Anton C. Zijderveld

Anton C. Zijderveld

Yazar
8.8/10
4 Kişi
·
13
Okunma
·
0
Beğeni
·
322
Gösterim
Adı:
Anton C. Zijderveld
Tam adı:
Antonius Cornelis Zijderveld
Unvan:
Sosyolog, Filozof
Doğum:
Endonezya, 21 Kasım 1937
21 Kasım 1937 yılında Endonezya’nın Malang şehrinde doğmuştur. Utrecht Üniversitesi’nde teoloji ve sosyoloji okudu. Altmışlı yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nde ünlü din sosyologu Peter L. Berger’in asistanlığını yaptı. 1966 yılında Leiden Üniversitesin’de doktorasını yapan Zijderveld altmışlı ve yetmişli yıllarda sosyoloji dalında New York’ta profesör asistanı, Montreal’da doçent, Tilburg’da profesör olarak çalıştı. 1985-2002 yılları arasında Rotterdam Erasmus Universitesi’nde görev yaparken aynı zamanda Montreal, Osaka ve Münih’te misafir hoca olarak dersler verdi. 2002 yılında emekli olan Zijderveld’in İngilizce ve Hollandaca dilinde 18 kitabı bulunmaktadır. Birçok kitabı Japonca, Almanca ve Türkçe’ye çevrilmiştir. Zijderveld, bazı dergilerde köşe yazarlığı yanında birçok sanat kuruluşunda yöneticilik görevi yapmış ve yapmaktadır. Amatör olarak piyano ve çello çalan Zijderveld 4 çocuk babası ve iki torun sahibidir.
Tüm dünya bir oyundur
ve bütün erkekler ve kadınlar sadece oyunculardır.
Onlar geliyorlar ve gidiyorlar;
ve bir insan,hayatında çok roller oynamaktadır.
Geleneğe uyum sağlamış toplum,çok zavallı;korku,vahşet ve hastalıklara maruz kalmış bir toplum olabilir.
"insanlar, genel olarak düşündüklerinde daha az orjinaldirler. Yaptığımız hemen hemen her şeyde, hızlı ve oldukça sorunsuz yaşamamızı sağlayan rutin yolları izleriz"
Anton C. Zijderveld
Sayfa 49 - Açılım yayınları
Toplum, büyük ve karmaşık fakat sürükleyici bir sahne oyunudur. Burada hepimiz kendi rollerimizi oynuyoruz.
"Her kültürel yenilik, var olmak için kurumsallaşmalıdır, fakat bu kurumsallaşma, sıklıkla sert gelenekleriyle rutinleşme ve katılaşmanın tohumları içinde taşır"
Anton C. Zijderveld
Sayfa 47 - açılım yay.
368 syf.
·38 günde·Beğendi·10/10
"Toplum büyük ve karmaşık, fakat sürükleyici bir sahne oyunudur.
Burada hepimiz kendi rollerimizi oynuyoruz."

Shakespeare'in kullandığı bu metafor kitabın ismini yeteri kadar açık bir şekilde anlatabiliyordur zannımca...
Sahnelik Toplum, her birimizin sahneye çıkıp rolünü oynadığı ve son sözlerini de söyledikten sonra terk ettiği hayatımızın ismi aslında.

Sosyoloji alanında yazılmış bu kitap birbirinden farklı görülen bazı konulara değiniyor ve aklınızda bolca cevaplanmayı bekleyen sorular bırakıyor. Elinizi kağıdı kalemi almayı unutmayın okumaya başlamadan :D

Ha bir de! Durmadan not alıp da kitabı da okumayı unutmayın...

Kitapta hızlıca giriş yapılıp ilk sayfalardan sosyologlara saydırılıyor. 13. sayfada sosyologlar için "gerçeklik hakkında sağduyulu her insanın kendi çabasıyla düşünebildiği şeyleri zor kelimelerle ifade etmektedirler." diyor.
Buradan saygıdeğer Jean Baudrillard'a selam olsun. Kendisinin de Tüketim Toplumu kitabını okurken bolca benzer cümleleri kurdum. Bir konuyu bu kadar çok terimle anlatmaya çalışınca, ister istemez konudan uzaklaşılmış ve asıl amaçtan sapılmış olunuyor.

