erler, yeniden. Ellerinde insan eli yapımı düşmanı öldüren silahlarıyla. ... " Birbiri ardına koşuyorlarda bulamıyorlar düşmanı.. Dünya dönerken dönüyorlar, aynı çizgide ve işte hepimiz biraradayız. Bulamıyorlar düşmanı.. " Bir bomba daha patlıyor.. Yeni açmıştı ellerimiz halbuki.. Bir dua gibi.. Güneş de yokken üstelik.. Umutla içi solmuş bir gökyüzüne karşı Nefessiz… Erlerin gözleri kan çanağı, birşeyleri, bir oyunu hatırlar gibiler... Ve benim bir şey söyleme zamanım gelmiş gibi... Kelimelerim, onların ruhunda bütünleşiyorlar... Hatırlayışla, koşmaya devam ediyorlar... Tek bir farkla!!! Çarkı kıran, filizlenen bir ihtiyar, toprağını bulamamış olacak ki parçalara ayrılıyor ve her bir parçasından bir çocuk yaratılıyor. Çocuklar gözleri kan çanağı yanıma koşuyorlar. Gözlerimi gizlemeye çalışıyorum ama ne mümkün… görüyorum, göremiyorlar.. Korkuyla, koşuşturan çemberi dinliyorlar teker teker. O yeryüzünün kiri bulaşmış botların sesini. Yüreklerinin serçe çarpıntısı eşlik ediyor bu sese... Ve içlerinden biri hemen sol yanımda lüle lüle saçlarıyla ve rozetindeki yazılı ismiyle Linba! " Kesin artık benim buklelerimi. Ağabeylerim gibi bana da pantolon giydirin, erkek olmak istiyorum! " diyor.. Ağabeylerine bakıyorum sıklaşıyor dünyanın, milliyetlerin, ırkların sesi.. Tatlı, zehirli bir davet gibi.. Ellerinden daha sıkı tutuyorum Linbanın, Linba ise diğer çocukların.. Ellerim gibi. Ve bizde kendi içimizde bir çember oluşturuyoruz... Dünyanın içinde, dünyaya ve o gürültülerine karşı bir çember. Minik bir kelebeği işaret ediyor çocuklardan diğeri, en az kendi kadar küçük olan.. Gözleri aşkla, gözleri sevgiyle ve barışla bakan bir kelebek.. Çocuk bir yansımaya bakar gibi yaklaşıyor kelebeğe ve dokunuyor ellerimle. Kelebek, çocuğun yüreğinde bir tablo.. Kalbiyle yaşamın müziğine doğru tüm gürültüsüyle çarpan. Belki bir bot sesinin titreyen gölgesi gibi. Yağmur yağıyor.... Ayaklarımıza batan boş mermi kovanlarının eşliğinde birbirimize daha çok sokuluyoruz, çemberimiz daha çok sıkı. ... Bir kıpırdama... Hepimiz, hissediyoruz... Çemberin bu tarafında... .. Bir sincap çıkıyor boş mermi kovanın hemen yanından gülümseyerek. Sanki yüreğinde hayatı getirmiş... Bizlere doğru koşuyor. Çocukların her biri, ellerinin birini uzatıp sincabı çemberin bu tarafına doğru çekmeye çalışıyor ve ardından bu minik gürültüyü duymuş olacak ki karıncalar, böcekler, - özellikle cırcır böcekleri - kurtlar, yılanlar.. kuşlar… canlıların çoğu bu tarafa geliyor... Bir ses eşlik ediyor hayata! İnsan ellerinde bir silahın hazırlanış sesi gibi... Düşmana doğrultulan... Sincap korkusuz, cesur bir duruşla gözlerindeki o kan birikintisine bakıyor insanın ve belki bulabilmek için kendinden bir parça. Kin tutmuyor, çekiyor kendini insandan... Gözlerine Hayat gibi bakıyor. Bir boş mermi daha toprağa düşen... Kurşun, çemberi geçemiyor. Doğayla, çocukların elleriyle, İnsanla, hayvanla.. . Hepbirlikte tutuyoruz birbirimizin elinden. O mermi kovanlarına basa basa… Çocuklardan bir başkası ise toprağın altındaki tohumla konuşuyor o an... Tohum, ürkek.. Tohum, çocuk dahi değil ve çocuk görmeyen gözleriyle gözlerime bakıyor.. Görmeye başlıyor. Tek tek hepsi… Soruyor: " İyi olan nedir? Kötülük nerede