7/10
·299 syf.··
2018 54. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 30 Aralık 2018 13:02
Tarık Tufan'ın son kitabı, benim okuduğum ilk kitabıydı. Osman Y. sağ olsun, uzun zamandır okutmak istiyordu bana ve sitenin bilumum sakinlerine yazarı. Baktı bende hareket yok, önden aldı, bir teşekkür mesajı ile hediye etti kitabı. Buradan kendine hediyesi için tekrar teşekkür ederek incelemeye geçeyim, böyle gereksiz yazıları daha fazla görmek istemeyen okurlar için. Şimdi Düşerken gibi bir kitabı nasıl anlatmalı. Tarık Tufan gerek Radyo/TV programları, gerek film senaryoları, gerekse kitapları ile oldukça tanınan , dünya görüşünün de etkisiyle bolca da okunan bir yazar. Anladığım kadarıyla (sitedeki diğer incelemelerden) her kitabını üstüne koyarak çıkarttığından, şu ana kadarki en başarılı kitaplarından birisi Düşerken. Kendisinin zaten belli bir kitlesi var ve ne yazsa satıyor, gibi geldi bana. Bense ilk defa bu kitapla tanıdım yazarı. “Düşerken, başka dünyalardan bir kadınla bir erkeğin zamansız karşılaşmasını ve giderek karmaşıklaşan yol hikâyesini anlatıyor. “ diyor kitabın tanıtımında. Öyle, cesur bir başlangıç yapmış Tarık Tufan benzer yazarlara göre. Kitabın başında gerçekten farklı dünyalardan iki insanın; evli, çocuklu tesisatçı İshak ile marjinal ressam Jülide'nin kaçış hikayesini görüyoruz. Peki yazar bu cesaretini devam ettirebilmiş mi kitabın sonuna kadar? Göreceğiz. Lanse edildiği gibi bir yol romanı bu, yolda geçiyor büyük bir kısmı. Kurgu klasik, aykırı bir şey yok. Genel olarak 40-50'lerin Hollywood, 70-80'lerin Türk filmi havasında. Yazarın araya koyduğu Zeki Demirkubuz sahneleri kurtarmaya yetmiyor kurguyu. Arada kendince twist'ler yapsa da kimse şaşırmıyor hikayeye, zaten durumu fark eden yazar da sonlara doğru salıyor olayı, baştaki cüretkarlığını toparlamak için belki, sıkıcı bir finalle bitiriyor romanı. Anlatıcı her bölümde değişiyor, üçüncü tekil şahıs ile İshak ve Julide'nin gözünden olmak üzere. Ama roman içinde bunu fark etmiyoruz ne yazık ki. Bütün bölümlerin dili aynı çünkü, Tarık Tufan'ın o hüzünlü dili. Kafaların içi de aynı, İshak, Jülide hatta terk ettiği karısı Nurten bile aynı şekilde düşünüp aynı şekilde konuşuyorlar. Erkeklerin yarattığı kadın karakterlerin içine girmesini sevmiyorum, beceremiyorlar genellikle – Tarık Tufan da bunu bir istisnası değil. Başlarda Nurten'in suratını rujla boyadığı sahneyi en az üç dört filmden hatırlıyorum. Anlatım belki de en güçlü olduğu kısım yazarın. Betimlemeler, metaforlar, psikolojik tahliller oldukça güzel. Kendisi de bunun farkında herhalde, kurgudan çok bunlara önem vermiş. Kitabın her yerinden Tarık Tufan cümleleri taşıyor. Böyle olunca başlarda güzel gelen tahliller sonlara doğru iyice dayanılmaz hale geliyor. Her şeyi kararında vermek gerek:) Yazarın dili sade ve akıcı genel olarak. Yukarıda belirttiğim uzun tahlilleri saymazsak kolaylıkla okunuyor. Ama bazı kelimelerin eski karşılıklarını kullanmış bolca benzer yazarlar gibi Tarık Tufan da. Ön yargımdan belki, bir iki yerdeki islamcı göndermeyi fark ettim ama siyasete girmiyor yazar genel olarak. Kararsız bir havası var kitap boyunca, kemikleşmiş okuyucularına ihanet etmek istemiyor, ama daha geniş bir okuyucu kitlesini arzuluyor gibi. Bu da baştaki cesur açılışı yavan bir kitaba ve kötü bir sona dönüştürüyor. Kitabı okuyup beğenmeyen bir tek ben varım galiba, incelemelere bakarsak. Tabi tek bir okumayla bir yazar hakkında böyle ahkam kesmek tamamen yanlış. Sadece kendi fikrimi beyan edebilirim. Ama benzer cümle ve replikleri bolca duyuyoruz sosyal medyada, yerli dizilerde. Bu yüzden, en azından şimdilik, Tarık Tufan'ın bana katabileceği bir şey olmadığını düşünüyorum. İyi Geceler.