30. sayfada ise insanın tanımı yapılıyor: "İnsan, kendi eylemleri için amaç belirleyen ve daha sonra bu amaçları gerçekleştirmek için en iyi araçları ve teknikleri seçen bir varlıktır."
"Bir insan... rasyonel davrandığı müddetçe gerçek bir insandır." S.30

Bir önceki sayfada da geçen isim olan Sartre'dan ve de Camus'den de faydalanarak cevap vermek gerekirsek, varoluş felsefesinde insanın dünyaya gelmesi "absurde (Fr.)" diye adlandırılır. Yani saçma...

İnsanın hayatını yaşaması, yönlendirmesi, belirli bir amaç için eylemde bulunması onu insan kılar deniliyor. Farklı bir görüş ise insanın insan olmasını saçma bulmaktır. Aslında hiçbir mantıklı açıklama yok ve insanın yaşadığı bu hayat da, dünyaya gelmesi de saçmadır.

Yine 30. sayfada insanın hayvanlardan "daha fazlası" olduğu kanıtlanmaya çalışılıyor: "Biz bir ruh, akıl veya bilince sahibiz, oysa hayvanlar bunlara sahip değiller." Bu ilgi çekici bir konu olmakla birlikte yüzyıllardır süregeliyor. İnsanlar her zaman "daha üstün" gösterilmeye çalışılıyor. Kişisel görüşüm hiç de üstün olmadığımız yönünde...

Bu konuda bazı örnekler vermek gerekirse, Güneş'in Dünya etrafında döndüğü düşüncesi bu düşünce türüne bir örnektir. İnsanlar her zaman en önemli olan olarak gösteriliyor ve insanın yaşadığı gezegen de (dünya) tabii ki de daha önemliydi. Bu yüzden Güneş Dünya'nın etrafında dönmeliydi. Bu önemli düşünceye karşı çıkan kişiler olsaydı, sizce onlara ne yapılırdı? Mesela Kopernik adında birisi...

31. sayfada ise bir çeşit "Biyolojik Eksiklik" ten bahsediliyor. İnsanların doğada yaşamaya o kadar da uygun olmadığı söyleniyor. Yuval Noah Harari'nin de Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens adlı kitabında da bahsettiği gibi insanlar gerçekten de eksik...
Bizler aslında o kadar da güçlü değildik. Özgün bedensel donanımdan da eksiktik ki bu yüzden Kuzey Kutbunda yaşayamazdık.
Ya da en zeki de değildik. Beyin yapımız diğer türler ile karşılaştırıldığında daha da gelişmiş olanları vardı.

Bizler en hızlı uyum sağlayan ve ellerini en iyi kullananlardık. Nitekim, Kuzey Kutbunda donarak ölebilirdik ama ortama uyum sağlayarak üzerimize kürk giydik.

35. sayfada da "Komünal Topluluklar" için "...geçmişi ve geleceği olmayan toplumdur." deniliyor. Cesur Yeni Dünya adlı distopyada da benzer bir durum vardır.

36. sayfada da devam eden Karl MARX ve Komünizm üzerine yazılarda Göğü Delen Adam adlı kitapta da geçen "İş bölümü" anlatılıyor. İş bölümü yapılmaya başlanınca her insan özelleştirilmiş işlerde çalışmaya başlıyor. Örneğin bir insan her gün sadece ama sadece avcılık yapacak ya da eleştirmen olacaktır.
Marx'ın komünizminde ise "herkes sadece spesifik bir iş çevresine sahip olmayacaktır." Örneğin, bugün balık avlarken yarın eleştirmenlik de yapabilecektir.

Aynı sayfada Komünizmin sanata bakış açısı da gösteriliyor. Engels'in yazmış olduğu Sanat ve Edebiyat kitabında daha açık ve anlaşılır bir şekilde anlatılan bu konuda, "Komünist bir toplumda ressamlar olmayacaktır, en fazla resim de yapan insanlar olacaktır." deniliyor.

İlerleyen sayfalarda ise "Gerçeklik" kavramına giriş yapılıyor ve 55. sayfada William Isaac Thomas'ın gerçeklik tanımı gerçekten bilgilendirici...

