1000Kitap Logosu
Anton C. Zijderveld
Anton C. Zijderveld
Anton C. Zijderveld

Anton C. Zijderveld

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.1
13 Kişi
43
Okunma
3
Beğeni
427
Gösterim
Tam adı
Antonius Cornelis Zijderveld
Unvan
Sosyolog, Filozof
Doğum
Endonezya, 21 Kasım 1937
Yaşamı
21 Kasım 1937 yılında Endonezya’nın Malang şehrinde doğmuştur. Utrecht Üniversitesi’nde teoloji ve sosyoloji okudu. Altmışlı yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nde ünlü din sosyologu Peter L. Berger’in asistanlığını yaptı. 1966 yılında Leiden Üniversitesin’de doktorasını yapan Zijderveld altmışlı ve yetmişli yıllarda sosyoloji dalında New York’ta profesör asistanı, Montreal’da doçent, Tilburg’da profesör olarak çalıştı. 1985-2002 yılları arasında Rotterdam Erasmus Universitesi’nde görev yaparken aynı zamanda Montreal, Osaka ve Münih’te misafir hoca olarak dersler verdi. 2002 yılında emekli olan Zijderveld’in İngilizce ve Hollandaca dilinde 18 kitabı bulunmaktadır. Birçok kitabı Japonca, Almanca ve Türkçe’ye çevrilmiştir. Zijderveld, bazı dergilerde köşe yazarlığı yanında birçok sanat kuruluşunda yöneticilik görevi yapmış ve yapmaktadır. Amatör olarak piyano ve çello çalan Zijderveld 4 çocuk babası ve iki torun sahibidir.
S. Ali
Klişelerin Diktatörlüğü'ü inceledi.
200 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
5/10 puan
Klişelerin Diktatörlüğü
Yazar bu kitabı 'kültür eleştirisi yapan bir kitap' olduğunu ifade ettikten sonra kitabın içinde ne tür bir sosyoloji yapıldığını anlamak isteyenlerin, Soyut Toplum kitabına bakılmasının faydalı olacağını ifade ediyor. Kitap, klişe ve onun yaşamın içinde kullanılan şekli; buradan hareketle kültür sosyolojisi içinde kullanımı ve buna karşı geliştirdiği eleştirel durumu anlatıyor. Anton C. Zijderveld, Hollandalı bir sosyologdur. Özgün adı De Trannie Van Het Cliche olan kitap 1973 yılında basılmış. Türkçeye Klişelerin Diktatörlüğü adıyla Kadir Canatan tarafından çevrilmiş kitap, Mart 2010 yılında Açılım Kitap tarafından basılmış. Yazar, öncelikle klişe nedir kavramını farklı dillerden alıntılarla açıklamaya çalışıyor. Ondan sonrada bu kavramın zaman içinde geçirdiği değişimi yine örneklerle anlatıyor. Klişe kavramı Türkçede basmakalıp olarak nitelendiriliyor. Zaman çizelgesi içinde Shakespeare'dan (Şekspir) örnekler veriyor. Şekspir'in eserleri klişe konusunda zengin kaynak olduğunu ifade ediyor. Zamanın değişmesi, cümlelerin tekrarlanması, başka dile aktarılması ile bazı kavramların özünden ayrılarak farklı forma dönüştüğünü ve hatta demode kaldığını söylüyor. Şu şekilde durumu açıklamaya çalışıyor. Şekspir, "Olmak ya da olmamak" cümlesini şu an da anlaşıldığı gibi anlatmadığını fakat zaman içinde cümlenin aşırı tüketim yüzünden cümle kendi olağan mecrasından çıkarak şu anki klişeye (basmakalıp) dönüştüğünü; Şekspir'in ise bunun basmakalıp düşünce olarak nitelendirmediğini anlatıyor. Buradan hareketle klişeye dönen çeşitli söz, eylem, sanat, düşünceler hakkında bilgi verirken, buna karşı kendi düşüncelerini de ifade ediyor. Kitabı, soyut ifadelerin başka soyut ifadelerle karşılaştırılması; bir cümle içinde, seçili bazı terminolojinin arka arkaya sıralanması olarak karşımıza çıkıyor. Bunu da akademik