9/10
·79 syf.··
Beğendi
·
2026 42. kitabı
·
20 saatte okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 06:25
Uç fikirlerde hapsolmamak için okunması gereken kitaplardan biri. Hele ki kutuplaşmanın kırılgan bir fay hattı üzerinde durduğu Türkiye gibi ülkelerde. James Baldwin, Amerikan özgürlük rüyasının yüzüncü yılında kaleme aldığı bu mektuplarla bize bir rapor, hatta bir göz açıcı gözlük sunuyor. İlk mektup yeğenine; aslında geleceğin çocuklarına. İkincisi ise siyahlara, ötekileştirilenlere ve ezilenlere. Kitap boyunca anlatılanları kendi ülkemin gerçekleriyle kıyaslayarak okudum; zihnim başka türlüsüne izin vermedi. Burada da farklı halklar, kimlikler ve inançlar bir arada yaşıyor. Burada da ihmal edilmiş bölgeler, gasp edilmiş haklar ve eksik bırakılmış özgürlükler var. Baldwin’e göre geçmişi bilmek, onun içinde kaybolmak için değil; geleceği inşa ederken daha adil bir dünya kurabilmek için gerekli. Oysa bugün, değiştirilmiş gerçeklere inanmaya yatkın geniş kitlelerle karşı karşıyayız. Böyle bir çoğunlukla mücadele etmek mümkün mü? Değişimi arzularken onlara dönüşmeden kalmak peki? Yazar ayrıca siyahlar arasında Müslüman hareketlerin neden karşılık bulduğunu da anlatıyor. Çünkü onların sunduğu Tanrı beyaz değil; siyahları değersizleştirmiyor. Dahası, ötekine duyulan öfkeyi bastırmayı şart koşmuyor. Böylece siyah özne, yaşadığı aşağılanmayı inkâr etmek zorunda kalmadan kendine bir yer bulabiliyor. Özgürlük kutlamaları için sanırım hâlâ çok erken. Yine de gelecek kuşaklara onurlu bir yaşam bırakabilmek için mücadeleden, eşitlik talebinden ve dayanışmadan vazgeçmemek gerekiyor. Siyasetten uzak kalmaya karar verdiğim bir dönemde bu kitabı seçtiğim için kendimi ayrıca kutluyorum.
Siyaset ve Felsefe
Bundan Sonrası AteşJames Baldwin · Yapı Kredi Yayınları · 2024143 okunma
EN BÜYÜK MERHAMETSİZLİK, KENDİMİZE YAPTIĞIMIZ!
8/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 51. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 17:20
Bir insanın kendini tüketmesi için gerçekten çok büyük acılar mı yaşaması gerekir? Yoksa her gün biraz daha yorulmak, herkese yetişmeye çalışmak, kimseyi kırmamak için kendinden vermek, sürekli daha iyisini yapmak zorundaymış gibi hissetmek de insanı fark ettirmeden tüketmeye yeter mi? Herkese selamlar sevgili kitap dostlarım. Bugün Beyhan Budak ’ın yeni kitabı Kendini Tüketmeden Yaşa ’yı kendimce inceleyeceğim. Hazırsanız başlayalım… Öncelikle Beyhan Hoca ön sözde kitabın nasıl ortaya çıktığından bahsetmiş, ben de bunu sizlerle paylaşmak istiyorum: Beyhan Budak kendini kötü hissettiği dönemlerde kendisine sık sık şu soruyu soruyormuş: “Eğer şu an kendime terapiye geliyor olsaydım, kendime ne söylerdim?” Sonra da böyle zamanlarda kendisine iyi gelen düşünceleri, fark ettiği şeyleri, hayat tecrübelerini bir yerlere not almaya başlamış. Bu düşünceleri yıllar boyunca seminerlerinde, videolarında insanlarla paylaşmış ve insanların bunlardan faydalandığını görünce de bir gün kitaplaştırmayı hayal etmiş. Şu an incelemesini yaptığım kitap da aslında bu hayalin ürünü. Belki de bu yüzden kitap boyunca kendimi akademik bir psikoloji kitabı okuyor