Deniz A. Ş.

Kargaları severim ama... Bu karga yası kalbimde hissettirmedi.
Puan vermedi·122 syf.·
2026 63. kitabı
Kitap, edebiyat dünyasında özgün bir yas anlatısı olarak kabul görmüş ve birçok ödül almış. Baba, Çocuklar ve Karga olmak üzere üç farklı sesin tamamen parçalı, kolaj hissi uyandıran sayıklamaları, anlık diyalogları ve soyut metaforları üzerine kurulu bir metin. Yasın evrelerini anlatmasıyla birlikte, yazarın tercih ettiği anlatım tarzı ve dilsel biçimi bende karşılık bulmadı. Benim okuma pratiğimde bir yas anlatısının okura geçebilmesi için karakterlerin iç dünyasıyla güçlü bir bağ kurabilmem, o derin hüzün ve boşluk duygusunu kelimelerin ardındaki samimiyette hissedebilmem gerekir. Ancak Porter'ın dili fazla parçalı. Absürtlük içeren anlatılar, ölümün ve o büyük kaybın gerçekçi ağırlığını benden uzaklaştırdı. Postmodern edebiyattan, dil oyunlarından hoşlanan okurlar için hafif ve keyifli bir egzersiz olabilir. Benim dünyama dokunmadı. İyi kitaplar okumanız dileğiyle...
Alıntı
Tüylü Bir Şeydir Şu YasMax Porter · Monokl Yayınları · 2017455 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir kadının ruhu nerede söner, nerede dilsizleşir kadın...
Puan vermedi·75 syf.·
2026 64. kitabı
Her şey, doğduğu o ilk evde, çocukluk ve genç kızlık yıllarında başlar. Daha büyüyemeden "el alem ne der" baskısıyla kuşatılır, hayalleri elinden alınır ve hayatı sadece katlanılması gereken bir "görevler" dizisine dönüştürülür. Bir kadının ruhu; kendi hayatı hakkında tek bir özgür cümle kuramadığı, içinden geldiği gibi "hayır" ya da "evet" diyemediği o ilk gençlik yıllarında, sessizce ve erkenden söndürülür. Bu dilsizlik bizim topraklarımıza da hiç yabancı değil; azaldı ama bitmedi... Kadınlar mutsuzluğa, dayatılan evliliklere, kapalı kapılar ardındaki darbelere, hor görülmeye ve sessizce yok edilmeye çoktan doydu, fazlasıyla doydu. Handke'nin annesi de tam olarak bu doymuşluğun, bu dilsizliğin kurbanlarından biri. Okuduğumuz hikaye onun hikayesi. (-mi sadece?) Genelde kurgu dışı kitapların incelemelerine göz atarım; yazım tekniğiyle alakalı yorumlar var mı diye anahtar sözcükler ararım, fikir versin diye. Okunma istatistiklerine ve inceleme sayılarına ise genelde hep bakarım, "çünkü ben de ekonomistim" :) Okunurluğu 500’ü bile bulmamış bu incecik kitap hakkında, çoğunluğu kadınlardan gelen bayağı bir inceleme kaleme alınmış. Fakat ben asıl özetle, "Okuyucuya hiçbir şey katmayan, zerrece önemsiz bir kitap" yazan bir okurun satırlarını görünce bu yazıyı kaleme alma ihtiyacı duydum. Hiç mi bir insanın dilsizlikle nasıl kişiliksizleştirildiğini görmedin? Hiç mi o parlatılmış pencerelerin arkasındaki görünmez emeği, o "biçimi kusursuz sefaleti" sezmedin? "Be adam!" diye yükselmedim dersem yalan olur. Ne acı bir duygusuzluk ama... Belli ki ne kadınları, ne taşrayı ne de yazarın o çiğ dürüstlüğünü zerre kadar anlayamamış. Ama gayet göğsünü gere gere yorumunu yapmış. İlginç... Bize hiçbir şey katmadığı iddia edilen bu "önemsiz" kitap; yoksulluğun sadece cüzdanı
Alıntı
Mutsuzluğa DoyumPeter Handke · Ada Yayınları · 1985435 okunma
Acı var, yalnızlık var ama şiirsel bir derinleşmeye ulaşmıyor.
Puan vermedi·144 syf.·
2026 59. kitabı
Sorunum Bukowski'nin geleneksel şiir yazmaması değil bu arada. Farklı şiir anlayışlarına alışkınım. Ancak birçok şiirinde, şiiri şiir yapan duygusal ya da düşünsel yoğunluğu bulamadım. Metinleri günlük yaşam gözlemlerinin satırlara bölünmüş halleri ama şiir sadece satır kırmak değil; bir duygu, sezgi, imge ya da düşünceyi yoğunlaştırmadır daha çok. Bukowski yer yer güçlü anlar yakalasa da bende kalıcı bir duygu ya da estetik etki bırakmadı. Acı var, yalnızlık var, kırgınlık var; fakat çoğu zaman bunlar şiirsel bir derinleşmeye ulaşmıyor. Bir duyguyu anlatıyor ama her zaman hissettiremiyor. Benim eksik bulduğum yanı da bu oldu. Onun daha çok övgü aldığı roman ve karakter yaratımı alanlarına yönelmek gerek bir de. İyi kitaplar okumanız dileğiyle...