dille okuyucuya aktarıyor. Örneğin, bir doktorun hasta ziyareti sırasında hastasına 'nasılsın' demesine karşılık, hastanın o an 'iyiyim, iyiye gidiyorum' cümlesi klişe bir cümledir. Hastanın bir şeyler anlatmaya çalışması değil, o hazır şablonun (klişe) o an için söylenmesi gerektiği için söylediğini (zihne yerleştirilen hazır kalıplar. Nassınız…Saol..gibi:) ) anlatıyor. Çünkü taraflar bir noktada sözlerle değil hazır kalıplarla anlaşmaya çalışıyor. Bu söz kalıpları da artık siyasal, toplumsal hayatın her anında yapılan kalıp davranışlar olarak duruyor. Bu şablonlar hayatın içinden çıkarıldığı zaman ya tüketilecek yeni şablonlara ihtiyaç duyulacak ya da bazı şeyler boşlukta kalacak. Örneğin, 'çok yaşa' denilmesi gibi. Önü arkası sağı solu düşünülmeden, zihin onun söylenmesi gerektiğini bildiği için ağızdan o cümle çıkıyor. Reklamlarda bazı cümleler kalıp haline getirilerek zihinlere kaynatılıyor ki, zihin o belli durumda onu çağırsın. Siyasi propaganda da hedef kitleyi ajite edecek cümleler özellikle aranır, tekrarlanır ki, durağan kitle, bir heyecan, şevkle istenilen kıvama gelsin… Hayatımızın her anında klişeler mevcut. İster istemez herkes kullanıyor. Bazen gerçek anlamında olabileceği gibi bazen de gerçek anlamının dışına çıkmış da olabiliyor. Kitap akademik bir dil ve anlatıma sahip olduğu için bu konulara meraklı, ilgili ya da okuyan kişilere yöneliktir. Kavramlardan yola çıkarak ayrıntılandırma, kıyaslama metodolojik bir şekilde sunuluyor. Yazar tabi bunu herkes okusun diye yazmamış. Belli bir birikime sahip kişilere kendi düşüncelerini anlatmaya çalışmış. Eklediğim alıntılar çok güzel lakin genele baktığımızda ağır bir anlatım olduğu için herkese hitap etmiyor. Yazar hem kendi dönemi içinde hem de ondan önceki bazı düşünürlerin fikirlerini sorgulayıp ayrıntılı bir şekilde anlatıyor. Yazar, estetik kaygıdan uzak, basit, kolayca tüketilebilen, özümsenebilen, derinliği olmayan, teori ve düşünceye dayanmayan, sadece tüketicinin ihtiyacını hızlı ve acil bir şekilde doyuran ve duygulara hitap eden eğilimleri 'ucuz sanat' olarak nitelendiriyor. Kendisi de bu tarz bir çalışma yapabilirdi ama o nicel değil nitelin peşinden gitmiş. İşin içinde olmayınca bu metinleri okumak, anlamak, anlamlandırmak biraz zor oluyor. İlgili kesimlere öneririm. Ben bu kitabı, bir kelimenin peşinden sürüklenen yolculuk olarak nitelendiriyorum. Lakin bu yolculuğa çoğu kişi çıkmayabilir, çünkü zor yolculuk. Ezcümle: Bu kitabı niçin okuduğuma gelince: 20 - 21 Şubat 2012 tarihinde okurken, 42. sayfaya geldiğimde şu notu almışım: " Sayfa 42 itibarıyla bitiriyorum. Şu aşamada bana hitap edecek kitap değil. Zorunlu okuma yerine başka bir kitaba geçtim. Toplum bilimi, felsefe, dil bilimi vb. dallarında araştırma yapan ya da okuyan kişilerin klişe kavramının geçmişi, bugünü ve geleceği hakkında çeşitli bilgiler içeriyor." Bunu aşmak için kitabı okuyup bitirdim. Bazı yazıların altına yazdığım gibi, sıradan okur olarak anlamaya çalıştığım şeyleri aktarmaya çalıştım. Bu kadar!. Bu kitabı 30 - 31 Ocak 2021 tarihleri arasında okudum. Bu yazı ise 16 Mayıs 2021 tarihinde 1000Kitap sitesine eklendi.
Klişelerin Diktatörlüğü
OKUYACAKLARIMA EKLE
7
Ömer Gezen
Sahnelik Toplum'u inceledi.
368 syf.