gibi değil de yıllardır insanı gözlemleyen, mesleğini severek yapan ve en önemlisi anlattığı şeyleri gerçek hayatın içinden süzen biriyle sohbet ediyormuş gibi hissettim; ki zaten Beyhan Hoca’nın en sevdiğim taraflarından biri bu… Günümüzde kişisel gelişim ve psikoloji alanında içerik üreten o kadar çok insan var ki… Bir kısmı insanı birkaç dakikalığına iyi hissettiren ama hayatın içinde hiçbir karşılığı olmayan cümleler kuruyor. Dinlerken güzel geliyor, paylaşırken havalı duruyor ama iş gerçek hayatla yüzleşmeye gelince elde koca bir hiç kalıyor. Beyhan Hoca’yı yıllardır takip eden biri olarak onu farklı kılan şeyin tam da burada olduğunu
Edebiyat
Kendini Tüketmeden YaşaBeyhan Budak · Kronik Kitap · 202668 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·44 syf.·
2026 68. kitabı
Müze gezisinde ressamların nasıl gördüğünü merak eden Alya kendini bir ressamın atölyesinde bulur. Göz bozukluğu nedeniyle gözlük kullanan küçük kız sırayla 5 ressamla tanışır. Birbirinden farklı göz rahatsızlıkları bulunan ressamlar farklı görüş özellikleri ve bakış açılarıyla çok farklı eserler ortaya çıkarırlar. Farklılıklar kusur değil zenginliktir, teması göz rahatsızlıkları bağlamında işlenmiş. Orijinal bir tema. Bazı ressamların göz rahatsızlığı tarihi olarak kesin şekilde bilinse de bazılarınınki uzmanlarca eserleri değerlendirilerek kitaba alınmış. Beğendim. Çocuklara da yetişkinlere de farklı bakış açısı katabilecek bir kitap. Dinlediğim için resimlerini göremedim ama kapağı güzele benziyor. Öncelik verilebilir bir kitap. 5-6 yaştan itibaren okunabilir bence.
Müzede Gördüklerime İnanamayacaksınMelike Kapıcıoğlu · Dünya Göz Vakfı Yayınları · 20246 okunma
Puan vermedi·400 syf.··
2025 20. kitabı
Konsept güzel ama bazı yerlerde mantık hataları var örneğin beyin evrimi geçirmiş biri nasıl oluyor da bir kızın onu kandırabileceğini düşünmüyor. Tamam çocuk körkütük kıza aşık diyoruz ama beyin evrimi geçirmiş hiç mi anlamıyorsun dedirtiyor. Ayrıca okul neden Apam’ı gizlice araştırmayıp sadece bir daşman ve güvenlik diktiriyor. Hadi onu yaptılar. Koskoca Amerika neden kızı bir kaç araştırmada temiz çıktı diye takip etmeyi bıraktı . Amerika’sın oğlum sen öyle Google bir iki şey yazıp salacak adam mısın? Kıza casus bir ajan yolla ev arkadaşı olsun. Ajan da kızı araştırsın. Ya kızın evine dinleme cihazı koy, telefonlarını kontrol et, gizli bir iletişim ağı varmı bak, adam yolla bir şey yap. Bir de yazar neden kitapta sürekli kampüs yerine kampus diyor ya da gizli yerine gizil diyor onu da pek anlamadım. Üstelik bu hataları tek seferde değil defalarca yapıyor. Apam’ın anlatıldığı kısımlar güzeldi ama ana karakterimiz Yada çok az bahsedilmiş gibi, sanki Yada yan karakter de Apam başrol gibi olmuş. Ayrıca şu ‘Babamı arıyorum’ adlı sitede Yada’nın dedesi babaannesi aile dostları o yazıyı hemen kaldır başına ne iş aldığını bilmiyorsun diyorlar hata yazar bile Yada’nın yazdığı bu yazı onun başına ne gibi dertler açtı diyor ben de diyorum ki herhalde kızı birileri kaçıracak sonra babası onu kurtarmaya çalışacak falan diyorum ama sonra bakıyoruz babası sadece ona cevap yazıyor başka bir şey yok. Eee hani kızın başı tehlikedeydi? Ayrıca Yada da babası gibi zeki neden adam akılı bir ipucu bulamadı? Neyse işte Yada daha sonra bir şekil babasının okuluna gidiyor okulda sınav sorularından biri beyin evrimi geçirmiş bir insanın çözdüğü soruyu veriyorlar sınav diye. Ayrıca kız babasının okulunu bulmuş neden daha fazla şey merak etmiyor bir yerden sonra. He bu arda Amerika bu sefer
