Yirmi yaşımdan beri üzerimde beni her türlü beladan ve mutsuzluktan koruyan görünmez bir zırh olduğu duygusu vardı içimde. Bu duygunun bir yanı, bana başkalarının mutsuzluğuyla fazla meşgul olmanın beni de mutsuz edebileceğini ve zırhımın delinmesine yol açabileceğini sezdirirdi.
-Bu ne iştir? dedi. Demek aşk da geçiyor. Bense öyle sanıyordum ki âşıkların hayatı sıcak bir öğle vakti gibi rüzgârsız, hareketsizdir. Halbuki sevgide de rahat yok. O da değişiyor, durmadan değişiyor... Bütün hayat gibi.
Olga tekrar oturup bulutlara bakarak:
- Ben başka türlü seviyorum, dedi. Sizi arıyorum. Gittiğiniz zaman keyfim kaçıyor. Uzun zaman ayrılsak fena oluyorum. Sizin beni sevdiğinizi bir defa öğrendim, buna inanıyorum ve mutluyum. Tekrar söylemeseniz de olur. Ben bundan başka türlü ve daha fazla sevemem.
Bütün hayat işte bu. Olga başını salladı:
-Hayır, bütün hayat değil, yarısı.
- En iyi tarafı...
-Belki.
- Öteki yarısı nerede? Bundan başka ne olabilir ki?
-Onu siz bulmalısınız. Olga koluna girip eve doğru yürüyerek:
- Niçin?
-Bu yarısını kaybetmemek için, dedi. Oblomov büyük bir haz içinde Olga'nın yüzüne, saçlarına baktı ve leylak dalını avucunda bütün gücüyle sıktı. Hâlâ mutluluğuna inanmayarak tekrarladı:
- Yeniden hayat ve umut!