Sergen

@srgn
Kayıp Zamanın İzinde, Bir Okur ve Proust Destek Butonu
9/10
·191 syf.·
2019 6. kitabı
Botton’un kitap boyunca cevapladığı “Nasıl”lardır, Proust’un göstergeleri ve yaşamının eseri üzerindeki, eserin okur üzerindeki yansımaları; Bugünün, okumanın, zamanın, acıların kaygıların, arkadaşlığın, farkındalığın, aşkın, kitapların ve diğer kavramların gizli güçleri. Bir Proust okuruna değişim vadeden tafsilatlı bir araştırmanın elekten geçirilmiş hali olarak görebiliriz bu eseri. Zor diye tanımladığımız kült eserleri normale dönüştürmemizi sağlayan yardımcı kitaplardan her zaman kaçınmışımdır. Proust Yaşamınızı Nasıl Değiştirebilir, çokça tavsiye edilen ve Kayıp Zamanın İzinde serisine dair önem arz eden bir kitap olduğunu bildiğimden, kendi düşüncelerimin önüne geçebilecek fikirlerin riskini de göz önünde bulundurmam gerekti. Serinin üçüncü kitabının arefesindeyken henüz tanışmadığım karakterlere dair çıkarımların üzerinden göz ucuyla geçtiğimi söylemeliyim. Genel olarak, olay örgüsüne ve zihnimizde şekillenen karakterlere dair kıssadan hisse getirilmediğini, dolayısıyla kendi düşüncelerimize gölge düşmeyeceğini de incelemeye geçmeden belirtelim… Hayatınızın kötü anlarında ve olabilecek tüm olumsuz koşullarda resme olan bakışımız gerçekten hayatımızı değiştirebilir mi? Onlarca kişisel gelişim kitabının verebileceği şeyi, bir romanda ‘bakmamızı’ gerektiren göstergelerin gücü verebilir... Peki nedir bu göstergeler? Onlardan nasıl ders çıkarılmalı ve okumalarımızı hayata nasıl damıtabilmeliyiz? Proust’un aynasından tüm yalınlığıyla aktarmayı başaran Botton, 9 başlıkta Proust’u daha iyi anlayabilmeye olanak tanırken, diğer okumalarımız için de level atlatacak fikirler sunuyor bizlere. Kayıp Zamanın İzinde, günlük hayatın sıradan olaylarından ibaret gibi gözükebilir. 3 yıldır Proust okuyan bir Amerikalının mektubundaki serzeniş, Proust’un düşüncesine göre tabloya ilk bakışta söylenen cümleleri andırır şekildedir: “Sayın Proust ayaklarınızı yere basın ve ciddi olun, ne demek istediğinizi bana iki cümlede açıklayın.” Proust, Doktor olan babası Adrien Proust gibi insanlara faydalı olacak bir eser tasarlama düşüncesindeydi. Aristokrat bir ailede dünyaya gelmesi, etrafındaki şaşaalı insanlar, geniş arkadaş çevresi ve geçirdiği hastalıklar yazma tutkusundaki ilham kaynağı olur. Ne zaman bir resme baksa kendi yaşamından tanıdığı kişilere benzetirdi. L. Perutz’un romanındaki kahramanı, Yahuda’yı resmedebilmek için Milano sokaklarında kötülüğün timsali olan insanı araması gibi, Proust’un da romanı için gereken bilgileri edinmek amacıyla sadece geceleri dışarı çıktığını öğreniyoruz. Bir romandaki karakterleri kendi yaşamımızdaki kişilere benzetmemiz ve sevdiğimiz birinin özelliklerini atfetmemiz salt benzerlik ilişkisini kurmuyor, o kitabı zihnimizde daha kalıcı hale getirerek gördüğümüz profillere daha net bakmamızı sağlıyor aynı zamanda. Karakterlerin yansımasını gerçeğe giydirebiliriz belki, ama okuma süreci içinde kendimizi okuyacağımız kesin gibidir. Zamanı nasıl iyi kullanabiliriz? Kötü bir diziyi, başarısız bir kitabı veyahut magazin haberlerini bazen sadece onlardan bir ‘iyi’ çıkarabilmek için takip ederiz. Zaman zaman içimizi -kötü eylemler- boşaltabileceğimiz bir insana gereksinim duymamız gerektiğini ifade eder Canetti. Her ne kadar bayağı bir önerme olsa da başka bir yönümüzün de eyleme geçmesi için haklı bir önerme olarak bakılabilir, tabii o kişi karşımıza çıkarsa. Dolayısıyla Botton’ın edindiği