Yada’nın GizilgücüGülten Dayıoğlu · Altın Kitaplar · 2021510 okunma
4/10
·448 syf.··
2017 50. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 14 Ekim 2017 00:00
Hayatımda okuduğum en vasat kitaplardan biri oldu. Bir kitap yarıda bırakılır mı? Aslında evet, normal şartlarda bırakılabilir ama Dan Brown’un kurgusunu gerçekten merak etmiştim. Kitabın dili fazlasıyla sade, o yüzden çabuk ilerliyorsunuz ve çok fazla düşünmüyorsunuz. (Abuk sabuk şifreleri de kendiniz çözüyorsunuz zaten; yok Tankado’nun kendisine e-posta atması, yok asal sayılar vs. dahi olmaya gerek yok bütün bunlar için.) Fakat kitap size hiçbir şey katmıyor maalesef. Bir iki yerde belki "Acaba şimdi ne olacak?" diyorsunuz ama zaten baştan beri eminsiniz David’in ölmeyeceğine. E zira "balmumuyla alakalı", Susan’a hitaben şifresinin açıklanması olmak durumunda kitabın sonunda. O yüzden katilden gelen "David öldü." mesajına da derin bir "Hadi len!" çekiyorsunuz. TRANSLTR denen alete de gıcık oldum. İsmini duymaktan tiksindim; her satırda koca harflerle, ha bire "Çekin fişini, sallayın!" deyip durdum. Ve buradan katile de seslenmek istiyorum: Yedi sekiz el ateş ettin David’e yakın mesafeden, vuramadın. Bu mu profesyonelliğin? Taktığın özel gözlük kör etti sanırım seni. Katil uşak olsa kepçeyle öldürmüştü şimdiye... Dan Brown
Edebiyat
Dijital Kale (Cep Boy)Dan Brown · Altın Kitaplar · 201722,7bin okunma
Spoilersız
10/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2026 32. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 13 Mayıs 2026 23:43
KONUSU Mafalda 9 yaşındaki bir çocuk ve küçüklüğünden beri gözlük takan bir kız. Ve kendisinin stargadt hastalığına yakalanan bir çocuk olduğunu öğreniyor. Yani her geçen gün görme menzili düşüyor. Bu kadarını anlatıcağım, Mafalda'nın nasıl bu hastalıkla hayatına devam ettiğini alın kendiniz okuyun derim. DÜŞÜNCELERİM yazım dili; basit, hızlı okunuyor. Mafalda'nın ağzından okuduğumuz için ayrı bir keyfi var çünkü kendisi bir çocuk ve bazı şeyleri yanlış anlıyor. Karakterleri; nedense bu kitapta en çok sevdiğim iki şey var. Bir Mafalda'nın ağzından okumamız, iki karakterleri. Bence bu kitaptaki herkesin hataları var yani mükemmel değiller bu sayede benim çok hoşuma gidiyor. Halâ favori karakterlerim Ottimo ve Estella Kurgusu; bence kitaptaki o atmosfer çok huzur verici. Kurgusunda özel bir şey yok. Ben bu kitabı her sene okuyorum, bu üçüncü okuyuşum. Her seferinde de ağlıyorum. Ve hep aynı sahnede BURASI BİRAZ SPOİLER OLACAK( Mafalda'nın kaçtıği sahnede o çaresizliğ beni çok üzüyor yaaa, karanlıkta kaldığında annesine belli etmemesi (T^T) ) Kitabın yaş sınırı yok çocuk kitabı 8,9 yaş üstü. Öneririm okuyun
Kiraz Ağacı ile Aramızdaki MesafePaola Peretti ·  Genç Timaş Yayınları · 202015,7bin okunma