Öykü Otobüsü: #32743786

Yolcu listesi: http://i.hizliresim.com/g6GR0O.jpg

Bağlantılı öyküler: #33619327 #32867531

Ah pinti herif ah. Avukat olmuşsun; ama hala şu pintiliği üzerinden atamamışsın. Ne vardı Hatay’a uçak bileti alsaydık da rahat rahat gidip gelseydim. 100 TL için değer miydi bu işkenceye? Yok uçak bileti pahalıymış, yok Hatay gibi güzel bir memleketi görebilmek için otobüsle gitmek gerekirmiş de bilmem ne. O zaman sen git arkadaş, beni niye gönderiyorsun?

Neyse, bunları düşünüp kendimi daha fazla sinirlendirmeyeyim. Güzel bir yolculuk geçecek, güzel bir yolculuk geçecek, güzel bir yolculuk geçecek… Oh, biraz rahatladım sanki. Şu gerginliği de üzerimden attım mı, kitabıma gömülüp saatlerce bilimkurgu okuyabilirim. Seviyorum bilimkurgu okumayı. Yaşadığımız dünyanın keşmekeşinden bir nebze uzaklaşmamı sağlıyor. Uzun yolculukların en sevdiğim yanı da uzunca bir süre kitap okuyabilmektir zaten.

Peki yanıma kalıplı biri gelirse ne olacak? Nasıl gideceğiz 18 saat boyunca? Hele bir de omuzları geniş, kilolu biri gelirse yandım. Düşünmek dahi istemiyorum. Bu sıcakta birbirimize yapışa yapışa gideriz artık. Ah pinti herif ah. Ben sana bunun hesabını sorarım.

Şanslıyım ki şimdiye kadar kimse gelmedi yanıma. Bursa'yı da geçtik mi kimse gelmez artık herhalde, diye düşünürken...

“Merhabalar yerim burası da…”

Haydaaa. Bir kadın. Hani otobüslerde kadınları ve erkekleri yan yana oturtmuyorlardı? Modern bir işletme olmalı bu Yediveren Turizm. Aslansın Yediveren. Tamamdır, tuttum bunları. Gerçekten de güzel bir yolculuk geçecek galiba. Arkamdaki gibi bir herif gelmesindense bu kadın katbekat iyidir. Ulan kendi kendime konuşmaktan az kalsın kadına cevap vermeyi unutuyordum:

“Aaa öyle mi pardon boş nasılsa diye bırakmıştım çantayı.”

“Hiç sorun değil, iyi yapmışsınız.”

Bu kısa konuşmadan sonra kadın kulaklığını ve kitabını çıkarıp çantasını üst rafa koyuyor. Ben de göz ucuyla çaktırmadan hareketlerini süzüyorum. Sonuçta yaklaşık 16 saat birlikte yolculuk edeceğiz. Nasıl bir tiple yolculuk edeceğimi bilmeye hakkım var. Çantasını yerleştirdikten sonra sessizce yerine oturuyor ve bir süre etrafını gözetliyor. Bir öne, bir arkaya, bir sağ yanına bakıyor. En sonunda da çaktırmadan, sol tarafına, yani benim olduğum kısma bakıyor. Elimdeki kitabı fark etmiş olmalı ki, gözü sürekli kitapta. Çok meraklı biri olmalı. Kitabın ismini merak edip de soramıyor sanki.

Aha! İşte benim gibi bir sapık daha! Kitap sapığı! Nerede görsem tanırım bu tipi. Birazdan kitabın ismini öğrenene kadar her yolu deneyecektir. Dikkatli ol oğlum, sakın kitabın kapağını göstereyim deme. Bu işkenceyi sen defalarca yaşadın. Bırak bu sefer de başkaları yaşasın, diye düşünürken kadın söze giriyor:

“Siz de okumayı seviyorsunuz sanırım, elinizde kitabı görünce çaktırmadan adına bakayım dedim ama pek başarılı olamadım galiba.”

