Büyülü gerçeklik akımının bana göre ülkemizdeki en önemli temsilcilerinden biri olan Nazlı Eray, Aydaki Adam Tanpınar kitabında Ahmet Hamdi Tanpınar’ı kendi tarzıyla okura çok etkileyici bir şekilde yansıtmış. Yazarın kendine has üslubu; hayal ile gerçek arasındaki geçişler, mekânlar arası sıçramalar ve lineer olmayan zaman kurgusu içinde “sükût suikastına” maruz kalan “Kırtıpil Hamdi”yi oldukça başarılı bir biçimde anlatıyor.
Kitaba başlamadan önce Tanpınar hakkında; özellikle yakın çevresi, şiirleri ve edebi tarzı üzerine kısa bir hatırlatma yapmak, okuma deneyimini daha da zenginleştirebilir. Çünkü bu eser klasik bir biyografi değil; yazarın kendi anlatım dünyasında yeniden kurduğu, imgelerle örülü bir Tanpınar portresi.
Kitapta en çok dikkatimi çeken şeylerden biri imgelerin yoğun kullanımı oldu. Örneğin Tanpınar’ın yaşadığı dönemde hak ettiği değeri görememesi, kedisinin adının Kafka olmasıyla destekleniyor. Burada Franz Kafka ile kurulan paralellik oldukça anlamlı. Aynı şekilde “ay” imgesi de dikkat çekici: Tanpınar’ın eserlerinin herkesin gözünün önünde olmasına rağmen fark edilmemesi, onun yaşarken yeterince anlaşılmamasıyla örtüşüyor. Tanpınar’ın güncesi, şiirleri hatta suretini “aya” yansıtılmasına rağmen ve kimse tarafından fark edilmemesini şu alıntı çok iyi gösteriyor:
“Civar evlerde, pencerelerde hiçbir hareket yok. Boğaz’da vapurlar yol alıyor, köprü üstünde trafik akmaya devam ediyor. Ses seda yok civarda…”
Duşize Hanım karakterini ise “bellek” imgesi olarak kullanmış. Her şeyi bilmesi, her şeyin ona anlatılması ama aynı zamanda yatalak olması, hatırlamanın pasifliği üzerine metafor oluşturuyor.
Narmanlı Yurdu’ndaki odanın atmosferi, Tanpınar’ın iç dünyasındaki gelgitleri; parasızlık, hastalıklar, alışkanlıklar, kaygılar ve o hiç bitmeyen geç kalmışlık