"Bir şeyi gerçek olarak tanımlamak onu, sadece önemli, esaslı, değerli ve anlamlı bulmak değildir, aynı zamanda olgusal, nesnel ve hakikat olarak görmek demektir."

60. sayfada "Nomos" üzerine konuşmak gerekirsek, "Aykırı bir sembolik evrene sahip olan karşıtlar" nomosu bozmaya çalışır ve 'etiketleme' ile karşı karşıya kalırlar. Belirli bir grubun içselleştirdiği 'gerçeklik' başka gruplar tarafından gerçek olarak kabul edilmediği zaman kaos ortaya çıkıyor. Savaş durumu...

Burada grubun neden durmadan daha da çok büyümek istediği çok etkili bir söz ile açıklanıyor: "Ne kadar fazla insan, o kadar fazla gerçeklik." S. 60

61. sayfada aynı konu anlatılmaya devam edilirken çok çarpıcı bilgiler veriliyor. "kraldan daha kralcı olmak..." kullanılabilecek en kaliteli ve çarpıcı söz...

65. sayfada ise Sosyoloji bilim sayılır mı? diye tartışılıyor. "Eğer bilimsel yöntemleri insani ilişkiler alanında kullanmak istiyorsak davranışın yasalara dayandığı ve yasalar tarafından belirlendiğini kabul etmeliyiz."

İnsanın rasyonel olmasına vurulan bu darbe ile determinizm tartışma konusu olarak ortaya çıkıyor. Özgür irade var mıdır? yoksa, İnsan davranışlarından sorumlu mudur?

Gerçeklik anlatılmaya devam edilirken 67. sayfada Değişken ve düzensiz imkan olarak gerçeklik alt başlığı altında Robert Musil'in Niteliksiz Adam kitabından alıntı yapılarak gerçekliğin tek ve yalın gerçeklik olmadığı, farklı bir gerçeklik de olabileceği anlatılıyor.
"Tanrı dünyayı yaratmıştır." "pekala başka şekilde de yaratabilirdi." S. 67

Din felsefesinde de tartışılan bu konu için Çoklu Evrenler Kuramı araştırılabilir. Stephen Hawking Zamanın Kısa Tarihi adlı kitabında bu kuramı bir parça anlatıyor.

70. sayfada da Bilim, Kapitalizm ve Din savaşı anlatılıyor. Tanrılar savaşında yenen taraf kim olacak? Din felsefesi ile bir parça açıklanabilir bu konu.

Upuzun bir inceleme yazıp sayfalarca çıkarımlar yapılabilecek bu kitaba yaptığım incelemeyi burada sonlandırmak isterim.
Sosyoloji alanında zannımca okunması, üzerinde düşünülmesi ve yazarın da söylediği gibi, anlattığı konuların araştırılması, gereken bir kitaptır.

Okumak isteyen herkese iyi okumalar dilerim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Anton C. Zijderveld
Tam adı:
Antonius Cornelis Zijderveld
Unvan:
Sosyolog, Filozof
Doğum:
Endonezya, 21 Kasım 1937
21 Kasım 1937 yılında Endonezya’nın Malang şehrinde doğmuştur. Utrecht Üniversitesi’nde teoloji ve sosyoloji okudu. Altmışlı yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nde ünlü din sosyologu Peter L. Berger’in asistanlığını yaptı. 1966 yılında Leiden Üniversitesin’de doktorasını yapan Zijderveld altmışlı ve yetmişli yıllarda sosyoloji dalında New York’ta profesör asistanı, Montreal’da doçent, Tilburg’da profesör olarak çalıştı. 1985-2002 yılları arasında Rotterdam Erasmus Universitesi’nde görev yaparken aynı zamanda Montreal, Osaka ve Münih’te misafir hoca olarak dersler verdi. 2002 yılında emekli olan Zijderveld’in İngilizce ve Hollandaca dilinde 18 kitabı bulunmaktadır. Birçok kitabı Japonca, Almanca ve Türkçe’ye çevrilmiştir. Zijderveld, bazı dergilerde köşe yazarlığı yanında birçok sanat kuruluşunda yöneticilik görevi yapmış ve yapmaktadır. Amatör olarak piyano ve çello çalan Zijderveld 4 çocuk babası ve iki torun sahibidir.

Yazar istatistikleri

  • 13 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 15 okur okuyacak.