·
38 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
"Toplum büyük ve karmaşık, fakat sürükleyici bir sahne oyunudur. Burada hepimiz kendi rollerimizi oynuyoruz." Shakespeare'in kullandığı bu metafor kitabın ismini yeteri kadar açık bir şekilde anlatabiliyordur zannımca... Sahnelik Toplum, her birimizin sahneye çıkıp rolünü oynadığı ve son sözlerini de söyledikten sonra terk ettiği hayatımızın ismi aslında. Sosyoloji alanında yazılmış bu kitap birbirinden farklı görülen bazı konulara değiniyor ve aklınızda bolca cevaplanmayı bekleyen sorular bırakıyor. Elinizi kağıdı kalemi almayı unutmayın okumaya başlamadan :D Ha bir de! Durmadan not alıp da kitabı da okumayı unutmayın... Kitapta hızlıca giriş yapılıp ilk sayfalardan sosyologlara saydırılıyor. 13. sayfada sosyologlar için "gerçeklik hakkında sağduyulu her insanın kendi çabasıyla düşünebildiği şeyleri zor kelimelerle ifade etmektedirler." diyor. Buradan saygıdeğer Jean Baudrillard'a selam olsun. Kendisinin de Tüketim Toplumu kitabını okurken bolca benzer cümleleri kurdum. Bir konuyu bu kadar çok terimle anlatmaya çalışınca, ister istemez konudan uzaklaşılmış ve asıl amaçtan sapılmış olunuyor. 30. sayfada ise insanın tanımı yapılıyor: "İnsan, kendi eylemleri için amaç belirleyen ve daha sonra bu amaçları gerçekleştirmek için en iyi araçları ve teknikleri seçen bir varlıktır." "Bir insan... rasyonel davrandığı müddetçe gerçek bir insandır." S.30 Bir önceki sayfada da geçen isim olan Sartre'dan ve de Camus'den de faydalanarak cevap vermek gerekirsek, varoluş felsefesinde insanın dünyaya gelmesi "absurde (Fr.)" diye adlandırılır. Yani saçma... İnsanın hayatını yaşaması, yönlendirmesi, belirli bir amaç için eylemde bulunması onu insan kılar deniliyor. Farklı bir görüş ise insanın insan olmasını saçma bulmaktır. Aslında hiçbir mantıklı açıklama yok ve insanın yaşadığı bu hayat da, dünyaya gelmesi de saçmadır. Yine 30. sayfada insanın hayvanlardan "daha fazlası" olduğu kanıtlanmaya çalışılıyor: "Biz bir ruh, akıl veya bilince sahibiz, oysa hayvanlar bunlara sahip değiller." Bu ilgi çekici bir konu olmakla birlikte yüzyıllardır süregeliyor. İnsanlar her zaman "daha üstün" gösterilmeye çalışılıyor. Kişisel görüşüm hiç de üstün olmadığımız yönünde... Bu konuda bazı örnekler vermek gerekirse, Güneş'in Dünya etrafında döndüğü düşüncesi bu düşünce türüne bir örnektir. İnsanlar her zaman en önemli olan olarak gösteriliyor ve insanın yaşadığı gezegen de (dünya) tabii ki de daha önemliydi. Bu yüzden Güneş Dünya'nın etrafında dönmeliydi. Bu önemli düşünceye karşı çıkan kişiler olsaydı, sizce onlara ne yapılırdı? Mesela Kopernik adında birisi... 31. sayfada ise bir çeşit "Biyolojik Eksiklik" ten bahsediliyor. İnsanların doğada yaşamaya o kadar da uygun olmadığı söyleniyor. Yuval Noah Harari'nin de Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens adlı kitabında da bahsettiği gibi insanlar gerçekten de eksik... Bizler aslında o kadar da güçlü değildik. Özgün bedensel donanımdan da eksiktik ki bu yüzden Kuzey Kutbunda yaşayamazdık. Ya da en zeki de değildik. Beyin yapımız diğer türler ile karşılaştırıldığında daha da gelişmiş olanları vardı. Bizler en hızlı uyum sağlayan ve ellerini en iyi kullananlardık. Nitekim, Kuzey Kutbunda donarak ölebilirdik ama ortama uyum sağlayarak üzerimize kürk giydik. 35. sayfada da "Komünal Topluluklar" için "...geçmişi ve geleceği olmayan toplumdur." deniliyor. Cesur Yeni Dünya adlı distopyada da benzer bir durum vardır. 