ÇOCUK YASASI ÜZERİNE
Bu yazıyı kitabı üçüncü kez okuyuşumun ardından kaleme aldım.
Okurken yaşama, vicdana, ahlaka ve sosyal hayvan olan insana dair sorgulamalar yaptıran, incelemeyi yazarken ise tam olarak hissettiğim birine bunları aktarırken sorgulamalar yaptırtan bir kitap.
Bir kürsü.
Kürsünün önü ve kürsünün ardı. Etten kemikten insanlar . Her iki tarafta da. Yüksek Adalet Divanı Aile hakimi Fiona. İyi yetiştirilmiş, yetenekli, statü sahibi, başarılı, değer yargıları olan bir kadın. Sahne ışıkları kapandığında ve köşesine çekildiğinde ise eşiyle, kendiyle savaşını bitirememiş; üstelik hassas dönemlerden geçen biri.
89 Londrasına gidiyoruz. Dünyadaki tüm yasalar gibi, çocuğun üstün yararından bahsediyor Yüksek Adalet Divanı da. “Çocuğun refahı” olarak geçiyor kanun maddesinde.
Kitapta sorular sorarken göreceksiniz Fiona’yı. Kendisine ve önüne gelen adli vakalardaki kişilere sorular sorarken. Sorular sordururken demek daha doğru. Çünkü Ian McEwan bilinç akışı tekniğiyle ustaca yaptırıyor bunu okura. Okurken düşüncelere daldığınızı fark ediyor, sonra dikleşip, bir nefes alıp, kafayı kaldırıp heyecanla okumaya devam ediyorsunuz. Bu teknik, aynı zamanda kişinin karakterlerle bağ kurmasına yol açtığı/sağladığı için yer yer karaktere kızıyor, kitabın içine girip karakteri silkeleme isteğiyle tutuşuyor; kürsünün önü ve ardıyla empati yaparken buluyorsunuz kendinizi.
Bir kitap incelemesi yapıyorum iddiasında değilim. Bir romanın içeriğinde ne anlattığının aktarılması taraftarı, hiç değilim. Bir öneride de bulunmuyorum.
Fakat “Kendinize şu soruları sormak ister misiniz?” diye sormak isterim.
Kendi sanrılarınızda kaybolmuşken, hiç tanımadığınız hayatlarda, benzer sorunların içinde boğulan insanlara ışık tutmak nasıl bir duygu olurdu? Kitaptan