“Yazıyorum çünkü dünyada yapacak başka bir şeyim yok: ben artakalanım ve insanların dünyasında bana yer yok. Umutsuz ve yorgun olduğum için yazıyorum, kendim olmanın monotonluğuna artık dayanamıyorum ve eğer yazmanın o hep tazelenen yeniliği olmasa sembolik olarak her gün ölebilirim. Ama gizlice arka kapıdan çıkmaya da hazırım. Hemen her şey geldi başıma, tutku da umutsuzluk da. Şimdi sadece olabileceğim ama hiçbir zaman olmadığım şey olmak istiyorum.”
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
“Bana dönersek: yazacağım şeyi müşkülpesent, incelik peşindeki zihinler anlamayabilir. Çünkü söylediklerim çok yalın olacak. Ama arka planda, şu anda bile, geceleri ıstırap içinde uyurken hep rüyalarıma giren o üzgün gölge var. Bu yüzden okuyacaklarınızdan yıldızlar beklemeyin: hiçbir şey parıldamayacak, bu, doğası gereği herkesin nefret ettiği, kesif bir malzeme. Bu hikâyenin güzel bir melodisi de yok. Ritmi bazen ahenksiz. İçinde gerçekler de var. Birden edebiyat yapmadan gerçekleri sever oldum, gerçekler sert taşlardır ve şimdi harekete geçmek düşünmekten daha ilginç geliyor bana, gerçeklerden kaçılmıyor.
Şimdi bir son karalamalı mıyım hemen diye düşünüyorum. Sonunda ne olacağı konusunda hiçbir fikrimin olmadığı zamanlar da az değil. Saatlerle ölçülen bir süreçte adım adım ilerlemem gerektiğini fark ettim üstelik: bir böcek bile zamanla başa çıkmak zorunda. İşte bu benim en ilkel hâlim: ondan bıkmama rağmen yavaş yavaş o kızın peşinden gitmek.”
“Sonra zeytin renginde bir duvar vardı. Sırtımı ona yasladım, dizlerimi göğsümde topladım, etrafı izlemeye koyuldum. Her şey çok hızlı hareket ediyordu. İnsanlar birbirinin içinden geçiyordu, ekmek bulamayan kitap yiyordu, bir müzik zincirlerinden boşalmış omuzlarıma yağıyordu. Her şey çok hızlıydı. Trafik lambaları birkaç saniyede değişiyordu. Bir tren aynı anda hem ileri hem geri gider mi, gidiyordu. Otlarla ağaçlar yarışıyordu. Irmağın üstündeki son yaprak titredikçe titriyordu. Sonra baktım ordayım hâlâ, kalbimin durmasını bekliyordum, dökülüp gitsin diye bu çılgın görüntüler, dünyadan kaptığımız yılışık sözler ve onları çatal bıçakla didiklemeyi bekleyen okur.”
“İnsan yazarken tanır, yazıdan tanır; yüze bakınca unutur. Bin yıldır yüzünden ayrılmadığın birini tanımazsın da iki satır yazısından tanırsın. Yazı unutmaz. Yazı, yazmayanı yazana tanıtır.”
“Beyaz: düzen, sıra, okul, hastane, tımarhane, cezaevi, huzurevi… tek sıra düze inmek, tekdüze. Yaralayıcı, kuşatıcı bir gözü var faşizmin buralarda. Kiraya verilen evlerin ucuza badana edilmesi gibi öyle dıştan ve kapitale ayarlı renkler uçuşur odalarda. Bir anlığına akışı düzenlemek, çığlığı susturmak için renkler.”