• 439 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Colin Wilson bildiğim kadarıyla sadece iki kitabı Türkçeye çevrilmiş oldukça üretken bir yazardır. Çok yönlüdür ve farklı alanlarda yazılmış kapsamlı eserleri vardır. Ben daha önce onun "Ölüm Sonrası" isimli kitabını okumuş ve kitabı oldukça başarılı bulmuştum. "Yabancı" isimli bu kitabını da gerçekten çok beğendim. Wilson bu eserinde yabancı karakterini çoğu kendisi de birer yabancı olan sanatçı, yazar ve düşünürlerin fikirlerinden yola çıkarak tanımlamaya, onu her yönüyle ortaya koymaya çalışıyor. Peki kimdir yabancı? Bana göre kitapta da yer alan ve oldukça hoşuma giden kısa bir tanımla çok derin ve çok fazla gören kişidir yabancı. İste bu yüzden yalnızdır ve kalabalıklar arasında bir yabancıdır. Ama bu yabancının tek tanımı değildir. Kitapta ünlü şahsiyetlerin fikirleri analiz edilerek yabancı ile ilgili kimi zaman birbiriyle örtüşen kimi zaman ise çelisen tanımlar elde edilmiş. Ben de kendimce bir takım tanımlara ulaştım, bunları kısaca aktarmak istiyorum. Şimdi kitapta yabancının izini sürelim ve onun nasıl biri olduğunu anlamaya çalışalım.

    Henri Barbusse'ün Cehennem romanında adı hiç geçmeyen kahraman yabancının en temel özelliğini şöyle dile getirir: "Çok derin ve çok fazla görüyorum." (Sy.26) Yabancı çok derin ve çok fazla gören kişidir.

    Ünlü bilimkurgu yazarı H.G. Wells tam da yabancıya ait olabilecek tezini şöyle ortaya koyar: "Zaten hiçbir zaman hiçbir yere gitmiyorduk -herhangi bir hareketin hiç yoktan daha iyi olduguna inanarak buraya kadar kendi yanılsamalarımızla sürüklendik. Halbuki hakikat bunun tam tersidir, nihai cevap hareketin bitmesidir." (Sy. 35) Yabancı yanılsamadan uyanmak isteyen kişidir.

    Sartre'nin yabancısı Roquentin düşünmekten bıkmıştır. Devamlı bir bıkkınlık ve bulantı hissi içindedir. Şöyle der: "Muazzam büyüklükte, sıkıcı bir düşünce miskin miskin önümde uzanıyordu. Ne olduğunu açıkça göremiyordum ama o kadar bıktırıcıydı ki bakamıyordum."(Sy.39) Yabancı sürekli bir bıkkınlık ve bulantı hissi içinde yaşayan kişidir.

    Camus'ün yabancısı her şeye kayıtsızdır. Duygularını yitirmiş gibidir. Yabancı romanındaki kahraman Mersault annesinin ölümü dolayısıyla cenazeye katılmak için patronundan izin isterken şöyle der: "Özür dilerim efendim ama anlarsınız ya, kabahat benim değil." (Sy.46)Yabancı duygusuz, hayata karşı kayıtsız olan kişidir.

    Kendisi de bir yabancı olan Hemingway "Ölülerin Doğa Tarihi"nde "Çoğu insan hayvan gibi ölüyor, insan gibi değil" der. (Sy.58) Hümanizmin insanlıkla ilgili iyimser düşüncelerine sırtını döner ve karşı çıkar. Yabancı hümanizme karşı çıkan kişidir.

    Oyun yazarı Harley Granville Barker'ın "Hayat Kaynağı" isimli oyununun kahramanı Strowde şöyle der: "Bir şey yap, herhangi bir şey, ne olduğu farketmez...Tekerlek döndüğü sürece, bir şey olduğu sürece her şey yolunda."(Sy.63-64) Yabancı herhangi bir amacı olmayan kişidir.

    Hesse bir romantiktir. Ona göre asıl mesele kendini gerçekleştirmektir. Demian romanında Sinclair şöyle der: "Herkesin hayatı kendine giden bir yoldur. Şimdiye dek hiç kimse kendini tamamen gerçekleştirememiştir. Kimi isteksizce, kimi daha az gayretle kimi de elinden geldiğince ancak kendi peşinde koşturmuştur. Herkes kendi doğum kalıntılarını, çamurunu ve yumurta kabuklarını sonuna dek içinde taşır."(Sy.79) Yabancı kendini gerçekleştirmek isteyen kişidir.