başlar? diye... Ona bu soruyu tohum sormuş.. O da bana soruyor. Sen cevaplamalısın desemde bir cevabı yokmuş gibi bakışlarını düşürüyor ya toprağa. " Ona güzele dair hiçbir şey öğretilmemiş gibi ve asıl korkunç olan, hiçbir şey bırakılmamış gibi. " - Öyle mi? - ... Gözlerime yüreğimdeki tüm yıldızları alıp tekrar bakıyorum gözlerine... Çemberimizin ışığı daha da kuvvetleniyor, Gözlerimizle. İyi olan sensin ve kötülük seninle başlar. Herşey bir adımınla.. Herşey yüreğinin seçimiyle başlar.. Tıpkı bu tohumun varlığı gibi.. Toprağın altındaki bu tohumun.. Bu yemyeşil, çok renkli nefesin…. Gürültüler yavaşlıyor... Güneş, savaştan çıkmış kadar yorgun. Yüzyıllardır doğmamış gibi... Erlerin adımları duran. Namlularının ucu toprakta! Bir hatırlayış ırk, dil, din ayırmayan... Bir ses.. Fısıltı.. Çocuk nefesi gibi tül… " İyi olan nedir? Kötülük nerede başlar? " ... Tüm o boş kovanlar, dirilen, hayat dolu tohumların yuvasına göz dikercesine çıkıyor topraktan ve hedefliyor insanı. Çember içindeki çemberi.. Bizleri.. Gözlerimiz bir göz gibi ve yeryüzünün kulaklarında sadece bir ses… Hedefliyor insanı.. Doğayı.. Canlıyı… Toprağa dahi düşemiyor boş bir mermi olarak, O şansını çoktan yitirdi.... …. Ceviz kaplamalı sahpemde tutuşmuş bir mektup destesi ve üzerinde de küçük bir kağıt: "Andon Kostulas Çavuşun Notları. " Dokunuyorum, o küçük kağıt harici hepsi tekrar tekrar tutuşuyor.. Üstelik yağmurlu.. Tatlı bir suya, gözyaşına yakalanmış gibi.. Mutlu bir gözyaşına… Kapalı pencerelerin ardından tüm rüzgarıyla gidiyor mektup destesi. Gittiği yerde bütünleşecek muhakkak. Kapalı pencereler ardında mı? Koşarak gidiyorum başladığım noktaya. Cama yaklaşıyorum... Karşımda!! Onunla yeniden gözgöze geliyoruz ve karşımda 25 yaşındaymış gibi gür, oldukça sık ve canlı saçlara sahip, gözleri hayat, gözleri aşkla gülen bir adam. Perdeyi çekmeyi deniyorum.. Korkuyorum.. Gözleri perdenin en üstüne takılıyor, gözlerime bakıyor tekrar… Sevecenlik derinlere gitmiş ve sadece tek bir söz söyler gibi.. Aşkla, Sevgiyle, Barışla, İnsanla ve İnsan olarak.. Bana, Sana, Bize… Duyuyor musun?? Dinle beni... ... Öncelikle söylemeliyim ki bu hiç mi hiç planlamadığım bir incelemeydi :) .. Ama savaş o tüm planıyla ben doğmadan önce yüreğime kazınmış bir harita, bundan da eminim. Ve bir çığlığın, sessizliğin kelimesi olur muymuş? Olabilirmiş, bunu gördüm.. Sessizliğime ses olan https://1000kitap.com/Nordavind 'ya incelememi armağan ediyorum. Ve onun Işığıyla "Tüm Dünya Çocuklarına. " Kitaptan belirli kesitleri incelemeyle özellikle bütün kılmaya çalıştım ama; Dinlemek için duymak, Duymak için görmek ve görebilmek için Işıkla, okumak okumak okumak gerek... Özellikle bu eseri. Vaktiniz için teşekkür eder, Şimdiden iyi okumalar dilerim. Daima Sevgiyle kalın. Sevgi ki yaşama karşı yüreğin mürekkebi... Unutmadan: " youtube.com/watch?v=BWf-eAR... " :)
Mezarda HayatStratis Mirivilis · Can Yayınları · 200939 okunma
··
506 Gösterim
15 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Sihirli kelimeler dökülmüş yine Özlem :) Şiir gibi sabah sabah çok lezzetli geldi kahve eşliğinde Senin için bir kalp bıraktım buraya :) ve bir teşekkür
özlem
Gönderi Sahibi
Yüreğinle gördüğün için öyle eminim :) Teşekkür ederim....