Alıntı
Sarhoş Çal Piyanoyu Vurmalı Çalgı Gibi Parmaklar Biraz Kanamaya Başlayana DekCharles Bukowski · Parantez Yayınevi · 2013456 okunma
Kitap bitmedi, bitemedi...
Puan vermedi·272 syf.·
2026 57. kitabı
Çünkü Şato’ya ulaşmak ya da o sistemi çözmek imkansızdı. Çünkü yarım kalmasının sebebi sadece Kafka’nın hastalığı veya ömrünün yetmemesi değildi; bu felsefi olarak da bitirilmeye mahkûm bir kitaptı. Kafka bu kitabı 1920’lerin başında yazdı. O günden bugüne köprünün altından çok sular aktı, teknolojiler gelişti, sistemler dijitalleşti ama özdeki o soğukluk ve labirent yapısı hiç değişmedi. Eskiden kağıt evrakların arasında kayboluyorduk, bugün dijital ekranların, e-devlet kapılarının, onay kodlarının ve telesekreterlerin arkasına saklanmış bir Şato var. Güç yine aynı güç, sadece maskesi değişti. İnsan yine sistemin karşısında aynı mecburi çaresizlikle bekliyor. Bu yüzden de kitap bitmedi, çünkü o düzenin yarattığı çaresizliğin insanlık tarihinde bir sonu yok. Kafka da, sonunun olmadığını bildiğinden romanı üç noktayla, yarım kalan kelimelerin ortasında o büyük boşlukla bıraktı, olamaz mı? Bizim için en somut kanıt bu olabilir: K. o kapıdan içeri girmedi ya da köyden tamamen çekip gitmedi. Bugünün dünyasından Şato'ya bakınca ona bürokrasi deriz, devlet deriz ya da insanı ezen herhangi bir kurumsal çark deriz. Ne içindeyiz, ne dışında kalabiliriz. İnsanı yutan o ruhsuz, devasa sistemlerin ta kendisi. Bitebilir mi... Çevirmen İlknur Özdemir önsöze şu cümleyle başlıyor: "Şato’nun, edebiyatın anlaşılması zor yapıtları arasında yer aldığı kuşkusuz." ve şöyle bitiriyor: "Kafka’nın yapıtları kuşkusuz kendi kişisel nevrozunun simgelerini taşıyor... Yapıtları, günümüz toplumunda çoğunluğun değilse de pek çok kişinin hissettiği bir şeyi ifade ediyor: başka insanlara temelden duyulan bir güvensizlik, kişinin kendi değeri konusunda içini kemiren kuşku, bireyin başkaları tarafından takdir edilme ve tanınma hakkı. Şato gerçekten okuyan insanı boğabilir. Çünkü kitapta göze çarpan
Alıntı
ŞatoFranz Kafka · Yapı Kredi Yayınları · 201912,3bin okunma
Şeffaflık değil pornografik!
Puan vermedi·78 syf.·
2026 49. kitabı
Byung-Chul Han yolculuğu üçüncü durak ve burada her şey ne kadar da şeffaf, başlık bile... "İnceleme"ye bu sert başlıkla girmek zorunda hissettim kendimi çünkü yazarın kullandığı "pornografi" kavramı, toplumdaki dar cinsel anlamından çok daha derin bir felsefi anlamda kullanılıyor. Han için pornografik olan demek; mesafesiz, sırsız ve aşırı görünür olan demek. Bugün sosyal medyada yenilen yemekler, en özel anlara kadar her şeyin sergilenmesi, Han’a göre tam olarak bu durum "pornografik". Teşhir edilen her şey zarafetten uzaktır Han'a göre. Teşhircilik toplumu başlığı altında buna da değinilmiş elbette. Han'ın kitapları genelde kısa görünen kitaplar olsa da içeriği dolu dolu. Bu kitapta da 9 bölümden oluşan okuru "paramparça" edecek başlıklar altında; kimisiyle aynı cepheye geçip kimisinin mağarasından ona el sallayıp kimine de hadi oradan diye eleştirdiği büyük isimlerle gelmiş oturmuş karşımıza yine. Eleştirdikleri arasında başı Rousseau çekiyor olabilir "ifşa toplumu" bölümünde onunla kavga ediyor (garibim bu da herkesten bir tokat yiyor) Neyse... Yalnız Gezerin Düşlemleri kitabını araya tavsiye olarak sıkıştırıp onun da gönlünü alalım. Rousseau der ki; içimiz neyse dışımız da o olsun. Yüreğimiz bir kristal gibi şeffaf olsun ki, Tanrı ve insanlar içimizi olduğu gibi görsün. Han da diyor ki; bu samimiyet talebi kulağa hoş gelse de aslında çok tehlikelidir. Çünkü bir gözetleme toplumu yaratırsınız ve herkesin birbirini gördüğü yerde ahlak değil, despotluk başlar. Düşünsenize evinizin içindeki her şeyi ve aklınızdan geçen her şeyi herkes biliyor, anlıyor... Aldığınız nefese bile karışırlar artık :) Platon'un mağarası ise hem çok çarpıcı hem de göz alıcı bir bölüm. Han diyor ki; mağara aslında "kötü" bir yer değil. Orası bir anlatı dünyası. İnsanlar orada hikayelere, efsanelere,
Alıntı
Şeffaflık ToplumuByung-Chul Han · Metis Yayıncılık · 20243,337 okunma