izlenim, nesnelerin zayıflığından kendimize pay çıkarma fikridir. Eleştiri yönümüzü kuvvetlendirmek için popüler ama zayıf bir kitabı tercih etmemiz gibi. Ya da absürt bir dizi hakkında bilgi sahibi olmak için veya magazinsel haberlerdeki komik olanı görmek için, yeteri kadar zamanımız varsa tabii ki. Bütün olumsuzlukları gösterge olarak algılamamız gerektiği Botton’un aydınlattığı en önemli konu kesinlikle, kitap öznelinde değerlendirilmesi gereken en sivri konu budur. Bir sorunla karşılaşıncaya, acı çekmeye başlayıncaya kadar, hiçbir şeyi doğru düzgün öğrenmiş olamayacağımız fikrini aşılıyor Proust. Acı çekmeden de aklımızı kullanabiliriz ama Proust’un düşüncesine göre merakımızın su yüzüne çıkması için bir rahatsızlık-olumsuzluk- duyuyor olmamız gerekiyor. Küçüklüğünden beri geçirdiği astım krizleri, ileriki yaşlarda nükseden zatürre hastalığı sebebiyle, bir odanın içinde geçirdiği zamanında bunu duyumsayan Proust’un kendisi olmalı. 600 yıl yaşayıp kendini bir geminin dünyasında bulan Nuh gibi, kapalı camlar ve örtülmüş perdelerin arasında buluyordu kendi dünyasını. Düşünmek, acımızın nereden kaynaklandığını ve nereye yöneldiğini anlamamıza, onun varlığını kabul etmemize yardım eder. Kısaca zihin gücümüzü artıran, onu tetikleyen şey kederdir. Bilgeliğe ulaşmanın yoksunluk gerektirdiği bahsi ikinci kitapta çokça değinilen hususlardandı. “Her şey güzel giderken bazı şeyleri görmezden gelmemiz normal belki de. Eğer bir araba gayet iyi çalışıyorsa, onun o karmaşık işleyişini öğrenmemize ne gerek var? Sevilen kişi sadakat gösteriyorsa, neden insan ihanetinin dinamikleri üzerinde duralım? Toplumda hep saygı görüyorsak, toplumsal yaşantının insanı nasıl aşağılayabileceğini incelememize ne sebep olabilir? Ancak kederin içine battığımız zaman, Proust’un yaptığı gibi, kabul edilmesi zor hakikatlerle yüzyüze gelir, başımızı yorganın altına gömüp, sonbahar rüzgarında dökülen yapraklar gibi ağlarız.” Botton’un bir kişisel gelişimci edasına büründüğünü kitabın tamamında görmek mümkün. Ancak bu derslerin hepsi Proust ve onun dünyasına bakışımızı değiştirebilecek türden değerli fikirler… Bir okurun dikkat ettiği en önemli nokta cümlelerin etiketlerle olan ilişkisidir. Alışılagelmiş ifadelerin ve klişeleşmiş cümle kalıplarının yüceltilmesi Proust’u en çok rahatsız eden şeylerin başındaydı. Bu, konuşma ve yazıda önceliğin özgün söyleşiler üretilmemesinden ve başkasının sözlerini yineleme gereksiniminden duyulan bir rahatsızlıktı. Düşünceleri öznel haliyle cümlelere dökmeden, onu kelimelere uyarlamak gibi bir şey olsa gerek. İlk bakışta hoş gibi görünen, altını biraz eştiğimizde bayağı bulacağımız ifadelerin aslında klişeden de rahatsız edici, yapmacıklı bir görüntü verdiğini ifade ediyor Proust. Ülkemizde ise bu “hoş”luğu aforizmaya çevirenlerin başında gelenler ise İ. Pala ve G. Süngü gibi isimler. Doğru klişe vardır, klişeden kaçmak için seçilen ‘bayağı’lık vardır, ve –iyi olduğumuzu düşünmesek bile- özgün olmanın ayrıcalığı vardır… Botton’un da dediği gibi, “Kendi seçimimizin, kendi zevkimizin, kendi şüphemizin, kendi arzumuzun ve kendi zayıflığımızın izlerini taşıyan şey güzel olabilir ancak. Etiketleri reddetmeliyiz. Klişeler kullanarak konuşmak sorun yaratır, çünkü yağmurun, ayın, güneşin ve duyguların, kalıplaşmış söyleşilerin ifade ettiğinden ya da bize öğrettiğinden çok daha farklı çeşitleri vardır dünyada.” Kayıp Zamanın İzinde serisini okuma zarfında, Proust dünyasının kapılarından girip şahsi yaşamını merak etmeyen yoktur öyle sanıyorum ki. Botton, kısa kısa da olsa, dostlarının Proust için söylediği övgü dolu sözlere kitabında yer veriyor. Yakın çevresi onun cömert, eli açık, iyi bir konuşmacı ve saygın bir kişiliği olduğu konusunda birleşiyorlar. -Aşırı kibarlık, nezaket ve saygınlık göstermesinden dolayı Proustmak diye bir tabir ortaya çıkıyor.