Ne saçma bir soru bu? Yok, okumayı sevmiyorum ben, sadece elimde olmasını seviyorum, güven veriyor, desem fazla mı dalga geçmiş olurum? Neyse en iyisi düzgün cevap vereyim:

“Ben de sizinkinin adını okumaya çalışıyordum aslında aynı anda.” diye tebessüm ederek cevap veriyorum ve aramızda kaliteli bir kitap sohbeti başlıyor. İsmini bilmediğim yol arkadaşım, o an için en yakın arkadaşım oluveriyor. Tabii ilginç ismini de öğreniyorum daha sonra: Nigar... Kanlı Nigar mı diye espri yapasım geliyor; ama yol arkadaşımı kendimden soğutmak istemediğim için yapamıyorum. Yaptığımız kitap sohbeti ile birbirimizin karakterlerini çözüyoruz adeta. Böylece ilerleyen dakikalarda onun yılışık muavinimize ne kadar sinirlendiğini de kolaylıkla anlayabiliyorum. Hatta yılışık muavinimizin yol arkadaşımın üzerine döktüğü sıcak sudan sonra onu sakinleştirme görevi de bana düşüyor. Aslında üstüne dökülen su çok az bir miktar suydu. Ortada bu kadar büyütülecek bir şey yoktu. Neden bu kadar yaygara kopardı, anlamadım. Uzun yolculuklarda insanın daha iradeli ve sinirlerine hakim olması gerekiyor...

Sohbetimiz bittikten sonra "Kanlı Nigar" kulaklığını takıp kitap okumaya başlıyor. Ben de o esnada sağ tarafımızdaki 7 ve 8 numaralı koltuktakilerin sohbetine kulak misafiri olmaya başlıyorum. Hiç de huyum değildir; ama merak diyelim. Adam körmüş. Ulan kör bir insan hiç kendisine kör der mi? Gözlerim görmüyor, der. Bu 7 numarayı hiç gözüm tutmadı. Bir saniye, bir saniye, ne dedi az önce? Benim yanımdaki kadının, kanlı Nigar'ın, hoş bir parfüm kokusu olduğunu mu söyledi, yoksa ben mi yanlış duydum? Arkadaş, gözlerin görmüyor olabilir ama maşallah burnun tazı gibiymiş...

Kör olma hikayesini anlatıyor yanındaki adama. Bence bu adam kör değil, düpedüz numara yapıyor. Arada bir manalı manalı Kanlı Nigar'a bakıyor. Sanırsın Ahmet Kural Sıla'ya bakıyor. Görmeyen göz manalı bakar mı hiç? Sürekli bir şeyler anlatıyor yanındaki sakallı adama. Yok 5 yıl önce sevgilisinden ayrılmış da bir işe girmiş de gözlerini kör etmişler de... Atma Ziyaaaa, diye bağırasım geliyor, zor tutuyorum kendimi. Yanındaki de saf saf dinliyor ne anlatsa.

Biraz daha dinliyorum artık yalancı olduğundan emin olduğum 7 numara ile 8 numaradaki sakallı saf abimizi. Utanmadan şimdi de boş zamanlarında kitap okuduğunu söylüyor. Ulan görmüyorsun sen, ne kitap okumasından bahsediyorsun be adam? Sinirlerim tepeme çıkıyor ve bir anda ayağa kalkıp bağırmaya başlıyorum:

"ULAN MEMLEKET SİZİN GİBİLER YÜZÜNDEN İLERLEYEMİYOR. YETER ARTIK, BIRAKIN MİLLETİN SAF DUYGULARIYLA OYNAMAYI. KÖRÜM DİYE DUYGU SÖMÜRÜSÜ YAPIYORSUN, BİR GÖZÜNLE DE YANDAKİ KADINA BAKIYORSUN. AYIP ULAN AYIP!"

Ben böyle celallenip bağırınca şoför otobüsü sağa çekiyor ve tartışma daha da büyüyor. Önümdeki iki adam hariç kimse bana hak vermiyor. Kör bir adama ben nasıl bağırırmışım da onu herkesin içinde rencide edermişim? Bir anda yaka paça otobüsten atılırken buluyorum kendimi.

Ah ulan pinti herif. Hep senin yüzünden başıma geldi bunlar. Ulan ben sana bunun hesabını sormaz mıyım?