“Korkmamalıyım. Korku katilidir aklın. Korku, mutlak yıkım getiren küçük ölümdür. Korkumla yüzleşeceğim. Onun etrafımdan ve içimden geçip gitmesine izin vereceğim. Ve geçip gittiğinde, onun izlediği yolu görmek için iç gözümü kullanacağım. Korkunun geçtiği yerde hiçbir şey olmayacak. Yalnızca ben kalacağım.”
...Evimiz bir apartmanın beşinci katındaydı ve ben yaz geceleri babamın elini tutmadan balkona çıkamazdım. Sanki karanlığın içinden bir el beni aşağıya çekecekmiş gibi gelir ve bu yüzden başımı gökyüzünden ayırmadan yıldızları seyrederdim. Ne kadar parlak ve çoktular. Titrek ışıkları gözbebeklerimde yüzerken babamın sıcak sesi geceye dökülür çıplak gözle hepsini göremeyeceğimi, aslında milyarlarca yıldız olduğunu söylerdi. O zaman “milyarlar” benim için “çok” anlamına geliyordu...
Sevdiğimizi söylemeden ayrılıyoruz dünyadan hâlbuki sevdiğimizi söylemek için gelmiştik.
Bir ağacın karşısına geçip ,Seni seviyorum, demek için. Bir ağaca ilan-ı aşk mı, neden olmasın! Bunu yapabilseydik sevinçle hışırdayacaktı yaprakları; gölgesi daha serin, meyveleri daha kırmızı, dalları daha salıncaklı olacak, bütün bunlar sevginin yansıması olarak kâinatın hafızasında yerini alacaktı.
Bir başparmağın bisiklet ziline dokunması ne demektir bilir misin! Çalmasan da dokunmak, nasıl bir güvencedir! İstediğin anda yolu şenlendireceğini bilmek... Çın çın öten bir bisiklet zili, yoldan çekilin, demez yola davet eder. Bisikletini kap ve gel, der yola. Yelkenlileri dalgalandırır demir attıkları yerde. Uçurtmaları kurtarır takıldıkları ağaçtan. Tentürdiyot basılan yaralara anneleri çağırır üflemeleri için. Annelerin nefesi değmeden kabuk bağlamaz çünkü kan. Rüzgarla arkadaşlık etmedikçe kalpleri atmaz çocukların pır pır.