9/10
·448 syf.·
2026 54. kitabı
Merhaba sevgili okur 1930 lu yıllarda Almanya’dan Amerika’ya göçen genç ve bekar bir anne olan Lena Conti’ nin tek hayali annesi, erkek kardeşi ve iki yaşındaki kızı Ella’ nın karnını doyurabileceği yeni bir hayat inşa etmekti. Ancak daha ülkeye girmeden zorlu sınavlarla mücadele etmek zorunda kaldı. Çünkü denetim sırasında annesinin yaşlı ergenlik çağındaki erkek kardeşi Enzo’nun kıt zekalı olduğuna karar verilir. Amerika onları toplum için yük olarak görür ülkeye girişlerine izin vermez ve Almanya’ya geri gönderilirler. Yıllarca yoksulluk ve neredeyse açlık içinde yaşadıktan sonra, kızına daha iyi bir hayat vermek için yalnız başına kalan Lena, hayal bile edemeyeceği bir gelecekle karşı karşıya kalır. Dul bir aile akrabası olan Silas Wolfe, Lena ve kızını isteksizce Virginia'nın Blue Ridge Dağları'ndaki harap kulübesine, evine ve çocuklarına bakmaları için getirir. Wolfe Hollow çevresindeki tepeler Lena'ya memleketini hatırlatsa da, uyum sağlamakta zorlanır. Daha da kötüsü, bakımındaki çocuklara şerif geldiğinde saklanmaları öğretildiğini öğrenince şok olur. Virginia Eyaleti, onları cahil, ahlaksız ve geri kalmış olarak göstermek için planlar yapmaktadır; böylece onları topraklarından çıkarabilir, çocukları ebeveynlerinden alabilir ve "aşağı genlere" sahip olanlarla başa çıkabilirler. (Yersen ) Öjenik Ofisi'nden bir sosyal hizmet görevlisi Lena'yı ahlaksızlık ve zekâ geriliğiyle suçladıktan sonra, en büyük korkuları gerçek olur. Zihinsel engelliler ve epilepsi hastaları için kurulan Virginia Eyalet Kolonisi'ne gönderilen Lena, kızıyla yeniden bir araya gelme ve sevdiği insanları ve toprakları koruma umuduyla imkansız seçimlerle karşı karşıya kalır. Amerika'nın yükselen öjenik hareketine karşı kendi onuru ve sevdikleri için mücadele eder Lena Conti. Toplumsal
Bize Yalan SöyledilerEllen Marie Wiseman · Arkadya Yayınları · 2025153 okunma
Mazideki kalan okumalarımdan
10/10
·584 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
TANRI CLAUDIUS ROBERT GRAVES Tanrı Claudius, Robert Graves’in Ben, Claudius romanının devamıdır. Roma İmparatorluğu’nun en çalkantılı dönemlerini, bizzat Claudius’un ağzından dinleriz. Çocukken geçirdiği hastalıklar nedeniyle kekeme, topal ve içine kapanık bir çocuk olan Claudius, ailesi tarafından hor görülür. Herkes onun akılsız ve önemsiz biri olduğunu düşünür. Ancak bu dışlanmışlık aslında onun en büyük koruyucusu olur; çünkü Roma sarayındaki iktidar mücadelelerinde dikkat çekmez ve hayatta kalmayı başarır. Claudius aslında bir budala değildir; aksine tarih bilen, düşünen, insanları iyi gözlemleyen biridir. Kitaplara, tarihe ve öğrenmeye tutkuyla bağlıdır. Roma sarayında herkes onu küçümserken o çevresindeki insanların gerçek yüzlerini görür. En büyük avantajı ise kimsenin onu ciddiye almamasıdır; böylece zekâsını gizleyerek hayatta kalır. Roman boyunca Claudius bize Roma’nın büyük isimlerini anlatır. İlk imparator Augustus, güçlü ve siyasi zekâsıyla öne çıkan Livia, kuşkucu ve acımasız Tiberius, deliliğiyle Roma’yı dehşete düşüren Caligula ve diğer birçok tarihî kişilik Claudius’un gözünden hayat bulur. Özellikle Caligula dönemi, sınırsız gücün bir insanı nasıl değiştirebileceğini gösterir. Roma’nın korku, suskunluk ve çıkar ilişkileriyle nasıl çürüdüğünü Claudius’un gözlerinden görürüz. İktidar için yapılan entrikalar, cinayetler ve ihanetler arasında Claudius hiç istemediği halde Roma tahtına yükselir. Herkesin küçümsediği bu adam artık imparator olmuştur. İmparator olduktan sonra halkın sorunlarını gören, devlet işleriyle ilgilenen ve bazı önemli reformlar yapan bir hükümdar olur. Britanya’nın fethi onun döneminin en önemli olaylarından biridir. Ancak içinde taşıdığı eski Roma Cumhuriyeti sevgisi ile sahip olduğu imparatorluk makamı arasında büyük bir
