İnsanlar, birbirlerinden uzun mesafelere ayrılmış yıldızlar gibi, kendi hususî boşlukları içinde dönen, hepsi yalnız, hepsi mahrem ve başkalarına kapalı birer dünyadır. Bir yıldız sönünce ondan uzaktakiler bir şey duymaz. Hayatın ve ölümün ehemmiyeti hep nisbî ve izafidir. Bizim için ölüm, yani kendi dünyamızın ölümü kâinatın en mühim hadisesidir. Fakat yakın kapı komşumuz için bizim ölümümüz pek küçük bir şeydir. Hele bizi tanımayan, bizim memleketimizde, kıt'amızda oturmayan bir yabancı için nedir? Cidden hiçbir şey! Herkes ancak biraz kendi komşusuyla meşgul olur. Herkes ancak bir iki düşman için kin, ancak üç dört dost veya akraba için hased veya muhabbet ve ancak beş altı vücut ve ruh için bir zaaf, bir temayül veya bir aşk duyar ve beşeriyetin üst tarafı bize tamamen yabancı gibi karanlık kalır. Fakat en keskin dürbünler gibi en meraklı gözler de, o biraz alâka duyarak meşgul oldukları âlemlerden bile sade parça parça manzaralar görerek,
hayal meyal seçtiklerini isabetle tesbit edemezler ve o uzak dünyalar, bizim kendilerine taktığımız isimlerden haberleri bile olmayan yıldızlar gibi, teşhislerimizi bile duymazlar.
Bu durumda, çaresiz, birbirini izleyen aptal geceler boyunca, o pusudan bu pusuya düşmemek için kaçışa kaçışa bir hal olduk, gitgide akılcı olmaktan çıkan paçayı kurtarmak umudumuz dışında tutunacak tek bir dalımız kalmamıştı doğrusu, ayrıca bir şey de keşfetmiştik ve eğer kurtulursak bunu asla, ama asla unutmayacaktık: şu dünyada yaşayan insanlardan biri, dış görünüş olarak bizlere benzese bile, aslında Havana’da, sintinelerini açıklarda boşaltan çöp ve çürümüş et gemilerinin peşinde ağzı açık, kararsız dolaşan timsahlarla köpekbalıklarına bile taş çıkaracak yeteneklere sahip bir leşçildi.
Bu satırları yazarken elime bakıyor ve onu ölü iskeletimin bir parçası ve toprağın altında gömülmüş olarak gözümün önüne getirmeye çalışıyorum. Her ne kadar bu yazgı reddedilemeyecek olsa bile, ben bunu hayal bile edemeyecek bir durumdayım. Ölümün kaçınılmazlığı tartışma götürmez bir gerçek. Ama bu yalın gerçeğe karşın ne gariptir ki, kolayca ve düşüncesizce birçok değişik yalanı kabul edip, onlara inanabiliyoruz
...İnsan kendisini az ötede bekleyen harikulade şeylerin umudunu tadar; gerçi o şeyler henüz uzaktadır ama bir gün onlara ulaşılacağı kesin, tartışmasız bir biçimde kesindir...
Belki yaş da, o hain de ekleniyordur bunlara ve bizi beterin beteriyle tehdit ediyordur. Yaşamı dans ettirecek kadar müziğimiz kalmamıştır içimizde, işte bu. Tüm gençlik daha şimdiden dünyanın öbür ucunda gerçeğin sessizliğinde ölüvermiştir. Peki dışarıda nereye gidilebilir ki, soruyorum size, içinizde yeterli miktarda çılgınlık kalmamışsa? Gerçek, bitmek bilmeyen bir can çekişmedir. Bu dünyanın gerçeği ölümdür. Seçim yapmak gerek, ya ölmek ya da yalan söylemek. Bense asla kendimi öldüremedim.