36. sayfada da devam eden Karl MARX ve Komünizm üzerine yazılarda Göğü Delen Adam adlı kitapta da geçen "İş bölümü" anlatılıyor. İş bölümü yapılmaya başlanınca her insan özelleştirilmiş işlerde çalışmaya başlıyor. Örneğin bir insan her gün sadece ama sadece avcılık yapacak ya da eleştirmen olacaktır. Marx'ın komünizminde ise "herkes sadece spesifik bir iş çevresine sahip olmayacaktır." Örneğin, bugün balık avlarken yarın eleştirmenlik de yapabilecektir. Aynı sayfada Komünizmin sanata bakış açısı da gösteriliyor. Engels'in yazmış olduğu Sanat ve Edebiyat kitabında daha açık ve anlaşılır bir şekilde anlatılan bu konuda, "Komünist bir toplumda ressamlar olmayacaktır, en fazla resim de yapan insanlar olacaktır." deniliyor. İlerleyen sayfalarda ise "Gerçeklik" kavramına giriş yapılıyor ve 55. sayfada William Isaac Thomas'ın gerçeklik tanımı gerçekten bilgilendirici... "Bir şeyi gerçek olarak tanımlamak onu, sadece önemli, esaslı, değerli ve anlamlı bulmak değildir, aynı zamanda olgusal, nesnel ve hakikat olarak görmek demektir." 60. sayfada "Nomos" üzerine konuşmak gerekirsek, "Aykırı bir sembolik evrene sahip olan karşıtlar" nomosu bozmaya çalışır ve 'etiketleme' ile karşı karşıya kalırlar. Belirli bir grubun içselleştirdiği 'gerçeklik' başka gruplar tarafından gerçek olarak kabul edilmediği zaman kaos ortaya çıkıyor. Savaş durumu... Burada grubun neden durmadan daha da çok büyümek istediği çok etkili bir söz ile açıklanıyor: "Ne kadar fazla insan, o kadar fazla gerçeklik." S. 60 61. sayfada aynı konu anlatılmaya devam edilirken çok çarpıcı bilgiler veriliyor. "kraldan daha kralcı olmak..." kullanılabilecek en kaliteli ve çarpıcı söz... 65. sayfada ise Sosyoloji bilim sayılır mı? diye tartışılıyor. "Eğer bilimsel yöntemleri insani ilişkiler alanında kullanmak istiyorsak davranışın yasalara dayandığı ve yasalar tarafından belirlendiğini kabul etmeliyiz." İnsanın rasyonel olmasına vurulan bu darbe ile determinizm tartışma konusu olarak ortaya çıkıyor. Özgür irade var mıdır? yoksa, İnsan davranışlarından sorumlu mudur? Gerçeklik anlatılmaya devam edilirken 67. sayfada Değişken ve düzensiz imkan olarak gerçeklik alt başlığı altında Robert Musil'in Niteliksiz Adam kitabından alıntı yapılarak gerçekliğin tek ve yalın gerçeklik olmadığı, farklı bir gerçeklik de olabileceği anlatılıyor. "Tanrı dünyayı yaratmıştır." "pekala başka şekilde de yaratabilirdi." S. 67 Din felsefesinde de tartışılan bu konu için Çoklu Evrenler Kuramı araştırılabilir. Stephen Hawking Zamanın Kısa Tarihi adlı kitabında bu kuramı bir parça anlatıyor. 70. sayfada da Bilim, Kapitalizm ve Din savaşı anlatılıyor. Tanrılar savaşında yenen taraf kim olacak? Din felsefesi ile bir parça açıklanabilir bu konu. Upuzun bir inceleme yazıp sayfalarca çıkarımlar yapılabilecek bu kitaba yaptığım incelemeyi burada sonlandırmak isterim. Sosyoloji alanında zannımca okunması, üzerinde düşünülmesi ve yazarın da söylediği gibi, anlattığı konuların araştırılması, gereken bir kitaptır. Okumak isteyen herkese iyi okumalar dilerim.
Sahnelik Toplum
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
12
Feyzullah TURAN
Şüpheye Övgü'ü inceledi.
168 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Peter Berger ve öğrencisi Anton Zijderveld'in inançlarımınız şüphe temelli tanımlanmasının; modernitenin kadük kalan yanlarının eleştirilerek rölativizm(anti mutlakiyet) ve fundamentalizm(değerler-hakikatler) ekseninde sağlam bir temele oturtulmaya çalışıldığı tez tadında bir çalışması olmuş. Meraklısına...
Şüpheye Övgü
8.7/10
· 8 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
1