Edebiyat
DüşerkenTarık Tufan · Profil Kitap Yayınları · 20188,5bin okunma
··
730 Gösterim
10 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Her şeyden önce kitabı okuyup bir de inceleme yazdığın için teşekkür ederim :) Bu vesileyle 70 gündür ilk defa bir inceleme yazmış oldun, bu bile yeter aslında sonuç olarak, insanlar da özlemiş yazmanı :) Ayrıca olumlu ya da olumsuz fikirler eşliğinde, sevdiğim yazarların tanınması, bir merak oluşması da hoşuma gidiyor ne yalan söyleyeyim :) Enerjim yükseldi, sıradan bir gün olmaktan çıktı bugün sayende, değişiklik kattın :) Düşerken, en uzun kitabı yazarın, Şanzelize Düğün Salonu ile birlikte 2 romanından biri. Diğer kitapları uzun öykü ve deneme türünde diyebiliriz. "Anlatım belki de en güçlü olduğu kısım yazarın. Betimlemeler, metaforlar, psikolojik tahliller oldukça güzel." demişsin, böyle diyebiliriz evet genel olarak. Şu var ki, geldiği yer ve temeli nedeniyle dini-islami vurguları da vardır genellikle kitaplarında, Düşerken bu yönden en az olanı diyebilirim, öncekilerde daha yoğun. Bu açıdan da kendime yakın buluyorum, hoş dindar biri olarak tanımlayamam kendimi ama belli ortak noktalarımız var işte bu kesimle, bunu da olağan buluyorum. Yazar da dindar olduğunu iddia etmiyor, o da kendince belli hassasiyetleri ve kimliğini oluşturan unsurlardan bir kısmını vurguluyor sadece, başka metinleriyle karşılaşırsan bir gün ne demek istediğimi daha iyi anlayabilirsin. Kitapla ilgili, bütün karakterlerin aynı üslupla konuşması meselesini iyi yakalamışsın, katılıyorum burada bir hata ya da ihmal söz konusu. Cesur başlayıp daha sıradan bir anlatıma döndüğü de evet bir bahis konusu olabilir. Burada da yine bir tercih var ve eleştiriye açık bir durum ortaya çıkıyor haliyle. Her okurun da beğeni çıtası veya beğeni öncelikleri de farklı oluyor. Açıkçası ben de son zamanlarda, sitenin de katkısıyla daha çeşitli okumalar yaptıkça daha zor beğeniyorum. Dünyadaki veya Türkiye'deki kendini kabul ettirmiş daha büyük edebiyatçılarla da kıyaslamam Tarık Tufan'ı, saçma bir şey olur bu zaten. Sadece şunu söyleyebilirim ki popüler piyasada kar elde etmek için şişirilen Ahmet Batman gibilerle de asla bir tutmam, sanırım bu konuda hemfikiriz hemen hemen herkesle. Belli bir altyapısı olan, öncelikli tercihini yazmaktan yana kullanan, radyo-tv-sinema alanında da bir şeyler ortaya koymayı denemiş-deneyen bir yazar diyebiliriz. Uzattım ve pek bir şey de söylemedim kusura bakma. Fakat kitaplardan konuşmaya devam ederiz nasıl olsa. Teşekkür ederim bir kere daha :)
Erhan Özdemir
Gönderi Sahibi
Ben de teşekkür edeyim tekrar, karşılıklı protokolümüz gereği. Ahmet Batman filan kıyaslayamam zaten, çarpılırım :) Mantıklı şeyler yazmaya özen gösterdim, ama arada bombaladığım yerler de olmuş kusura bakma. Bazı takıntılarından kurtulsa belki oldukça güzel şeyler başarabilir ama zamanla her şey. Hepimiz öyleyiz zaten. Sayende tanımış oldum kendisini de, bir daha teşekkür ederim.
