Hayatımın kitabı . Tüm zamanların okuduğum en iyi ikinci romanı . Netfilixdeki uyarlaması ayrı güzel ama kitap bir başka . Okumaya başladıktan sonra tuhaf bir şekilde beni içine çekti ki büyülü gerçekçiliği sevmem . İyi yazar nasıl olunur iyi edebiyat nedir iyi eser nasıl yazılır hepsine cevap gibi . Farklı bir atmosferi var kitabın . İsimleri yazarak ilerledim karıştırmadım bu nedenle gözüm çok korkmuştu bunca zaman bekletmiştim . Hata etmişim . Gözünüz korkmasın okuyun okutun
Yüzyıllık YalnızlıkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202546,4bin okunma
Kurgusu , sonu , anlattığı dönemin siyasi olayları , içsel konuşmaları ve edebi yönü ile mükemmel bir kitap okudum . Tüm zamanların okuduğum kitapları arasına girdi .
Reşat Nuri benim joker yazarım gibidir . Bir gün hiçbir şey okuyamasam bile onu okuyarak yeniden okumaya ısınabilirim. Kitap okumayı sevmem de bir Reşat Nuri kitabı ile başlamıştı . Türkçe öğretmenimiz tüm sınıfa ortaokulda Çalıkuşu okutmuştu . O kitaptan sonra kitapların ne muhteşem yerlere , insanlara , hikayelere kapı açtığını anlamıştım . Yazarın okuduğum beşinci falan kitabı olmalı Akşam Güneşi . Çalıkuşundan sonra en sevdiğim ikinci Reşat Nuri kitabı oldu . O kadar ki Acımak ‘ ın bile önüne geçti .
Verdiği duygu , karakterlerin ruh analizleri , düşünceleri öyle güzel işlenmişti ki … Buram buram bir edebiyat … Naif bir anlatım … Damakta öyle bir tat bırakıyor ki sanki sonsuza kadar sürse okursunuz . Ayrıca hikayeye verilecek en güzel isim Akşam Güneşi olurdu herhalde . Okuyun okutturun ..:
Akşam GüneşiReşat Nuri Güntekin · İnkilâp Kitabevi · 20104,538 okunma
Kitapta Beyşehir’den İstanbul ‘ a göç eden Mevlüt ile Rahiya’nın aşkını ama aslında bu aşkın arkasındaki İstanbul ‘u yani yılların değişen Türkiye’sini okuyoruz . Kitap 1950 ve 2010 yılları arasının muhteşem bir İstanbul panoraması aynı zamanda . Ben de en çok bunu sevdim . Gecekondulaşmadan yüksek binalara giden yolculuğu , dönemin insanlarını , insanları meşgul eden işleri ve mahallelerin o zamanki ruhunu okuyoruz aslında . Zaman zaman anlatım durağanlaşsa da güzel kendini okutan bir romandı . Yazardan daha önce üç kitap okudum . Kırmızı Saçlı kadın’dan daha çok, Masumiyet Müzesinden daha az
sevdim kitabı .
Bir aile , miras dışı bırakılmış iki kulübe ve bir sır . Bu sırrın ne olduğunu az çok tahmin ederek ve bilerek okumaya devam etsem de sırrın ortaya çıktığı sayfalarda sayfayı kapattım , evin içinde bir dolaşıp sonra okumaya devam ettim. Yazarın dramatize etmeden soğuk kanlılıkla anlattığı bu sır bu anlatım tarzı ile insanda tokat etkisi yaratıyor . Otobiyografik ögeler yansıtıyormuş ve ailesi yazara tepki göstermiş kitabı yazdıktan sonra demek oluyor ki yazar kitabın içindekileri bir kez daha kitabı yazdıktan sonra yaşamış . Çocukken alınan travmalardan daha kötü bir şey varsa o da çocukkken alınan bu yaraları kimsenin görmemesi , halı altına süpürülmesi ve yaralarını saracak kimsenin olmamasıdır diye düşünüyorum. Aile hikayeleri okumayı sevenler mutlaka şans vermeli.