Az önce ben ne okudum. Ellerinize, emeğinize, yüreğinize sağlık efendim.
özlem
Gönderi Sahibi
İşin içinde çocuklar ve güzel bir insan olunca ve ben de nacizane bu bütünlüğü satırlara dökmeye çalışınca böylesine eşsiz birşey ortaya çıkabiliyor :) .. Teşekkür ederim... Vaktinize, güzel görüşünüze ve varlığınıza sağlık... :)
Kelimelerinin büyüsüne takılıp huzur dolu yolculuğa çıkıyorum hep. Var ol güzel insanım. Derin, anlamlı , kıymetli incelemene sağlık. Çok güzel olmuş . Sondaki şarkı da ayrı bir derinlikte, umut dolu. Tuco abiye de teşekkürler ediyorum. Sevgilerimle ^_^
özlem
Gönderi Sahibi
Sende geleceğimizin bir Işığısın Beyza. Ve kelimelerin kanatlanıp ruhuna ulaşmasına sevindim :) Huzurun baki olsun ablası... Yaşam her iki zıtlığıda içine alan bir çember ve bizlere düşen tarafımızı belli etmek, sınırımızı. Sevginin ki sınırı yok... Güzel görüşün, yorumun ve Varlığın için teşekkür ederim :) Tuco olmasaydı eksik kalırdı eminim zira bu mükemmel kitabı benimle tanıştıran o. .. Daima, Sevgilerimle :) ....
Bu sanırım hem kitabı okumadan önce hem de kitabı okuduktan sonra bambaşka şeyler hissettiren, hissettirecek bir inceleme... Daha önce bir Dostoyevski incelemeniz vardı, onu okuduğumda da böyle kitabın içindeymişcesine alıp götürmüştü beni. Kitabı yaşamak bu olsa gerek.. Çok etkileyici ve şiirsel olmuş, kaleminize yüreğinize sağlık ... Kitabı okursam/okuduğumda tekrar döneceğim bu yazıya :)
özlem
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim İclal Hanım :) Uzun bir zaman geçmesine rağmen kitabın tesiri eksilmedi benden.. Ve naçizane kitabı birazcık yaşadığım doğrudur :) Yaşamın büyük ve anlaşılmaz bir bütünlüğü olan savaş hakkında ne yazsam, ne yazılsa inanıyorum ki eksik kalacaktır.. ve yazmak aynı zamanda bir ışık niteliği taşıyor. Yazmalı.. o mürekkep yaşamın damarlarında karışmalı, nefesini bulmalı. Eseri en kısa zamanda okumanızı dilerim.. Zira bu sadece bir kitap değil. Bu bir insan. Bu bir sesleniş. Ve bir camın şeffaflığından kendinizi, içinizdeki berrak insanlığı bulacağınıza da eminim. Şimdiden iyi okumalar dilerim... Okumanızı dört gözle bekliyor olacağım :) Unutmadan.. Dostoyevski incelemesinin yeri de ayrıdır ben de. Gökyüzüne her baktığımda Sirius'a bir selam niteliğinde, özlemle bir selamım vardır kendilerine... Vaktiniz, güzel görüşünüz için ise ayrıca teşekkür ederim :) ....
Bu kadar içten kelimelerle o kadar yüreğinle anlatmışsın ki daha kitabı okumadan okumuş kadar oldum.Ve çocuklar en zayıf yanım onlar birşeylerden habersiz ellerindeki şekerleri ile gözlerinde yaşlar içlerinde korkular olmasın ölmesinler gitmesinler etmesinler yazık...Tebrik ederim...
özlem
Gönderi Sahibi
Çocukluğumuz ki haritamız.. Onların mutlu yarınlar görmesi, herşeye rağmen.. Bizlerin elinde. Eseri mutlaka okumalısınız :) Keşfim, Tuco'nun o müthiş incelemesiyle oldu #26926042 aksi halde eserle kimbilir ne zaman karşılaşırdım bilmiyorum.. Ve tabii sonsuz bir teşekkür de Ablam için. (Eylül Türk) onun ışığıyla kitap hakkında konuştuklarımızı, o bütün mutluluğuyla da hiçbir şeye değişmem.. Çocuklar.. onlar zaten teşekkürün ve güzelliğin kendisi :) .. Teşekkür ederim tüm güzel sözleriniz ve ayırdığınız vakit için :) Bazı kitaplar, bazı insanlar gibi çok özel... :)
Reklam
Bütünleşmek bu olsa gerek, "Okur Kahraman" olarak satırların arasında nefes almak... Eseri okuduğumu zannetmiş olmak bir yana, yeniden o düğümü boğazımda hissettim, demek ki sadece alışıyor insan, hiçbirşey geçmiyor. Tahlil yazısından ziyâde, bitmesin istediğim bir ziyafetti.Vesile olandan da Rabbim razı olsun. Sen gerçek misin hiç bilmiyorum, bildiğim içimize çok iyi geliyorsun... Kalbine hürmetle Gülbeşeker'im...