    Arapları Türklere karşi örgütleyip isyan hareketi başlatan Arabistanlı Lawrence bu kitapta yabancı karakterine örnek olarak ele alınmış. "Bilgeligin Yedi Sütunu" isimli kitabında Lawrence şöyle diyor: "İnsan birlik değil, çokluktur. Ama bir şeyi yapmaya değer görmesi için insanın yekpare olması gerekir. Bölünmüş krallık birleşmelidir. Batı medeniyetinin geliştirip yücelttiği kişilik tasavvurundaki yanılsama içsel bölünmeyi arttırmaktadır."(Sy.117-118) Yabancı içsel bütünlük arayışındaki kişidir.

    Bir diğer yabancı olan ünlü ressam Van Gogh'un hayatı incelendiğinde dikkat çeken şey Van Gogh'un hayatı boyunca aklı bir kenara bırakıp hep duygularıyla hareket etmesidir. Bunda diger insanlara göre daha çok hissetmesinin önemli rolü vardır. Yabancı çok hisseden kişidir.

    Ünlü Rus dansçı Nijinski sahnedeyken dansıyla insanları büyülerdi. Hamisi büyük organizatör Dyagilev ile arası bozulup sahneye cıkamaz hale geldiginde akıl sağlığını yitirmeye başladı. Aklı kendisine düşman olarak görmeye başladı. Nijinski günlüğüne şöyle yazmıştır: "Aklın ölümünü istiyorum. Aklını öldürürsem karım delirmeyecektir. Akıl aptallıktır, bilgelik ise Tanrı." (Sy.135) Yabancı aklın düşmanı olan kişidir.

    Ünlü psikolog William James "Dinsel Deneyimin Çeşitleri" isimli kitabında bir akşam iliklerine kadar hissettiği ve benim de birçok kere büyük bir sarsıntıyla geçirdiğim varoluşsal korkuyu şöyle anlatıyor: "Felsefi bir kötümserlik ve geleceğe dair genel bir ruhsal bunalım içindeyken bir akşam alacakaranlıkta giyinme odasına gitmiştim... Hiçbir uyarı olmadan sanki birdenbire karanlıktan çıkmış gibi kendi varlığıma dair müthiş bir korku çöktü üzerime. O anda, akıl hastanesinde gördüğüm, siyah saçlı, yeşilimsi tenli, bütün gün oturup kara gözlerini oynatmaktan başka hiçbir şey yapmayan, hepten insanlıktan çıkmış, gerçek anlamda geri zekalı ve ... hastası bir gencin görüntüsü geldi aklıma. Bu imgeyle duyduğum korku etkileşime girdi. O şeklin benim aslım olduğunu hissettim...İçimde ona karşı öyle bir korku ve aramızdaki farkın yalnızca geçici olduğuna dair öyle bir algı oluştu ki, sanki göğsümde şimdiye kadar kaskatı olan bir şey darmadağın oldu ve titreyen bir korku kütlesine dönüştüm." (Sy.152) Yabancı varoluşsal korkuları olan kişidir.

    Ünlü filozof Nietzsche hakikat arayışı yolundaki büyük çabasını delilik boyutuna kadar sürdürmüş bir kişiydi. Bu arayış onu kalabalıktan ayırmış ve yalnızlığa mahkum etmişti. Ama o bu yalnızlığından dolayı bir büyüklük duyuyor ve kalabalığı ünlü eseri "Böyle Buyurdu Zerdüşt"te Zerdüşt'ün ağzından şu sözlerle eleştiriyordu."Arayışa koyulan yoldan çıkar. Yalnızlığın her türlüsü günahtır. Böyle der sürü."(Sy.192) Yabancı hakikat arayışı içindeki yalnız kişidir.

    Tolstoy da tıpkı Sartre'nin kahramanı Roquentin gibi bulantı atakları geçirir: "Beş yıl önce tuhaf bir şey olmaya başladı. Kafam bulanıyor ve hayatın beni adeta hapsettiği hissine kapılıyordum; nasıl yaşamam, ne yapmam gerektiğini bilemiyordum...Kafamın bulandığı anlar giderek artmaya başladı." (Sy.202) Tolstoy da Roquentin gibi kendinden nefret eder ama onun aksine kendi benliğinden kurtulmak için dine yönelir. Yabancı kendi benliğinden arınmak isteyen kişidir.