Tarihi Roman
Tanrı ClaudiusRobert Graves · Türkiye iş Bankası Kültür Yayınları · 2022271 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Feride Çiçekoğlu - Uçurtmayı Vurmasınlar
Puan vermedi·104 syf.··
2026 18. kitabı
Eser, tam olarak Dostoyevski'nin Beyaz Geceleri gibi Barış isimli bir çocuğun İnci isimli kendi gibi cezaevinde büyümüş bir arkadaşına yazdığı tek taraflı mektuplar şeklinde kurgulanmıştır. Tek seferde biten okuması kolay bir eserdi. Barış başta mektuplarını arkadaşına bir türlü ulaştıramamakta, cevap alamamaktadır ancak sonradan tek tük karşılık almaya başlar ancak hapishane yönetimi mektupları okumakta ve düzgün yazılsın diye insanları uyarmaktadır. Bu insanlar genellikle düşünce suçlularıdır ve solculardır. Bazı suçlulardan bahsederken "Onun suçu halkını sevmekmiş, bu yüzden cezaevine atmışlar, ben halkımı sevmeyeceğim.", "Onun suçu kitap okumakmış, ben kitap okumayacım." diyerek eser içerisinde mesajlar verir. Mektupları sansüre uğramasın diye yetişkin bir mahkuma ironik bir şekilde hükümet ağzıyla şifreli mektuplar da yazdığı olur. Zaten Barış'ın mektupları neredeyse tamamen cevapsız kalmaktadır çünkü çocuk aklıyla tabiri caizse "zülfiyare dokunmaktadır". Tvde Af çıkacak haberi görürler ve bir şenlik havası hakim olur ancak palavra çıkar ve insanların bütün tadı kaçar. İnsanlar ekip başı denen koğuş ağasını oylarıyla kendi seçmektedir ancak cezaevi müdürü emrivaki şekilde Sümbül diye bir kadını seçer. Eski sorumlu Zeynep hakkaniyetli bir kadındır ancak Sümbül hoyrat ve adaletsiz biridir. Mahkumlar onu döverler ancak karşılığında kendileri de idareden sağlam bir dayak yerler. Olaydan sonra Sümbül gemi daha da azıya alır. Esere adını veren olaylardan birinde annesi hastaneye gittiği için hayatında ikinci defa dışarı çıkan Barış bir uçurtma görür ve başında bekleyen askerlere "Uçurtma hapishanenin göğünden kaçmış ancak onu vurmayın." der. Hapishane üzerinde yine bir uçurtma uçurulur, kadın mahkumlar bunu izler ancak yönetim buna bile izin vermez. Gülünç bir
Uçurtmayı VurmasınlarFeride Çiçekoğlu · Can Yayınları · 202417,3bin okunma
Puan vermedi·512 syf.··
2026 18. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 10:19
Leto 3500 yıldır hüküm sürmektedir. Artık insan formunu yitirmiş ve tamamen solucana dönüşmeye yaklaşmıştır. Dune gezegeni artık denizlerin olduğu, ağaçların yeşerdiği bir gezegendir. Hayat baskıcı rejimin altında sıkıcılaşmıştır. Leto'nun despotluğu evrende ve gezegende muhalifler doğurur. Asiler ve Theilaxlılar. Leto'nun neden böyle bir yol seçtiğini anlamak içinse Altın Yolu bilmemiz gerekiyor. ALTIN YOL Leto uzun vadede insanlığın tahmin edilebileceği ve kendi sonunu getirebileceği bir yol görür. Bunun önüne geçmek için Altın Yolu seçer. Bu bir fedadır çünkü bütün insani özelliklerini yitirmiş artık bir solucan formundadır. Bu planın gerçekleşmesi için uzun bir süre yaşamalı ve her şeyi Altın Yol'a göre kontrol etmelidir. Bu doğrultuda melanjı kendi tekeline alır. Dune evreninde baharat güç demektir. Melanjın kontrolü demek aynı zamanda Lonca'nın da kontrolü demektir. Yani galaktik düzeyde yolculuklar yapılamaz. Zaten şu ana kadar hiçbir kitapta böyle bir yolculuk da yapılmamıştı. İnsanların olduğunu gezegenden ayrılamaması ve kısıtlanması Leto'nun baskıcı rejimin ana kaynağı gibi hissedilir. Büyük hanedanları da kontrol eder ve böylece büyük savaşların çıkmasının önüne geçmiş olur. Ancak bunlar sadece ana planın gerçekleşmesi için gerekli koşullardır. Asıl planı kendi kehanetlerinde göremeyeceği bir insan geni kombinlemektir. Bene Gesserit'lerin elinden bu çiftleşme planını devralır. 3500 yıl boyunca süren bu plan Moneo'nun kızı Siona ile başarıya ulaşır. Siona kehanetlerde gözükmeyecek bir gen haritasına sahip Atreides olmuştur. Sonuç olarak Frank Herbert diktatörlüğün kötülüğünü göstermek istemiştir. 3500 yıllık despotluktan sonra oluşan yeni gen haritasıyla bir daha insanlığın hiçbir diktatöre veya lidere sonsuz güven duymaması gerektiğini anlatmayı