özlem
Gönderi Sahibi
İncelemeyi yazdığım süre zarfında, uzun bir süredir ki Savaşla ilgili birşeyler yazmak istiyordum Ablacığım. O acıyı, o çığılığı, ses ve sessizliği ifade edebilmek, tüm eksikliğimle. Eksiklikle... Hatırlar mısın? kitaba dair istişaremiz olmuştu seninle " Epey bir sarsılacaksın... " demiştin. İyi ki diyorum.. Her harfine İyi ki :) ... Yazabildiysem.. ve yüreğimden tek bir an eksik olmayan bu yanıp kül olmuş ışık hissi bir kelime olabilmişse, aynı zamanda her an yeniden yeniden doğan; " Tuco'nun o güzel, insanı ve insaniyeti daima taşıyan hatırının yanında, yaşamın ve bizlerin çiçekli nefesi olan Çocukların sayesindedir. Yazabildiysem, Ruhumda zamanı bir kenara koyup öyle yanımda olan Rüzgarınladır. " Sizlerin sayesinde :) İyi ki varsınız. Işık olsun her kelime karanlığa, Işığımızla.... Kalbine Hürmetle Meleğim :) ....
Şimdiye kadar okuduğum en iyi incelemeydi. Tamamen şiirsel bir üslup var. Baştan aşağı rüya gibi. Bir hastanın anlamlı anlamsız birbirine bağlantısız gibi görünen ama temelde tamamı birbirine bağlı ve anlamlı rüyalar serisi gibi bir inceleme yazısı. Kelimelerin dokunuşu, verdiği hissiyat müthiş derinlikte. İmgelerin kaygısız seçilmesi -yahut da "yerleşmesi" mi demeliyiz?- incelemeyi özgün kılmış. Ne yaparsan yap en güzelini yap. Elinden gelenin en güzeli ne ise onu benliğinle birleştir, ne çıkarsa çıksın sana özgü olacak. Bunu bilmek kaygıyı ortadan kaldıracak. Kaleminizin mürekkebi hiç bitmesin!
özlem
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim tüm güzel sözleriniz için ve bu sözleriniz, güzel görüşünüz, inanıyorum ki beni bu kelimeleri yazmaya iten sebeplerede en güzelinden rüzgar olmakta :) Yeryüzünde anlayamadığım belkide tek şey savaşlar.. Zira onun perde arkasına şöyle bir baktığımız zaman tüm kötülükler küçük ya da büyük haliyle sırasız bir şekilde sıralanmakta. Ve onunda ardına baktığımızda kareye hiç uymayan bir durum.. Çocuklar... Onlar için ne yapsam, ne yapsak muhakkak ki az. Ve bir pusuladır ki kelimeler gibi biz büyükler varlığımızla onlar için, o tablonun uyumsuzluğunun uyumlu kılınabilmesi için birer umuduz. Yaşamlarımızla herbirimiz bir mucize.. Işık olmasına sevindim. Çok daha güzel kelimelerle karşılaşırsınız dilerim ve o kelimeler ki hiçbirimizden ayrı olmayacaktır :) Vaktiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim. Hayırlı vakitler dilerim...
Emeğin verildiği; zamanın harcanildiği bir inceleme. İncelemeye de samimi duyguların kapladığı bir duygu . Duygunun da getirdiği farklı bir kalem. Eline sağlık Özlem:)
özlem
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim Adar :) Kaleme ve o güzelliğe mürekkep veren inanıyorum ki Savaş denen bir gerçekliğin, acının ardındaki Sevgi ve onun en güzel hali olan çocuklar :) Buna Tuconun varlığını da eklemezsek olmaz tabii. Onun rüzgarı olmasaydı eksik kalırdı muhakkak... Güzel sözlerin, görüşün ve Varlığın için ayrıca teşekkür ederim :) ...