Hayata bakışım tek kelimeyle anlamsız. Kötü bir ruhun, burnumun üzerine bir gözlük oturttuğunu var sayıyorum, bir camı dev gibi büyültüyor, öbür camı aynı derecede küçültüyor.
"Onu ilk gördüğümde saçlarını bir kalemle tutturarak dağınık topuz yapmıştı.Gözlerinde siyah çerçeveli tuhaf bir gözlük, üzerinde rahat ama bir davette giyilmeyecek salaş kıyafetler... Ayağındaysa beyaz spor ayakkabıları vardı. Bakmayın böyle alımlı giyinip topuklu ayakkabılarla buraya geldiğine, o rahat kıyafetlerin kadını."
Winston rüyasında annesini görüyordu.
Annesi kaybolduğunda on ya da on bir yaşında olmalıydı. Şahane sarı saçları olan uzun boylu, endamlı, vakur, hantal ve biraz sessiz bir kadındı annesi. Daha az hatırladığı babası esmer ve inceydi, daima koyu renk tertemiz takım elbiseler giyerdi (Winston babasının ayakkabı tabanlarının çok ince olduğunu özellikle hatırlıyordu), bir de gözlük takardı. Ellilerdeki ilk büyük tasfiyeler sırasında ikisinin de yok edildiği apaçık ortadaydı.
Rüyada annesi, kucağında Winston'ın kız kardeşiyle aşağıda, derinlerde bir yerde oturuyordu. Hiç sesi çıkmayan, ama kocaman dikkatli gözleriyle çevreyi kolaçan eden minik, güçsüz bir bebek olması dışında kız kardeşini hiç hatırlamıyordu Winston. İkisi de başını kaldırmış ona bakıyordu. Yeraltında bir yerlerdeydiler -bir kuyunun dibinde ya da çok derin bir mezarda- ama zaten çok aşağıda olan bu yer giderek aşağı doğru uzaklaşıyordu. Batan bir geminin salonunda, kararan suların içinden yukarıya, ona doğru bakıyorlardı. Salonda hâlâ hava vardı, hâlâ onu görüyorlardı ve o da onları görüyordu ama bu arada batmaya devam ediyorlardı, içine gömüldükleri yeşil sular az sonra onları sonsuza dek gözlerden saklayacaktı...
Sayfa 31 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 11.Basım, Eylül 2025·Kitabı okuyor