Gönül Yıldız

Gönül Yıldız
@gonulyildiz
instagram: yildizgonul.on Ö.D CHP Pamukkale İlçe Başkan Yardımcısı
5/10
·336 syf.··
2026 25. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 15:04
Körlük - İnceleme Körlük hakkında şunu söyleyebilirim: Evet, distopya. Evet, kaos ortamında toplumun neye evrileceği anlatılıyor. Evet, insanın ahlak, etik ve erdem gibi kavramlara gerçekten sahip olup olmadığı; yoksa sadece toplum tarafından dışlanmamak ve cezalandırılmamak için mi “iyi” davrandığı sorgulanıyor. Kaos ortamında bireyin nasıl vahşileşebileceği de çok net gösteriliyor. Ama bence kitapta ruh yok… Benim asıl problemim anlattığı şey değil, anlatış biçimi. Çünkü distopya sevmediğim için böyle düşünmüyorum. 1984 da distopya, Cesur Yeni Dünya da. Sorun “ne anlattığı” değil, distopyayı “nasıl anlattığı”. Yazım tarzı beni inanılmaz zorladı. Sayfa düzeni ve yazım biçimi yüzünden okurken sürekli yoruldum. Neredeyse hiç konuşma çizgisi yok, her şey virgüllerle akıyor ve bu yüzden anlatılan duygular ya da sahneler tam olarak hazmedilemiyor. Metin sürekli üstünüze geliyor gibi hissettiriyor. Bence üslup akmıyor. İyi bir hikâye anlatımı ya da güçlü bir edebi dil hissedemedim. Fikir olarak çok güçlü bir kitap olabilir ama edebiyat benim için sadece “ne anlattığın” değil, “nasıl anlattığın” meselesi. Nasıl ki iletişimde üslup her şeyse, edebiyatta da benim için aynı şey geçerli. İyi bir hikâyeyi kötü bir anlatımla harcamak gibi hissettirdi bana bu kitap.
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022131,8bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
7/10
·392 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 23 Nisan 2026 14:15
Aşk-ı Memnu İnceleme 2008 yılında yayınlanan Aşk-ı Memnu uyarlamasını yayınlandığı dönemden beri tekrar tekrar izleyen biri olarak sonunda Aşk-ı Memnu kitabını da okudum. Kitabı bitirdikten sonra söylediğim ilk şey şu oldu: 2008 Ay Yapım uyarlaması gerçekten çok ama çok iyi bir UYARLAMA. Hatta dürüst olmam gerekirse dizisini hiç izlememiş olsaydım kitaptan bu kadar duygu verimi alabilir miydim emin değilim. Çünkü kitapta olaylar ve duygular bana biraz fazla hızlı işlendi. Hissetmeniz, karakterlerin içinde kalmanız için size çok fazla zaman tanımıyor. Bazı duygular yaşanıp hemen geçiyor gibi hissettirdi. Özellikle Bihter karakterini tam anlamıyla özümsemekte zorlandım. Ancak kitabın en başarılı olduğu noktalardan biri, Bihter’in Adnan ve Behlül’e karşı hissettiği duyguların birbirinden tamamen farklı olmasıydı. Adnan daha çok güven veren, baba figürü gibi sevilen bir karakterken; Behlül, Bihter için tutkunun ve arzunun karşılığı. Aynı durum Behlül’ün Bihter ve Nihal arasında yaşadığı ikilemde de var aslında. Nihal huzuru, masumiyeti ve düzeni temsil ederken; Bihter heyecanı, riski ve tutkuyu temsil ediyor. Ama tüm bunlara rağmen dizinin yaptığı şey bence çok daha etkileyici: kitapta hızlı geçen psikolojik çatışmaları, bakışlarla, sessizliklerle ve atmosferle büyütüp derinleştiriyor. Bu yüzden diziyi izlememiş olsaydım hikâye benim için bu kadar sürükleyici olmayabilirdi. Sanırım Halid Ziya Uşaklıgil’in kalemi çok da benim tarzım değilmiş. Ben biraz daha duygunun demlendiği, karakterlerin iç dünyasında uzun uzun kaldığımız, altını çizdiren cümlelerin olduğu bir anlatımı seviyorum. Buna rağmen Aşk-ı Memnu’nun, özellikle karakter ilişkileri ve yarattığı duygusal çatışma açısından hâlâ çok güçlü bir hikâye olduğunu düşünüyorum.
