Kapitalizm aynı zamanda doğası gereği,
temel dinamiğini sürekli kâr arayışının oluşturduğu yayılmacı
bir sistemdir. Kâr güdüsü hâkim olduğu için, üretilen metalarm
hacmi ile onların ortalama kâr oranında satılabilirlikleri
arasında belirgin dengesizlik içeren bir ilişkiler durumu sistem
için kriz kaynağı oluşturur. Kapitalizm insanlık tarihinde
büyük ölçekli aşırı-üretimin mümkün olduğu ilk sistemdir.
Kuşkusuz, bu büyük ölçekli aşırı-üretim kullanım-degerleri
bakımından değil, sadece kapitalist üretimin gereklilikleri bakımından,
degişim-degerleri bakımından aşırı üretimdir: “Satılamayan”
metalardan normalde yararlanılabilir. Fakat yatırımda
yeterli düzeyde getiri sağlanamadığında kapitalizmin işleyişi
bozulmaya başlar. “Büyük bir kitlenin ihtiyaçlarını insani
biçimde karşılayacak yeterlilikte üretilmemesi”ne rağmen,
üretim potansiyeli sınırlı düzeyde kalır.
Kriz aslında üretimin, piyasanın emebileceği ve halen uygun
bir kâr oranı sağlayabileceği düzeyin üzerine çıkmasıdır. Aşırıüretim,
bir kez gerçekleştiğinde, sadece ekonominin bir kesiminde
bile bir tepkimeler kısırdöngüsü başlatabilir. Kâr oranı
düşerken yatırım azalır, işgücünün bir kesimi işten çıkartılır;
bu ise tüketicinin satın alma gücünü zayıflatır ve kâr oranında
bir başka düşüşe yol açar vb.