Botton’un kitap boyunca cevapladığı “Nasıl”lardır, Proust’un göstergeleri ve yaşamının eseri üzerindeki, eserin okur üzerindeki yansımaları; Bugünün, okumanın, zamanın, acıların kaygıların, arkadaşlığın, farkındalığın, aşkın, kitapların ve diğer kavramların gizli güçleri. Bir Proust okuruna değişim vadeden tafsilatlı bir araştırmanın elekten geçirilmiş hali olarak görebiliriz bu eseri.
Zor diye tanımladığımız kült eserleri normale dönüştürmemizi sağlayan yardımcı kitaplardan her zaman kaçınmışımdır. Proust Yaşamınızı Nasıl Değiştirebilir, çokça tavsiye edilen ve Kayıp Zamanın İzinde serisine dair önem arz eden bir kitap olduğunu bildiğimden, kendi düşüncelerimin önüne geçebilecek fikirlerin riskini de göz önünde bulundurmam gerekti. Serinin üçüncü kitabının arefesindeyken henüz tanışmadığım karakterlere dair çıkarımların üzerinden göz ucuyla geçtiğimi söylemeliyim. Genel olarak, olay örgüsüne ve zihnimizde şekillenen karakterlere dair kıssadan hisse getirilmediğini, dolayısıyla kendi düşüncelerimize gölge düşmeyeceğini de incelemeye geçmeden belirtelim…
Hayatınızın kötü anlarında ve olabilecek tüm olumsuz koşullarda resme olan bakışımız gerçekten hayatımızı değiştirebilir mi? Onlarca kişisel gelişim kitabının verebileceği şeyi, bir romanda ‘bakmamızı’ gerektiren göstergelerin gücü verebilir... Peki nedir bu göstergeler? Onlardan nasıl ders çıkarılmalı ve okumalarımızı hayata nasıl damıtabilmeliyiz? Proust’un aynasından tüm yalınlığıyla aktarmayı başaran Botton, 9 başlıkta Proust’u daha iyi anlayabilmeye olanak tanırken, diğer okumalarımız için de level atlatacak fikirler sunuyor bizlere.
Kayıp Zamanın İzinde, günlük hayatın sıradan olaylarından ibaret gibi gözükebilir. 3 yıldır Proust okuyan bir Amerikalının mektubundaki serzeniş, Proust’un düşüncesine göre tabloya ilk bakışta söylenen cümleleri andırır şekildedir: “Sayın Proust ayaklarınızı yere basın ve ciddi olun, ne demek istediğinizi bana iki cümlede açıklayın.” Proust, Doktor olan babası Adrien Proust gibi insanlara faydalı olacak bir eser tasarlama düşüncesindeydi. Aristokrat bir ailede dünyaya gelmesi, etrafındaki şaşaalı insanlar, geniş arkadaş çevresi ve geçirdiği hastalıklar yazma tutkusundaki ilham kaynağı olur. Ne zaman bir resme baksa kendi yaşamından tanıdığı kişilere benzetirdi. L. Perutz’un romanındaki kahramanı, Yahuda’yı resmedebilmek için Milano sokaklarında kötülüğün timsali olan insanı araması gibi, Proust’un da romanı için gereken bilgileri edinmek amacıyla sadece geceleri dışarı çıktığını öğreniyoruz. Bir romandaki karakterleri kendi yaşamımızdaki kişilere benzetmemiz ve sevdiğimiz birinin özelliklerini atfetmemiz salt benzerlik ilişkisini kurmuyor, o kitabı zihnimizde daha kalıcı hale getirerek gördüğümüz profillere daha net bakmamızı sağlıyor aynı zamanda. Karakterlerin yansımasını gerçeğe giydirebiliriz belki, ama okuma süreci içinde kendimizi okuyacağımız kesin gibidir.
Zamanı nasıl iyi kullanabiliriz?
