selim koç

selim koç
@grabowski
Yâni ister gelişmiş, ister gelişmemiş ülkeler düzeyinde olsun, ‘Sistem’in elinde değil, ‘yayılmacılık’, ya da kibar adıyla ‘küreselleşme’ tohumunda var; geçen yüzyılda bunu daha kaba, daha açık bir şekilde gerçekleştirmemiş miydi; XIX. yy sonunda Japonya hariç bütün yeryüzü Sistem’in denetimine girmişti; bakmayın Devlet- i Aliyye ile Iran’in bağımsız gibi görünmelerine, onlar da gizli birer sömürgeydiler; başka türlü söylersek, ‘küreselleşme’ o zaman sömürgecilikti, yâni bayat bir numara!
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Atatürk devrimi daha başka bir şeydir de ondan. Bu ağır yanlış, gerçekte, Atatürk'ü, Tanzimat'tan beri süregelen batıcılık eğilimini sonunda gerçekleştiren adam sanmakla meydana çıkıyor. Atatürk'ün batıcılığıyla Tanzimat batıcılığı arasında benzerlik yok, karşıtlık var: Birisi, çok uluslu bir ümmet imparatorluğunda beliren komprador batıcılığı, ötekisi uluslaşmış bir ülkede kendini gösteren bilinçli batıcılık. Başka türlü şöyle de söyleyebiliriz, sanırım, birincisi, batının önerdiği batılılaşmaya evet diyen, ikincisiyse batılılaşmasını batılı yöntemlerle, ama kendi bildiğince yapmak isteyen batıcılık. Asıl Atatürk devrimi işte burada. Osmanlılık din kalıplarına göre yaşayan ve eğitilen bir toplumdu, biliyorsunuz, bu toplumda batıcılık onu sömürmeye gelen batılılarla benzeşmek soysuzluğu olarak beliriyordu, zaten benzeşmeye kalkışanların çoğu batılılar için ülkeyi soyuveren, bu arada kendileri de birer kemik kapan kompradorlardı. Atatürk dini, toplum ve eğitim alanından çıkararak, aklı egemen kıldı, laique'lik temel diye alındı, dinsel eğitim kaldırılıp cartesien kültüre yol açtı. İşte bu, hem Atatürk'ü Tanzimat batıcılarından ayıran kesin çizgidir, hem de Atatürkçü batıcılara Türkiye'yi muasır medeniyet seviyesine çıkarmak için bizzat Atatürk'ün verdiği anahtar yöntem: Türkiye batılı, fakat Türk bir toplum olacaktır, çünkü Türk ulusu özgürdür ve bağımsızdır; bu işi o da batılıların yaptığı gibi akıl ve bilim yoluyla yapacak, fakat onlara öykünmeyecektir. Çünkü Türk ulusu, kendine benzer.
Bu olayı niye hatırlıyorum, şundan: O sağcı yazarın sosyalizme bakışı, soğuk savaş boyunca Amerikan propagandasının alıştırdığı bakış biçimi; Emperyalist sistem, Rusya’yı kendine rakip saydığı için sosyalizm sorununu Rusya’ya yandaş ya da karşıt olmak sorununa indirgemiş, dünyanın öteki ülkelerindeki sosyalistlerin sosyalistliğine bunu ölçüt olarak ileri sürmüştür. Ama Amerikalılara yakışacak, ilkel, kestirmeci, bayağı bir ölçüt. Ne var ki CIA bu propagandayı yayarken geçerliğine kendisi de inanmıyordu. Onun için önemli olan emperyalist sistem ve bu sistem içindeki Amerikan hegemonyasıdır. Öyle olmasaydı. Avrupa Komünizmi’ni benimsemiş, böylece Rusya ile göbek bağlarını resmen ve fiilen kesmiş batılı Komünist Partiler’in iktidar olmalarından gocunur muydu?
Hunların Germenleşmesinden ziyade aksine Germenler atlı göçebe kültüründen birçok şey aktarmışlardır.
Bu nedenle de insan ve toplumdan söz ederken tek yanlı olmamız olası değildir. Sosyal realite bireyi oluşturmadığı gibi birey de sosyal realiteyi inşa etmez, ancak bu cümlelerin ikisi bir arada, birlikte doğrudur. Birey kendisini ancak sosyo-kültürel çevresinin etkisi altında kalarak sürekli olarak geliştirir, fakat bu sözünü ettiğimiz çevre de bireyin gelişmesi esnasında değişikliklere maruz kalır. Thomas, buna şunu ilave etmiştir: «Bireyin çevre . üzerindeki etkisi nadiren sosyal olarak hissedilebilir, bu etkinin diğer bireyler için pek önemi olmayabilir, fakat kendisi için önemlidir. Daha önce de zikrettiğimiz gibi, bireyin içinde . . yaşadığı dünya, toplumun veya bilimsel gözlemcilerin gözlediği gibi bir dünya değil, ama birey nasıl görüp değerlendiriyorsa o tür bir dünyadır.