- Proust’un aşk ve arkadaşlık hakkında olumsuz düşüncelerini içerdiği keskin metinler, yaptığı konuşmalarda hata payı bırakırcasına cümlelerinin sonuna ‘belki’ ‘herhalde' diye ekleme yapması eseri ile yaşamını zıt kutuplara itiyor. Gözlemciler ise bunun insan kaybetmeme düşüncesinden ileri geldiğini, kırıcı etki bırakmama izleniminden kaynaklandığını düşünüyorlar. İnsan ruhunun derinliklerine ustalıkla inen Proust, bunu insanları kazanmak amacıyla da kullanabiliyordu ve Botton’a göre iyi bir dinleyici, salt kendinden bahsetmeyen bir yapıdaydı. Bu ayrımsılık şunu gösteriyor ki, yazdıklarımız başka bir ‘ben’liğin ürünüdür. Düşündüklerimiz ama söyleyemediklerimiz, uygulamaya geçmeyen birikimler, yazılmamış, dile gelmemiş cümleler ve daha fazlası. Belki de 7 cildi oluşturan bu dile gelmeyen 'ben'liktir... Bakmak ve görmek. Hissedemeyişlerimizin sebebi doğru imgelerle karşılaşmayışımızdan kaynaklanır. Proust’a göre bir şeye ikinci kez bakmanın getirdiği mutluluk iyileşmenin en iyi yoludur. Ucuz ve kısa cümlelerin uzun ve anlamlı paragraflara tercih edilmesi, yavan kitapların gerçek değerini görmeyen kitapların yerinde revaçta olmalarından yola çıkarsak ikinci kez bakmanın ne kadar düşük olduğu sonucuna varmamız zor olmaz. Sıradan olan yaşam değil, belleğindeki imge! diyor bir ses kitap boyunca. Botton’un, Proust’tan yansıttığı en muazzam detaylardan biri olabilir bu. Bir kekin yol açtığı şey hatırlama anı değil, takdir edilmiş bir anın bıraktığı etkidir. Takdir ettiğimiz anıların zihnimizde imge haline geldiğini fark edinceye kadar hafızamız bulanıktır ve seçemez. Botton’un bu bahiste Freud’un çocukluk deneyimine dair düşüncelerini zikretmemesi büyük eksik. Şu şekilde ifade ediliyor: “Anlatıcının çevresinde gördükleri ile kendi güzellik anlayışı arasında büyük bir uçurum olduğu doğrudur, ancak bu ikisi arasındaki farkın modern çağa özgü bir şey olup olmadığı tartışılır. Basit imgeler belirsizlik taşımadığı için çekicidir. Basit imgeler kesinlik sunar, örneğin para harcamanın eğlenmek için en garantili yol olduğuna inandırır bizi. Suçu hatırladığımız şeylere değil belleğe yüklemeli. İlkbaharı değil ressamı hedef almalıyız.” Nuh, çevresindeki nesneleri görme özlemi çektiğinde, doğal olarak belleğinde ağaç ve dağ görüntülerine yoğunlaşır. Bu da gösterir ki bir şeyin somut olarak varolması, onu fark etmek için kesinkes bir durum oluşturmaz. Hatta bu fiziksel varoluş o şeye karşı körleşmemize yol açan büyük bir neden olarak gösterilir, salt görsel temas yeterli değildir. Bir şeye tutkuyla sahip olmaya çalışırken edindiğimiz en önemli şey, zorlukla onu beklemek arasındaki kat ettiğimiz mesafe ile ölçülebilir. Yoksunluk bizi detaya zorunlu olarak iter aslında, İslam’da şerrin hayra, belanın olgunluğa yorulması gibi. Arzu ile arzunun arasındaki gerçekleşme durumunu bekleyiş, yazgımızdaki büyük nimetlerden olsa gerektir. Proust Yaşamımızı Nasıl Değiştirebilir, bu soru daha fazla ısınsın. Fakat şu kesindir ki bir nesneye ikinci kez bakmak, göstergelerin farkına varabilmek, detaylara inebilmek kelebek etkisindeki döngü içerisinde en etkili kanat çırpınışlarından birini yaptırabilir!