Kötü bir diziyi, başarısız bir kitabı veyahut magazin haberlerini bazen sadece onlardan bir ‘iyi’ çıkarabilmek için takip ederiz. Zaman zaman içimizi -kötü eylemler- boşaltabileceğimiz bir insana gereksinim duymamız gerektiğini ifade eder Canetti. Her ne kadar bayağı bir önerme olsa da başka bir yönümüzün de eyleme geçmesi için haklı bir önerme olarak bakılabilir, tabii o kişi karşımıza çıkarsa. Dolayısıyla Botton’ın edindiği izlenim, nesnelerin zayıflığından kendimize pay çıkarma fikridir. Eleştiri yönümüzü kuvvetlendirmek için popüler ama zayıf bir kitabı tercih etmemiz gibi. Ya da absürt bir dizi hakkında bilgi sahibi olmak için veya magazinsel haberlerdeki komik olanı görmek için, yeteri kadar zamanımız varsa tabii ki. Bütün olumsuzlukları gösterge olarak algılamamız gerektiği Botton’un aydınlattığı en önemli konu kesinlikle, kitap öznelinde değerlendirilmesi gereken en sivri konu budur. Bir sorunla karşılaşıncaya, acı çekmeye başlayıncaya kadar, hiçbir şeyi doğru düzgün öğrenmiş olamayacağımız fikrini aşılıyor Proust. Acı çekmeden de aklımızı kullanabiliriz ama Proust’un düşüncesine göre merakımızın su yüzüne çıkması için bir rahatsızlık-olumsuzluk- duyuyor olmamız gerekiyor. Küçüklüğünden beri geçirdiği astım krizleri, ileriki yaşlarda nükseden zatürre hastalığı sebebiyle, bir odanın içinde geçirdiği zamanında bunu duyumsayan Proust’un kendisi olmalı. 600 yıl yaşayıp kendini bir geminin dünyasında bulan Nuh gibi, kapalı camlar ve örtülmüş perdelerin arasında buluyordu kendi dünyasını.
Düşünmek, acımızın nereden kaynaklandığını ve nereye yöneldiğini anlamamıza, onun varlığını kabul etmemize yardım eder. Kısaca zihin gücümüzü artıran, onu tetikleyen şey kederdir. Bilgeliğe ulaşmanın yoksunluk gerektirdiği bahsi ikinci kitapta çokça değinilen hususlardandı. “Her şey güzel giderken bazı şeyleri görmezden gelmemiz normal belki de. Eğer bir araba gayet iyi çalışıyorsa, onun o karmaşık işleyişini öğrenmemize ne gerek var? Sevilen kişi sadakat gösteriyorsa, neden insan ihanetinin dinamikleri üzerinde duralım? Toplumda hep saygı görüyorsak, toplumsal yaşantının insanı nasıl aşağılayabileceğini incelememize ne sebep olabilir? Ancak kederin içine battığımız zaman, Proust’un yaptığı gibi, kabul edilmesi zor hakikatlerle yüzyüze gelir, başımızı yorganın altına gömüp, sonbahar rüzgarında dökülen yapraklar gibi ağlarız.” Botton’un bir kişisel gelişimci edasına büründüğünü kitabın tamamında görmek mümkün. Ancak bu derslerin hepsi Proust ve onun dünyasına bakışımızı değiştirebilecek türden değerli fikirler…
Bir okurun dikkat ettiği en önemli nokta cümlelerin etiketlerle olan ilişkisidir. Alışılagelmiş ifadelerin ve klişeleşmiş cümle kalıplarının yüceltilmesi Proust’u en çok rahatsız eden şeylerin başındaydı. Bu, konuşma ve yazıda önceliğin özgün söyleşiler üretilmemesinden ve başkasının sözlerini yineleme gereksiniminden duyulan bir rahatsızlıktı. Düşünceleri öznel haliyle cümlelere dökmeden, onu kelimelere uyarlamak gibi bir şey olsa gerek. İlk bakışta hoş gibi görünen, altını biraz eştiğimizde bayağı bulacağımız ifadelerin aslında klişeden de rahatsız edici, yapmacıklı bir görüntü verdiğini ifade ediyor Proust. Ülkemizde ise bu “hoş”luğu aforizmaya çevirenlerin başında gelenler ise İ. Pala ve G. Süngü gibi isimler. Doğru klişe vardır, klişeden kaçmak için seçilen ‘bayağı’lık vardır, ve –iyi olduğumuzu düşünmesek bile- özgün olmanın ayrıcalığı vardır… Botton’un da dediği gibi, “Kendi seçimimizin, kendi zevkimizin, kendi şüphemizin, kendi arzumuzun ve kendi zayıflığımızın izlerini taşıyan şey güzel olabilir ancak. Etiketleri reddetmeliyiz. Klişeler kullanarak konuşmak sorun yaratır, çünkü yağmurun, ayın, güneşin ve duyguların, kalıplaşmış söyleşilerin ifade ettiğinden ya da bize öğrettiğinden çok daha farklı çeşitleri vardır dünyada.”
