selim koç

selim koç
@grabowski
” Ama bir tek dünya var yalnızca. Mutluluk ve uyumsuz aynı yeryüzünün iki oğlu. Birbirlerinden ayrılamazlar. Yanlışlık mutluluğun ille de uyumsuzun bulunuşundan doğduğunu söylemek olurdu. Uyumsuz duygusunun mutluluktan doğduğu da olur. “Her şeyin iyi olduğu yargısına varıyorum”, der Oidipus; bu söz kutsaldır, insanın vahşi ve sınırlı evreninde çınlar. Her şeyin tükenmediğini, tüketilmediğini öğretir. Bu dünyaya doyumsuzluğumuz ve yararsız acılardan hoşlanmamız yüzünden gelmiş bir Tanrı’yı kovar bu dünyadan. Yazgıyı bir insan işi yapar, insanlar arasında sonuçlandırılacak bir işe dönüştürür.
Reklam
Yüksek tüketim, büyük darbelere dönüşmektedir. Endüstrileşmiş ülkelerde yakılan yakıtlar, asit yağmurlarına neden olan sülfür ve azot oksitlerin yaklaşık dörtte üçünü açığa çıkartmaktadır. Endüstrileşmiş ülkelerin fabrikaları dünyadaki tehlikeli kimyasal atıkların büyük bölümünü üretmektedir. Bu ülkelerin askeri tesisleri, dünyadaki nükleer savaş başlıklarının % 99'undan fazlasını, atom santralleri ise dünyadaki radyoaktif atıkların % 96'sından fazlasını üretmiştir. Havalandırma cihazları, aerosol spreyleri ve fabrikaları da, dünyanın koruyucu ozon tabakasını yok eden kloroflorokarbonların yaklaşık % 90'ını açığa çıkarmaktadır.
daha önceleri, hem akılcılık, hem de bireycilik anlamını içeren modernlik fikrinde bir arada yer alan değişim düzeniyle varlık düzeninin birbirinden ayrılmasıdır. Üretim ve tüketimdeki durmak bilmez değişimlerle, aynı zamanda hem cinsellik, hem de kolektif kültürel kimlikten oluşan bireysel kişiliğin resmen kabulü arasındaki mesafe giderek açılmaktadır. Toplumsal ve kültürel gerçeklik, akıcı düşüncenin saydamlığı önünde yavaş yavaş silineceğine, böylece, modernlik uzamını her iki taraftan kuşatır. Ve modernliğin parçalanmış dünyasında yer almak üzere gelen çeşitli güçleri yeniden birleştirebilecek hiçbir ilkenin ortaya çıkmadığı görülür. XIX. yüzyılın ortasından XX. yüzyılın ortasına, hatta daha da ilerisine kadar geçen uzun yüzyıl, akılcı dünyanın parçalanma dönemi olmasına karşın bu dönemde o dünyanın yerine geçecek yeni bir birleştirici ilke ya da daha karmaşık bir model olmamıştır.
Sadakadan ne birey ne de toplum fayda görmüştür. Yardım görmeye layık olanlar, çok nadir görülen durumlar dışında, zaten yardıma ihtiyaç duymazlar. İnsan soyunun gerçekten değerli üyeleri, yardıma muhtaç olmayanlardır.
Althusser’in teori ile pratik arasında yaptığı ayrım, Althusser’in eserlerinde, politika düşüncesinin politikanın kendisine dışsal olduğunun belirtisidir. Düşünce politikaya dışarıdan gelir: bilim ve/veya felsefeden. Dolayısıyla Althusser’in tezi, bilim ve felsefe olmadan politikanın ister istemez yoldan çıktığı yönündedir. Buradan da politikaya yön verilmesi için felsefe ve bilimin gerekli olduğu sonucu çıkıyor. Aslında, bu tez Stalinist politikayla uyumsuz değildir; zira Stalin, devlet partisinin kendi devlet politikasım yönlendirmek ve meşrulaştırmak için gerekli olan felsefe ve bilimi üretmesini sağlamıştır.
Reklam