Aşk-ı MemnuHalid Ziya Uşaklıgil · İş Bankası Kültür Yayınları · 202122,8bin okunma
Paul Auster – Yanılsamalar Kitabı
3/10
·328 syf.··
2026 23. kitabı
·
36 günde okudu
·
Okunma: 28 Mart 2026 12:30
Paul Auster – Yanılsamalar Kitabı Bazı kitaplar kötü değildir, sadece sana hitap etmez derler ya… yok, bu onlardan değil. Bu dümdüz kötüydü. Ay Sarayı’ndan sonra büyük bir beklentiyle başladım ve hayatımın en uzun 240 sayfasını okudum. Evet 240, çünkü 324 sayfa kitabın 240 sayfasını sürünerek okuyup sonrasında artık kendime saygımdan dolayı bırakıp direkt son sayfayı açtım. Bitirmek değil, kurtulmak istedim. Öncelikle ortada bir hikaye yok. Gerçekten yok. Olaylar var ama bir anlamı yok, bir bütünlüğü yok, bir derdi yok. Kitap boyunca sürekli “şimdi ne olacak?” değil, “ben neden hâlâ okuyorum?” sorusuyla baş başa kaldım. Üslup inanılmaz düz. Ama öyle sade falan değil, düpedüz bayıcı. Okurken cümleler akmıyor, sürüklemiyor, sadece ilerliyor. Zorla. Karakterler mi? Hepsi aynı kişi. Cidden. Özellikle Alma karakteri konuşurken çoğu zaman Zimmer’ın sesini duyuyorsunuz. Kadın karakter yazayım demiş ama aynı zihnin farklı tonlarını yazmış gibi. Herkes aynı, herkes maskülen, herkes ruhsuz. Ve asıl mesele: Duygu yok. Hiç yok. Ne bir içsel çatışma, ne bir kırılma, ne bir ağırlık. Sanki biri oturmuş olayları kronolojik olarak yazmış ama yaşamayı unutmuş. Okurken hiçbir şey hissetmiyorsunuz. Boşluk. Karakter gelişimi? Yok. Derinlik? Yok. Sanatsal bir tat? Yok. Sadece ilerleyen ama bir yere varmayan bir metin. Kısacası bu kitap benim için edebi bir deneyim değil, sabır testi oldu. Ay Sarayı’nı yazan bir yazarın bunu yazmış olması ise ayrı bir yanılsama.
Yanılsamalar KitabıPaul Auster · Can Yayınları · 20181,431 okunma
Cesur Yeni Dünya – Üzerine Düşünerek Bitirilen Bir Distopya
6/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 09 Şubat 2026 17:00
Cesur Yeni Dünya, okurken yer yer “ne alaka?” dedirten, yer yer de bilinçli bir rahatsızlık yaratan bir metin. Distopya olarak konumlandırılsa da benim için mesele kitabın korkutucu bir gelecek tasviri yapmasından çok, neyi yanlış yerden eleştirdiği oldu. Huxley’in kurduğu dünya; duyguların bastırıldığı, insan bedeninin mekanikleştiği, her şeyin metasallaştığı bir düzen. İnsanlar doğmuyor, laboratuvar ortamında üretiliyor; ilişkiler yüzeysel, haz kontrollü, birey sistemin devamlılığı için var. Buraya kadar kurulan distopya, anlaşılır ve hatta güçlü. Ancak sorun, yazarın hedef tahtasını nereye koyduğu noktada başlıyor. Kitap, açıkça olmasa da örtük biçimde, bu düzeni “toplumsallık”, “eşitlik” ve “merkezi planlama” ile ilişkilendirerek sosyalizmi tek tipleştirme ve robotlaşma üzerinden eleştiriyor. Oysa bu, liberal söylemin yıllardır yaptığı bir çarpıtmanın edebi bir versiyonu gibi duruyor. Çünkü sosyalizm, insanları tek tipe indirmeyi değil; insanı meta olmaktan