Sayfaların Arasında Sönen Yeşil Işık: Harry Potter ve Melez Prens
Hogwarts’ta altıncı yıl; o eski çocuksu, neşeli okul günlerim yerini içimi ürperten tekinsiz bir savaşa bıraktı. Benim için bu hikaye, "Hogwarts beni her şeyden korur" illüzyonunun ve çocukluğumun elimden kayıp gittiği o asıl kırılma noktası oldu. Harry ile birlikte Düşünseli’nin girdaplarına dalıp Tom Riddle’ın sevgisiz geçmişini ve ruhu parçalayan Hortkulukların gizemini kurcalarken; büyümenin aslında ne kadar can yakıcı bir süreç olduğunu tüm hücrelerimde hissettim.
Eski bir iksir kitabının karalanmış sayfalarında gücü ve tehlikeyi keşfederken, sadakatimin ve önyargılarımın en ağır sınavlarıyla yüzleştim. Sectumsempra’nın acımasızlığında kontrolsüz gücün kanlı yüzünü gördüm, kalbimizi sızlatan o geri dönülmez hatalarla baş başa kaldım. Astronomi Kulesi’nden yükselen o son yeşil ışıkla birlikte, hayatımdaki en sarsılmaz kalelerin, o en güvendiğim insanların bile nasıl yıkılabileceğine tanıklık ettim.
Son günlerde kitapların limanına sığındım. Bir kitap bitirip aynı gün içinde farklı bir kitaba başlıyorum. Okuduğum her kitabı benimseyip kitabın karakteri oluyorum. Yaşadığı günü, bulunduğu ortamı,
Bu kitabı tek bir cümleyle özetleyecek olursam şunu söylerdim:
"Ben benim olmayan bir adamı kaybettim diye üzülmedim.Ben benim olmayan bir adamda kendimi kaybettim diye üzüldüm".
Bu sözü internette gördüm ama aklıma direkt bu kitap geldi ve bence kitabı en iyi özetleyen cümle olabilir.
Çok güzeldi. Sahabe hayatına uzaklığımızı dünya telaşımızı gördüm. Dersleri almaya çalıştım sevgiyi sevilmeyi gördüm. Emeklerine sağlık yazarın yaşattığı için o dönemi
"Papalagi" (veya orijinal adıyla Der Papalagi), Alman yazar Erich Scheurmann tarafından 1920 yılında yayımlanmış oldukça sıra dışı ve düşündürücü bir kitap.
Papalagi denince beyazlar ya
Hani derler ya kazanılmış zaferin acıları diye Çanakkale Mahşerini böyle tanımlayabilirim. Yazar o kadar iyi anlatmış ki! Duyguları ilmek ilmek yüreğimize işlemiş. Çok etkileyici olaylar yaşanmış. Milletimizin döktüğü her damla kan ve savaşın iç yüzünü de güzel anlatmış. Kayıplarımızı, acılarımızı, bağımsızlığımızı kaybetmemek için verdiğimiz o kanlı savaşta çok aydınımızı, insanımızı kaybettik. İstanbul’u korumak için. Canını ortaya koyan güzel insanlarımız: Mıstık’ı , Hasan Tahsin’i, Oğuz Amca’yı, Oğuz Amca’nın Oğlu Mustafa’yı, Ezineli Yahya Çavuş’u, Yusuf’u , Kınalı Murat’ı ve şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Onlar o gün orada savaşmasaydı bugün burada olamazdık. Lakin kitapta beni rahatsız eden bir durum var. Yazar bütün olayları çok çarpıcı bir şekilde anlatmış ama Mustafa Kemal’den çok bahsetmemişti. Üç yüz elli sayfa boyunca heyecanla bekliyordum. Sanırım Çanakkale’deki şehitlerimize daha çok yer vermek istemiş. Çanakkale zaferini; anladığım kadarıyla Mustafa Kemal’e ya da birkaç komutandan ziyade ismi geçmeyen şehitlerimizi anlatmak istediğini gördüm. Yine de Mustafa Kemal’den de biraz daha kitapta bahsedilebilirdi. Bunun dışında gayet okunabilir nitelikte çok etkileyici bir kitap. Edebiyat öğretmeni kuzenimin şiddetli tavsiyesi üzerine okuduğum bu kitap, aklımın bir köşesinde daima yer edicek gibi.
İyi okumalar, çiçekli günler dilerim.