Kayıp Zamanın İzinde serisini okuma zarfında, Proust dünyasının kapılarından girip şahsi yaşamını merak etmeyen yoktur öyle sanıyorum ki. Botton, kısa kısa da olsa, dostlarının Proust için söylediği övgü dolu sözlere kitabında yer veriyor. Yakın çevresi onun cömert, eli açık, iyi bir konuşmacı ve saygın bir kişiliği olduğu konusunda birleşiyorlar. -Aşırı kibarlık, nezaket ve saygınlık göstermesinden dolayı Proustmak diye bir tabir ortaya çıkıyor.- Proust’un aşk ve arkadaşlık hakkında olumsuz düşüncelerini içerdiği keskin metinler, yaptığı konuşmalarda hata payı bırakırcasına cümlelerinin sonuna ‘belki’ ‘herhalde' diye ekleme yapması eseri ile yaşamını zıt kutuplara itiyor. Gözlemciler ise bunun insan kaybetmeme düşüncesinden ileri geldiğini, kırıcı etki bırakmama izleniminden kaynaklandığını düşünüyorlar. İnsan ruhunun derinliklerine ustalıkla inen Proust, bunu insanları kazanmak amacıyla da kullanabiliyordu ve Botton’a göre iyi bir dinleyici, salt kendinden bahsetmeyen bir yapıdaydı. Bu ayrımsılık şunu gösteriyor ki, yazdıklarımız başka bir ‘ben’liğin ürünüdür. Düşündüklerimiz ama söyleyemediklerimiz, uygulamaya geçmeyen birikimler, yazılmamış, dile gelmemiş cümleler ve daha fazlası. Belki de 7 cildi oluşturan bu dile gelmeyen 'ben'liktir...
Bakmak ve görmek. Hissedemeyişlerimizin sebebi doğru imgelerle karşılaşmayışımızdan kaynaklanır. Proust’a göre bir şeye ikinci kez bakmanın getirdiği mutluluk iyileşmenin en iyi yoludur. Ucuz ve kısa cümlelerin uzun ve anlamlı paragraflara tercih edilmesi, yavan kitapların gerçek değerini görmeyen kitapların yerinde revaçta olmalarından yola çıkarsak ikinci kez bakmanın ne kadar düşük olduğu sonucuna varmamız zor olmaz. Sıradan olan yaşam değil, belleğindeki imge! diyor bir ses kitap boyunca. Botton’un, Proust’tan yansıttığı en muazzam detaylardan biri olabilir bu. Bir kekin yol açtığı şey hatırlama anı değil, takdir edilmiş bir anın bıraktığı etkidir. Takdir ettiğimiz anıların zihnimizde imge haline geldiğini fark edinceye kadar hafızamız bulanıktır ve seçemez. Botton’un bu bahiste Freud’un çocukluk deneyimine dair düşüncelerini zikretmemesi büyük eksik. Şu şekilde ifade ediliyor: “Anlatıcının çevresinde gördükleri ile kendi güzellik anlayışı arasında büyük bir uçurum olduğu doğrudur, ancak bu ikisi arasındaki farkın modern çağa özgü bir şey olup olmadığı tartışılır. Basit imgeler belirsizlik taşımadığı için çekicidir. Basit imgeler kesinlik sunar, örneğin para harcamanın eğlenmek için en garantili yol olduğuna inandırır bizi. Suçu hatırladığımız şeylere değil belleğe yüklemeli. İlkbaharı değil ressamı hedef almalıyız.” Nuh, çevresindeki nesneleri görme özlemi çektiğinde, doğal olarak belleğinde ağaç ve dağ görüntülerine yoğunlaşır. Bu da gösterir ki bir şeyin somut olarak varolması, onu fark etmek için kesinkes bir durum oluşturmaz. Hatta bu fiziksel varoluş o şeye karşı körleşmemize yol açan büyük bir neden olarak gösterilir, salt görsel temas yeterli değildir. Bir şeye tutkuyla sahip olmaya çalışırken edindiğimiz en önemli şey, zorlukla onu beklemek arasındaki kat ettiğimiz mesafe ile ölçülebilir. Yoksunluk bizi detaya zorunlu olarak iter aslında, İslam’da şerrin hayra, belanın olgunluğa yorulması gibi. Arzu ile arzunun arasındaki gerçekleşme durumunu bekleyiş, yazgımızdaki büyük nimetlerden olsa gerektir.
Proust Yaşamımızı Nasıl Değiştirebilir, bu soru daha fazla ısınsın. Fakat şu kesindir ki bir nesneye ikinci kez bakmak, göstergelerin farkına varabilmek, detaylara inebilmek kelebek etkisindeki döngü içerisinde en etkili kanat çırpınışlarından birini yaptırabilir!