Edebiyat
Proust Yaşamınızı Nasıl DeğiştirebilirAlain de Botton · Sel Yayıncılık · 2015694 okunma
··
767 Gösterim
6 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
"Henüz tanışmadığımız karakterlere dair çıkarımlar" konusunda kesinlikle katılıyorum sana Sergen. Zira Albertine diye bir kız var şu an gelecek okumalarımızın birinde ve biz daha henüz o kitapları okumadık fakat bu konu hakkında bilgiye sahibiz. Proust geçmişimizi tasarlamayı öğretirken aynı zamanda geleceğimize de hakim olmaya başlıyor gittikçe. "Merakımızın su yüzüne çıkması için bir rahatsızlık-olumsuzluk- duyuyor olmamız" da çok önemli ve benim katıldığım bir konudur. Zira rahatımızı bir şeyler için bozmadığımız sürece o çalışan araba örneğini de anlayamayız. Araba ne zaman bozulursa biz de o zaman iner ve o zaman ilgileniriz onla. "Yoksunluk bizi detaya zorunlu olarak iter aslında, İslam’da şerrin hayra, belanın olgunluğa yorulması gibi." Bu kısım da Proust'tan bahsederken kaçırmamamız gereken noktalardan biri. "Ceza" kelimesinin Arapça'da hem ödül hem de azap anlamına gelmesi gibi Proust'un dedikleri de bir kişi için ödül bir kişi için azap olarak görünebilir. Ama Proust'un istediği zamanımızı boşa harcamamak ve Proust'un bakış açısını kendi dünyamıza odak yapabilmektir. Eline sağlık değerli Sergen. :) Güzel bir kitap okumuş olduk beraber.
Sergen
Gönderi Sahibi
Botton biraz kemerleri gevşetmiş bu konuda:) Dediğim gibi ben çok da üzerinde durmayarak geçtim buraları, kitap okumadan film izlemek gibi bir şey olurdu yoksa, ama yine de aşırı detayların olmaması okunulabilir kıldı. "Ölüm var iyi şeyler yapın" demiştin bir videonda. Sanki bu cümleyi daha önce duymamış gibi o an oturup düşünmüştüm. Bu dürtüyü her zaman yaşayabilsek yapılacakları hayal bile edemezdik sanırım... 7 cildin tamamında günlük olayların sıradan konuşmalarını -anlatıcı hariç- gören bir okur, kitabın ne anlatmak istediğiyle ilgili sıkıntı yaşayabilir, buna özellikle değinmek istedim çünkü Proust her adımda göstergeler sunuyor, bu kitapla daha iyi anlamış olduk bunu. Değerli katkın için minnetarım Oğuz, bu başlangıç olsun, Proustla ilgili keşfedilecek çok şey var. Sevgiyle kal...
Vay canına, evet iyi yakalamışsın o ayrıntıyı. Benim en değer verdiğim tikel cümlelerden biridir. Hayatımın her anında hatırlamaya çalışırım. İkimiz de farklı bakış açılarından bakıyoruz, bu yüzden kitabın sayfasına değerli incelemeler kazandırdık. Bu epey önemliydi. Sevgiyle kal dostum...
'Sayın Proust ayaklarınızı yere basın ve ciddi olun, ne demek istediğinizi bana iki cümlede açıklayın' :) 'Kimi sevsem sensin' misali aklıma gelip duruyor Proust, dün bir belgeselde (Memory Hacker), belleğin şekillendirilmesindeki giz ve nörologların bundaki olası etkilerini izlerken 'görsel imge'nin 'zihinsel imge'ye dönüşüp nasıl başka başka anlamlar içerdiğine, olan bitenlerin gözümüzün önünde tekrar canlanmasına takıldım yine. 'Kendi düşüncelerimin önüne geçebilecek fikirlerin riski' konusunda çok takıntılı olduğumdan seri bitiminde okumayı düşünüyordum ama yeterince teşvik var, elinize sağlık, yine çok güzel.