Dune Tanrı İmparatoruFrank Herbert · İthaki Yayınları · 20214,136 okunma
Ruhun En Büyük Yağması
Puan vermedi·224 syf.··
Beğendi
·
2026 108. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 17:46
​Bazı kitaplar vardır, kapağını kapattıktan sonra bile içinizde bir yerlerde sessizce kanamaya devam eder. İskender Pala’nın Soygun’u benim için tam olarak böyle bir deneyimdi. Kelimelerin arkasına gizlenmiş o devasa yalnızlık ve kayboluş hissi, sayfalar ilerledikçe bir roman kahramanının trajedisi olmaktan çıkıp, insanın kendi içsel yangınına dönüşüyor. Yazar, alışık olduğumuz o muazzam tarihi ve edebi birikimini bu kez insanın en savunmasız, en çıplak haline; yani kalbinin soyulmuşluğuna ayna tutmak için kullanmış. ​Kitap boyunca sıradan bir hırsızlıktan veya maddi bir kayıptan bahsetmiyoruz aslında. Buradaki soygun, bir insanın hayallerinin, gençliğinin, inancının ve en nihayetinde saf sevgisinin elinden parmak uçlarıyla çalınması hikayesi. Okurken boğazımda düğümlenen o hüzün, aslında hepimizin hayatın bir döneminde uğradığı o büyük ruhsal yağmanın tanıdıklığından kaynaklanıyordu. ​ ​Kitapta öyle cümleler var ki, altını çizerken eliniz titriyor. Çünkü yazar, süslü laflarla değil, canı acımış bir insanın samimiyetiyle konuşuyor bizimle. ​İnsanın en büyük trajedisi, ne zaman soyulduğunu ve elinden tam olarak neyin alındığını iş işten geçtikten sonra anlamasıdır. ​Bu alıntı, romanın ve aslında hayatın en çıplak gerçeğini yüzümüze vuruyor. Çoğu zaman hayatın koşturmacası içinde eksildiğimizi fark etmiyoruz. Bir gün durup kalbimize baktığımızda, oradaki o muazzam boşluğu görüyoruz ama hırsız çoktan gitmiş, izini kaybettirmiş oluyor. Pala, bu tespitiyle okuyucuyu kendi geçmişiyle, kaybettiği o masumiyetle yüzleşmeye zorluyor. Eksiliyoruz ve bunun farkına vardığımızda elimizde sadece geç kalmışlığın o soğuk hüznü kalıyor. ​Gözyaşı, ruhun uğradığı haksızlıklarakarşı çıkardığı sessiz bir çığlıktır. ​Yazarın bu derin cümlesi, romandaki o sessiz çaresizliği o
1000Kitap
Soygunİskender Pala · Kapı Yayınları · 20261,291 okunma
Puan vermedi
Merhaba sevgili kitap dostlarım bugün sizlere @kaktusyayinevi ndan çıkan @semakarakurtw kaleminden #soncadi ile geldim Geçmişin derinliklerine inmeye hazır mısınız ? Geceleri gökteki görenden geldi o defalarca doğacak olandı kadimi uyandıracak son cadıydı Akça annesinin ölümünden sonra teyzesi sayesinde toparlanmaya çalışır akça ilginç rüyalar görür bu rüyalar oldukça gerçekçi sanki başka bir boyuta geçiş yapıyor gibi Akça bir gün arkadaşı ile Füsun denen falcı bir kadına gider falcı Füsun Akçay'a öyle şeyler soylemistir ki akça gerçeği bulmadan rahat edemeyecektir Akça gerçekte kimdi ? Akça bu sırada üniversitede atlasla tanışır ve aşık olur ama bilmiyor ki Atlasin ondan sakladığı gizli bir sırrı var Dünyaya beş kızkardeş beş cadı gönderilmişti bunların üçü ışığa bağlıydi hekateye İkisi ise karanlıklar cadısı lilithe bagliydi Karanlıklar cadisini uyandırmak için cadıların Akçay'a ihtiyacı vardı o dogmamasi gereken doguncada defalarca doğacak olan son cadiydi Kehanet gerçekleşmiş ve son cadi doğmuştur seçilmiş cadıdır geçmişini hatırlayıp görevini yerine getirip karanlıklar cadısı uyanmadan mavi mağarayı mühürleyecektir Sizce akça mavi magarayi mühürleyebikecek mi Atlasin akcadan sakladığı sır nedir Fantastik kurgular kadim kehanetler cadılar mitoloji kitapları okumaktan hoslaniyorsaniz bu kitap tam size göre Antik inanislardan esinlenerek kurgulanmış bu muhteşem #cadıüçlemesi son cadıyı okumak istemezmisiniz Gelin yorumlarda buluşalım @kaktusyayinevi @semakarakurtw
Son CadıSema Karakurt · Kaktüs Sanat Yayınları · 202513 okunma