Abi eline sağlık güzel bir inceleme yine. Kibar bir şekilde beğenmediğini dile getirmişsin. Okumuşken şu Hıncal'ın kapıyı anahtarla açmak'ı oku da Osman muradına ersin, hem o kitabı da aradan çıkarmış olursun :)
Erhan Özdemir
Gönderi Sahibi
Aaa, onu da mı yazmış Osman, hiç dikkat etmedim. Sevdiğim bir gazeteci ve yazar, bakayım hemen:)
Gayet yerinde bir inceleme Erhan Bey. Bunu okumadım ama başka bir kitabını okudum. Arabesksever bir yazar. Okuyana pek bir şey katmıyor. Gazetelerin 3. Sayfa haberlerini okumakla aynı bana göre hikâyeleri...
Erhan Özdemir
Gönderi Sahibi
Hikayelerini okumadım hiç, aslında okunmayacak bir roman da değil bu ama beni sarmadı işte fazla diyelim şimdilik. Teşekkürler:)
Elinize sağlık Erhan Bey. Öncelikle "Düşerken" ile ilgili yorum ve tespitlerinizin tamamına katılıyorum, bu konuda yalnız değilsiniz. Çoklu anlatıcı cesur bir girişim olmuş ama başaramamış. Ruj sahnesi klişeydi ama en az onun kadar klişe olan diğer detay "körlük"tü bence. Kurguda ve hikâyede bundan başka daha pek çok aksaklık vardı. Kitapta begendigim tek husus bazı cümlelerdi. Bir şeyler yazmayı düşündüm ama incelemeniz kitap hakkındaki hislerime tercüman olduğu için vazgeçtim. Teşekkürler.
Erhan Özdemir
Gönderi Sahibi
Teşekkürler Ayşe hanım, körlük de eskli bir klişe evet:) Bana fazla batmamıştı ama. Erkek yazarların kadın karakterlerin ağzından yazdıkları yazıları sevmiyorum fazla. O ruj sahnesinde aklıma geldi. Kadınlar, aksine, erkek karakterleri oldukça iyi beceriyorlar. Onun dışında güzel cümleler vardı elbette, ama yetmiyor bana göre, tesadüfler de - hikayenin temelini oluştursa da- heyecanlandırmadı beni. Yazsaydınız siz de keşke düşündüklerinizi, çok daha dolu oluyor normalde sizin incelemeleriniz.
"Anlatıcı her bölümde değişiyor, üçüncü tekil şahıs ile İshak ve Julide'nin gözünden olmak üzere. Ama roman içinde bunu fark etmiyoruz ne yazık ki. Bütün bölümlerin dili aynı çünkü." Bu anlatım biçimi benim de dikkatimi çekmişti ama 'aynı dille anlatıldığı' detayını atlamışım. Bu çok doğru bir tespit ve yerinde bir eleştiri. Karakter derinlemesi olmasına rağmen aslında karakterlerin aynı dilde konuşturulmaları bana göre de anlatım kısmındaki bir eksiklik, iyi yakalamışsınız :) Genel olarak kitapla alakalı düşüncelerimiz benzeşiyor. Ben önceki TT kitaplarından bazılarını bildiğim için bu kitabı daha çok yeni tarzının nirengi noktası olarak görüyorum, o yüzden ümitliyim ama siz de beğenmediğinizi gayet kibar ve güzel bir biçimde anlatmışsınız. Elinize sağlık :)
Erhan Özdemir
Gönderi Sahibi
Çok teşekkürler, Tarık Tufan'la aynı yorumu İshak da yapıyor, Jülide de. Mesela kitabın bir yerinde İshak Jülide in söyleyebileceği bir şey demişti, bir markayla ilgili galiba - sonra baktım bulamadım :) Bu da düz bir metne dönüştürüyor kitabı biraz, derinlik sorunu var galiba sizin dediğiniz gibi. Umarım dediğiniz gibi olur sonrası.
Reklam
Osman'ı tebrik etmek lazım valla. Bir şekilde okutuyor herkese Tarık Tufan'ı Ama siz de hiç acımamışsınız, sağlı sollu dalmışsınız yazara. :) Eminim beğendiğiniz kısımlar da olmuştur, keşke birazda onlardan bahsetseydiniz. :) Yine de detaylı ve güzel bir inceleme olmuş elinize sağlık. :)
Erhan Özdemir
Gönderi Sahibi
O kadar vurmadım ya. Yani kurgu standart evet, ama yazar fazla sıkmadan anlatmış her şeyi, en kötü 7 alır 10 üzerinden kitap.
Kaleminize sağlık. Nedense önyargıyla bakıyorum yazara. Henüz tanışmadım kalemi ile ama incelemeniz iyice düşündürdü doğrusu :)
Erhan Özdemir
Gönderi Sahibi
Yok dememişim zaten, Her şeyi kararında vermek gerek demişim sadece. Benim hatam.