Bence şu an okursan Kayıp Zamanın İzinde serisini daha iyi özümsersin canım. Benim naçizane fikrim bu :)) Hiç kitabını okumadan da başlamamak lazım bence. Biraz Marcel Proust kitaplarının tadına bakıp okumak daha verimli :)
Sergen
Gönderi Sahibi
Linki de bıraksaydınız buraya:) Proust bakış açısına göre bir nesneye olan yaklaşımımız o nesneye nasıl baktığımızla ilgilidir. Bu çok basit bir çıkarım ama beş on satırda açıklanması da yumuşak kalır, Botton kitabın genelinde olduğu gibi çok fazla derine inmemiş burada da. Görsel imgenin zihinsel imgeye dönüşümünde geçmişte yaşanan anıların bir tat bırakmasıyla görüntüler belirdiği savını oluşturuyor Botton. Bugünden, insanlardan şikayetçi olmak da eksik imgeyi henüz tanımamış olmamızla alakalı bir durum... En azından romandaki karakterle ilgili bölümü atlayabilirsiniz bence, zaten kitabın 5'te 1lik kısmını oluşturuyor bu bölüm. Çok teşekkür ediyorum Nesrin Hanım, değerli katkınız için...
Netflix'ten hep benim izlediklerim :)
Yakın zamanda bu kitap üzerine okuduğum üçüncü inceleme oldu. Zaten ilkinden kenara kaydettim de acaba Proust öncesi mi sonrası mı diye düşünürken en son bu incelemeyle birlikte, Proust öncesinde okumanın daha iyi olacağına karar verdim. İncelemeyi de geç görüp kaydettim de müsait bir zamanda ancak okuyabildim :) Yine başarılı bir inceleme olmuş. Tek tek değinmek istemiyorum ama alıntıladığın kısımlar çok iyiydi. Emek vermişsin, eline sağlık. İlerleyen zamanda nasip olursa okuyacağım kitabı. Bu arada geçen gün kitapçıda kitaplara bakarken bir kitap dikkatimi çekti. Biraz kurcaladım ve enteresan geldi. Proust'un serisinden sonra iyi bir toparlayıcı eser olabileceğini düşündüm kendimce. Tabi okuduktan sonra bu daha iyi anlaşılır, nasipse göreceğiz. Kitap, Deleuze'un Proust ve Göstergeler kitabıydı. Bunu da aklıma gelmişken paylaşmak, haberdar etmek istedim :)
Sergen
Gönderi Sahibi
Serinin öncesinde veya ortasında başlamak yerinde olur bence de. Bana sorarsan bir-iki kitabı okuduktan sonra başlamanı öneririm, küçük de olsa nelerin anlatıldığına dair bir altyapı olmalı, özellikle romandaki karakterler bölümü sıkıntı olabilir, benden söylemesi. Evet, diğer iki incelemeyle de kitabın farklı yönlerine değinilmiş. Herkesin pusuladan çıkardığı zenginlik farklı, bu da muazzam bir havuz oluşturdu bence. Devamı gelecektir elbet. Proust hakkında yazılan kitaplarla çok fazla karşılaşıyorum bu sıralar, Ruhların İletişimi Proust ve Müzik ve 1000kitap.com/kitap/proust-pr... seriyle beraber okuyacağım kitaplardan, bunun dışında listemde olan Proust Bir Sinirbilimciydi ve seri bitiminde en çok merak ettiğim kitap olan Monsieur Proust 'u öncelik olarak aldım, yine de teşekkür ediyorum. Proust'u tam olarak anlayabilmek için gerek Bergson'un zaman kuramı, gerek Freud'un ilk çocukluk psikolojisi, gerek klasik müziklerin kitapla harmanlanması gerekse de kişisel gelişim niteliğindeki eserleri devirmek, en azından bahsi geçen unsurları tanımak şart gibi geliyor bana. Bakalım, bu başlangıç oldu, umarım verimli okumalarımız olur, sevgiler...
İyi bir okuma programı yapılmış gibi duruyor. Kitapları inceledim, muhakkak faydası olacaktır. Böyle kapsamlı bir seriyi de farklı okumalar daha verimli ve keyifli kılacaktır elbette. Kitapların yolunu yine kitaplar açıyor. Önerini dikkate alacağımdan emin olabilirsin. Senin adına güzel bir başlangıç olmuş, devamının da aynı şekilde verimli olarak sürmesini temenni ediyorum, teşekkürler, keyifli okumalar...
Sergen
Gönderi Sahibi
Öneri hepimizin, buna sevindim:)
Seriyi bitirdim, ben yeni yardımcı kitapları okuyorum,bu kitap serinin ortasında okunacakmış anladım kadarıyla,seriyi bitirince daha iyi anladım kitapta tam oldu,ama şunu farkettim böyle kitaplar okununca daha anlamlı oluyormuş,birde incelemeleri üstüne okuyunca pekişti, inceleme yazmayım ben en iyisi çünkü anlatılacak anlatılmış,ikinci kez incelemeni okudum Sergen. Emeğine sağlık. :)