Yeşil Heinrich, ideallerinin peşinden giderken hayat tarafından eğitilen bir ruhun acı dolu olgunlaşma hikâyesi...
Gottfried Keller’in Yeşil Heinrich romanı, otobiyografik bir gelişim romanıdır.
Eser 2 ciltten, her cilt ise iki kitaptan oluşuyor:
Birinci kitapta, Heinrich’in babasının ölümü, yoksul çocukluk yılları ve okuldan atılışı anlatılıyor.
Annesi oğluna, ölen kocasının yeşil frakından birkaç takım elbise diker. Babadan oğula aktarılan yeşil, kahramanımıza unvanını verir: Yeşil Heinrich.
İkinci kitapta, 16 yaşına kadar süren ilk gençlik yılları ve sanata yönelmesi, ilk aşkları Anna ve Judit anlatılıyor.
İkinci ciltte ise Heinrich’in hayatı sert bir şekilde yüzleşmelere açılıyor.
Üçüncü kitap, tam anlamıyla Heinrich için kırılma noktası: çocukluk aşkı Anna’nın ölümü, yeni bir umut ile gittiği Almanya’da tanıştığı ressam arkadaşlarının sanatı bırakması...
"Demek uzun tahsil yıllarının, büyük hayallerle güvenilir sözlerin sonu böyle olacakmış!
Kendimi bile bile yüksek sanat alanından dışarı atacak, derbeder insanların değersiz işlerle hayatlarını kazandıkları karanlıkta şerefsizce batıp gidecekmişim!"
Dördüncü kitap ise benim için eserin en etkileyici kısmıydı. Heinrich artık daha olgun, daha gerçekçi. Ressam arkadaşlarının da sanata küsmesiyle iyice ümitsizliğe kapılıp, aile evine geri dönmeye karar veriyor.
Ancak bu yolculukta, tam da “pes ettim” dediği noktada hayatın ona küçük bir sürprizi vardır
Bana kalsa kitap belli başlı konularla bitiyor. Ama yazar, Heinrich’in hayatını öyle derinleştriyor ki… Bir bakıyorsun, 2 cilt, 4 kitaplık bir seri olmuş!
Toplumsal baskılar, dostluklar, aşklar ve içsel çatışmalar derken, Heinrich’in yolculuğu hem yorucu hem etkileyiciydi.