kurtarmayı hedefler. Kitaptaki robotlaşmanın kaynağı toplumsallık değil, metalaşmadır. Ancak Huxley bu ayrımı bilinçli biçimde bulanıklaştırıyor. Kitap boyunca kolektif olan her şey tehdit olarak kodlanır: ortak bilinç, toplumsal örgütlenme, birlikte düşünme ihtimali. Buna karşılık bireycilik; acı çekme, uyumsuzluk ve yalnızlık üzerinden ahlaki bir üstünlük alanı olarak sunulur. Yani kolektif bilinç şeytanlaştırılırken, bireycilik özgürlüğün tek adresi hâline getirilir. Bu, liberal ideolojinin en tanıdık reflekslerinden biridir. Bernard Marx karakteri de bu açıdan hayal kırıklığı yaratıcı. İsmin Marx’a bir gönderme olduğu çok açık; fakat bu karakter, sistemin amacını ve üretim ilişkilerini sorgulamak yerine, daha çok kişisel huzursuzluklar üzerinden ilerliyor. Yöntemi değil, yöntemin hangi ideolojiyle ve
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,1bin okunma
Yusuf Atılgan – Aylak Adam | İnceleme
7/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 15 Ocak 2026 16:42
Aylak Adam uzun zamandır merak ettiğim, okumayı hep ertelediğim bir kitaptı. Okudum, bitti… ama içimde garip bir huzursuzluk kaldı. Kitabı sevdim mi? Evet. Sevemedim mi? Ona da evet. Öncelikle şunu söylemeliyim: kitap bana fazlasıyla ataerkil bir dille yazılmış gibi geldi. Baş karakter C, varoluşsal sancılar yaşayan bir karakter olarak sunulsa da, bu sancılar bende daha çok şımarıklık, hatta yer yer çözümlenmemiş bir travma hâli izlenimi bıraktı. Annesinin yokluğu, babasının kadınlara olan zaafı; C’nin cinsel psikolojisini, kadınlara bakışını ve kadın–erkek etiketlerini ciddi biçimde etkilemiş. Bu arka planı görmek mümkün ama yine de C’ye yakın hissetmekte zorlandım. Asıl rahatsız eden şey ise kitabın dili oldu. Yusuf Atılgan’ın “doğal” yazma çabasını fazlasıyla hissettim. Sanki konuşmalar ve iç monologlar doğal dursun diye çok uğraşılmış ama tam da bu yüzden doğallık kaçmış. Çaba seziliyor. Oysa gerçek doğallık, çaba istemeden akar gider. Burada ise yer yer yapmacık bir hava var ve bu beni okurken rahatsız etti. Gelelim Güler karakterine… Açık söyleyeyim: hiç sevmedim. Hatta ciddi anlamda tahammül edemedim. Hiçbir şey bilmeyen, masum, korkak, arzusu ve tutkusu olmayan; öpüşmeyi bile bilmeyen, sevişmekten utanan, alkolle dahi hiç tanışmamış, her cümlesi romantik ve bayık bir kadın tipi. Üstelik hemen evlilik beklentisiyle hareket eden bir karakter. Bu kadın temsili beni fazlasıyla sıktı. Bu tip kadınlara da, bu tip kadınları “ideal” ya da “çekici” bulan erkeklere de uyuz oluyorum açıkçası. C ile Güler’in karşıtlığı ise bana yer yer Çağan Irmak filmlerindeki Issız Adam hissini verdi. Karakterlerin çoğu beni yordu, sıktı. Oysa karşılaştırınca fark çok net: İçimizdeki Şeytan’daki Ömer de tasvip etmediğim bir karakterdi ama ondan tiksinmedim. Macide ise birçok şeyi
Aylak AdamYusuf Atılgan · Can Yayınları · 201971bin okunma