    Dostoyevski zor bir hayat yaşamıştır. Kendisi daha üniversite öğrencisiyken babası öldürülmüş, Rus çarına karşı kurulan bir komploya adı karışmış, idam edilecekken son anda affedilip Sibirya'ya hapse gönderilmiştir. Orada suçlularla tanışmış, onları yakindan tanıma fırsatı bulmuştur. Dostoyevski eserlerinde sıklıkla günaha düşmüş karakterlerin kurtuluşu konusunu işler. Buna en büyük örnek olarak Suç ve Ceza'nın kahramanı Raskolnikov verilebilir. Sanki kurtuluşa, aydınlığa ulaşmak için önce günaha, karanlığa girmek gerek der gibidir yazar. Kahramanları bir çarkın dişlisi olmadıklarını, insan olduklarını ispat etmek isterler. Yabancı bir çarkın dişlisi olmak istemeyen kişidir.

    George Fox quaker mezhebinin kurucusudur. Ateşli bir kişilige sahiptir. Kilisenin bozulmasına karşı çıkmış, kiliseye ve din adamlarına sert eleştirilerde bulunmuştur. Birçok kez bu yüzden dayak yemis, kırbaclanmıştır. Ama yavaş yavaş insanları etrafında toplamayı başarmıştır. Yabancı toplumdaki bozulmayı eleştiren kişidir.

    William Blake kalabalıktan farklı bir dünya görüşüne ve inanca sahip bir şairdir. O dahilerin şöhrete ihtiyaç duymadıgına, insanın yalnız doğup yalnız öldüğüne inanıyordu. Ona göre insan kendisi dışında hiçbir şeyden emin olamaz. Şiirinde bu düşüncesini şöyle ifade eder: Ne başkasını kendi gibi sever/ Ne başkasına öyle hürmet eder/İmkansızdır düşüncenin bilmesi/Kendinden büyük başka bir eder. (Sy.297) Yabancı yalnız olduğunun farkında olan kişidir.

    Ramakrishna Hindu bir mistiktir. Sürekli evrenle bir bütün olduğunu hissettiği cezbe halleri geçirir.O her şeyin bir olduguna, her yolun insanı tanrıya götürdüğüne inanır. Yabancı çokluktaki birliği gören kişidir.

    Gürciyev bir spiritüalistti. İnsanları aydınlanmaya ulaştıracağını iddia ettiği bir sistem gelistirmistir. İnsanın iradesini zorlu fiziksel egzersizler ile sınırına kadar zorlayıp onda kendine dair farkındalık olusturmak istiyordu. Bu farkındalık sayesinde insanı içinde olduğu otomatizimden kurtarmayı hedefliyordu. Gürciyev şöyle yazar: "Uyanmak insanın hiçliğini fark etmesidir, yani kişinin mutlak mekanikligini, mutlak caresizliğini fark etmesidir."(Sy.352) Yabancı otomatizimden kurtulmak isteyen kişidir.

    Sair Hulme de tıpkı Gürciyev gibi insanın özgür olmadığını düşünüyordu. Bu görüşünü şöyle ifade etmiştir: "İnsanın özgürlüğü çok abartılıyor. Bazı nadir durumlarda özgür olduğumuza hem dinim hem de metafizikten aldığım görüşler beni ikna ediyor. Ancak adet gereği özgürlük olarak tanımladığımız bircok eylem gerçekte otomatiktir." (Sy. 363) Yabancı özgür olmadığının farkında olan kişidir.

    Ulaştığım tüm bu tanımlardan sonra kitapla ilgili görüşlerimi belirtmek isterim. Kitap dokuz bölümden oluşuyor. Sonsöz ve notlarla beraber uzunluğu 439 sayfayı buluyor. Kitapta eserlerden yapılan birçok alıntıya yer verilmiş. Bu yazarların düşüncesini kavramamızi kolaylaştıriyor. Ama her kişi için eşit oranda yer ayrılmamıs. Kimileri için bir iki sayfa kimileri içinse yirmi otuz sayfa yer ayrılmış. Ben eseri oldukça bilgilendirici buldum. Kolay okunuyor ve oldukca akıcı. Konuyu ilgi cekici bulanlara tavsiye ederim.