Hepimiz çocuklarımızı kaybettik. Baksanıza onlara. Tanrı aşkına; sokaklarda şiddet eğilimli, alışveriş merkezlerinde komada, televizyonun önünde narkoz altındalar. Çocuklarımızı bizden hayat boyu ayıran korkunç bir şey oldu.
— Russell Banks, The Sweet Hereafter
Rahim içi yaşam, bazı insanların bizi inandırmaya çalıştığı gibi bir cennet değildir. Biz ebeveynlerimizin bütün mutlulukları, endişeleri ve zorluklarının birer alıcısıyız.
Evrenimizin inşasına dahil olma becerisini geliştirmeden önce, dünya bizi şekillendirir. Hangi vasıtayla? Başlangıçta, kendileri de çevrelerindeki dünyanın durumu ve önceki nesillerin geçmişleri tarafından şekillendirilen ebeveynlerimizin bedenleri, zihinleri ve koşulları aracılığıyla. Bu şekilde, kendi benliğimiz en başından beri daha büyük bir kültürün ürünü, gebelikle başlayan bir yaşam seyridir.
Yakın zamanda ölen Budist keşiş ve ünlü manevi lider Thich Nhat Hanh uzun zamandır “karşılıklı var olma” kavramını öğretiyordu. Sadece varız değil, demişti, “birlikte varız”. “Ayrı varlıklar yoktur” diye yazıyordu, “sadece mümkün olmak için birbirine giren tezahürler vardır.” Yine, bu gözlemleri mistik inanç alanına indirgersek oldukça yanılmış oluruz. Vücudunda spiritüel bir kemiği olmayan, ancak büyüyen kanıtlarla konuşan bir bilim insanı onaylar gibi başını sallayacaktır: “Evet, bu gayet iyi özetliyor.”