selim koç

selim koç
@grabowski
göz önüne alınması gerekli temel nokta şu: Burada çocuk filozof olmuyor, filozof çocuk oluyor. Çocukluğa dönme anlamında değil. Filozof bir çocukluk yaratıyor. Bir çocukluk yaşıyor. Hani tasalanarak, öğrenilerek çocuk olunmuyordu? Bu yaratma, kendiliğinden gelen bir oluşumdur, filozof kendini çocukluğunda bulmuştur: Anılarında değil. Şu anda yaşadığı çocukluğunda, Çocuklaşma bir düşünme aşaması, bir düşünme evresidir: "Bu konuya çocuk gibi baksak" "Çocuğun gözüyle nasıl görülürdü?" "Bu sorunun anlaşılamamasının ardında, çocukça bakılamayışı yatıyor" "Çocuklar! Bu soruna çocuk gibi bakmaya çalışsak nasıl olur?" Sözleriyle giriş yapılabilir. (Bu aşamayı bir kaçış, gerçeklerle yüzleşmemek için bir geri çekiliş, bir "regressyon" olarak görmemeli!) Bilinçli, farkındalıklarla yürütülen bir araştırmanın bir evresidir, çocukçalık.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kapitülasyonlar kaldırılacaktı. Zaten bu ayrıcalıklar önce hanedanın hırslarını tatmin eden ve ardından Türk insanına verdiği zarara aldırış etmeden rahat ve lüks bir yaşam peşinde koşan sultanların ihmalinin sonucuydu. Mustafa Kemal Osmanlı devletinin yükseliş ve çöküşünün ekonomik unsurlara dayandığını anlatarak, tarihi, maddeci bir görüşle açıkladıktan sonra, bu görüşlerini parlak bir söylevle süsledi. Akıllarda kalacak cümleler birbirini izledi, "Kılıç ile fütuhat yapanlar. sabanla fütuhat yapanlara mağlup olmaya ve binnetice terki mevki etmeye mecburdurlar. İktisadiyat demek her şey demektir. Yaşamak için. mesut olmak için, mevcudiyeti insaniye için ne lazımsa onların kaffesi demektir. " Kılıçla fethedenler, karasabanla fethedenler tarafından mağlup edilmeye mahkumdur.
" ... CUMHURİYET YAPARIZ" "Cumhuriyet" Atatürk ' ün en beğendiği idare şekli olmak vasfını daha gençlik yaşında kazanmıştı . Bunun kel ime halinde ilk ifadesini 1906'da buluyoruz. l906'da Atatürk Suriye'de bulunuyordu. Orada onun iki yakın arkadaşı Müfit Bey ile Halil Beydi. Bu hatırayı, rahmetli Halil Beyden takip ediyorum: "Vallahi pek iyi hatırlayamıyorum. Ya cülusu hümayun veya veladeti hümayun şenlikleri yapılıyordu. Mustafa Kemal ile beraber donanmayı seyretmeye çıkmıştık. Birden kolumu tuttu: -Halil, dedi, bir adam için böyle donanma yapmak budalalık değil mi? Zaten mimli olduğumuz için gayri ihtiyari etrafıma baktım. O hiç aldırmadan devam etti : -Bir millet kendi kurtuluşu için şenlik yapabilir. Nihayet kendisine pek büyük hizmetler etmiş olan bir adam için de şenlik yapabilir, diyelim. Fakat hanedanı Ali Osman içinde kazara bazıları bu memlekete hizmet etti diye onun nesline neden donanma yapılsın. Padişah dünyaya gelmekle memlekete hayırlar mı geldi? Ben bu kadar sıkı altında etrafımızda zaptiyeler dolaşırken, bu kadar cesur konuşmaktan ürkmüştüm. Fakat Mustafa Kemal devam etti : -Padişah da kim oluyormuş. Padişahlık da ne demekmiş. Ben : -Peki memleketi nasıl idare edeceğiz? Sultan Hamid fenadır, seninle beraberim. Ama o giderse gene bir padişah lazım. ·
İnsanın gerçek gücünü onun usunu yüreklilikle kullanabilme direncinde gören Kant düşünce özgürlüğünü insan haklarının temeline koyar. Özgürce düşünce üreten, özgürce eleştirebilen insan hızla gelişmekte olan dünyanın itici ya da yapıcı gücünü oluşturacaktır.
Ancak, ne olursa olsun, aşk bir özgürlükler ve özgünlükler alanı olarak kalıp düşüncelerin ve kalıp davranışların en az geçerli oldugu alandır. Aşkın alanında birbiçim olana pek yer yoktur. Aşk birbiçim olandan ve birbiçim olan da aşktan kaçar. Sanat da aşk da çok genel bir takım kuralları, çok yaygın bir takım sezgileri, bir takım genel geçer düşünce biçimlerini edinmeye az çok eğilimli olsalar da kendilerini önünde sonunda benzersizde varedebileceklerdir.