YALNIZLIĞIN İÇİNDEKİ BERABERLİK
“Benim yalnızlığım kalabalıklarla dolu.” Bu söz, yalnızlığın insan ruhundaki garip tabiatını anlatır. Çünkü insan bazen en kalabalık meydanlarda kendisini terk edilmiş hisseder; bazen de bir dağın yamacında, bir odanın sessizliğinde, gecenin en tenha saatinde görünmez bir beraberliğin içinde olduğunu duyar. Belki de mesele yalnız olmak değildir. Mesele, yalnızken neyle ve kiminle kaldığını bilmektir. İnsan dünyaya tek başına gelir. İlk nefesini kendi alır. İlk korkularını kendi yaşar. İçindeki en derin yaraları çoğu zaman kimseye anlatamaz. Herkes tarafından sevildiği zamanlarda bile kalbinin ulaşılmaz bölgeleri vardır. Ve bir gün geldiğinde ölüm kapısından da tek başına geçecektir. Bu yüzden yalnızlık, insan olmanın kaderlerinden biridir. Fakat yalnızlık her zaman eksiklik değildir. Bazen bir çağrıdır. Bazen insanın kendisine dönmesi için açılmış gizli bir kapıdır. Çünkü insan, hayatın gürültüsü içinde çoğu zaman kendisinden uzaklaşır. Günler birbirini kovalar; sesler, görüntüler, telaşlar, beklentiler birbirine karışır. İnsan sürekli bir yerlere yetişirken, bir süre sonra nereye gittiğini unutabilir. İşte yalnızlık bazen bu unutuluşun önüne dikilir. Sana dur der. Biraz otur der. Biraz dinle der. Biraz kendine bak.
Babadan naptın kız kendine güzelleşmişsin lafını duyunca gelen güç zehirlenmesiiii>>>>(0 makyaj)
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Siyasal İletişimde Şeffaflık, Güç ve Liderlik Tipolojileri: Kurumsal Diplomasiden Popülizmin Tarihsel Sınırlarına ​Yirmi birinci yüzyılın siyasi manzarası, yerleşik kurumsal yapıların çözüldüğü ve liderlik figürlerinin kitlelerle kurduğu doğrudan bağın, geleneksel diplomasi kanallarını kökten dönüştürdüğü bir evreye işaret etmektedir. Bu dönüşümün en somut tezahürleri, uluslararası ilişkilerin arka odalarında yürütülen kayıt dışı iletişim pratiklerinde ve bu pratiklerin kamuoyu önünde yarattığı şeffaflık krizlerinde kendisini göstermektedir. Avrupa Birliği bünyesinde filizlenen son ombudsman incelemesi, modern devlet aygıtının şeffaflık ilkeleri ile jeopolitik stratejiler arasında sıkışıp kalan doğasını anlamak adına bir nirengi noktası sunmaktadır. Avrupalı liderlerin kendi aralarında ve sınır ötesi aktörlerle kurduğu iddia edilen gayriresmî dijital ağlar, sadece bürokratik bir ihlal tartışması değil, aynı zamanda çağdaş güç odaklarının karar alma mekanizmalarındaki yapısal kaymaları da gözler önüne sermektedir. ​Avrupa Komisyonu bünyesinde şeffaflık kurallarının ihlal edilip edilmediğine odaklanan bu tür idari incelemeler, esasen gücün dijitalleşen doğasıyla ilgilidir. Bilgi edinme hakkının, devletlerin üçüncü ülkelerle yürüttüğü hassas dengeler gerekçe gösterilerek sınırlandırılması, modern demokrasilerin en büyük paradokslarından birini doğurmaktadır: Kamu adına hareket eden kurumlar, kamunun denetiminden ne ölçüde muaf tutulabilir? Geçmişte ilaç tedariki süreçlerinde yaşanan benzer nitelikteki kısa mesaj krizleri de dikkate alındığında, kurumsallığın yerini anlık yazışma pratiklerine bırakması, uluslararası ilişkilerde kalıcı bellek oluşturma geleneğine indirilen bir darbe olarak yorumlanabilir. Siyasetin bu şekilde kurumsal ve arşivlenebilir zeminden koparak
1000Kitap
İman Dağı: Hazreti Asiye Radyallahü Anhâ
Hz. Asiye Radyallahü Anhâ, yeryüzünün en acımasız zalimi olan Firavun’un eşiydi. Sarayların ihtişamı, zenginliği ve dünya nimetleri ayaklarının altındayken, o ruhunu ve kalbini Allah Teâlâ’ya teslim etti. İmanını uzun süre Firavun’dan gizledi. Ancak saklanan bu ilahi nur bir gün açığa çıktığında, Firavun çılgına döndü. Eşine her türlü işkenceyi reva görerek ondan tek bir şey istedi: "Dininden dön!" Fakat Hz. Asiye Radyallahü Anhâ, imanın lezzetini tatmıştı; saraylar da gelse, kırbaçlar da inip kalksa geri adım atmayacaktı. Firavun özel sopalar getirterek işkenceyi iyice artırdığında, Hz. Asiye Radyallahü Anhâ tarihe geçecek o sarsılmaz duruşu sergiledi ve zalimin yüzüne şöyle haykırdı: "Sen de biliyorsun ki, benim nefsim ve kalbim Allah Teâlâ’nın koruması altındadır. Beni paramparça etsen bile, bu zulmün sadece Allah Teâlâ’ya olan sevgimi artırır!" Meleklerin Gözlediği Bir Sultan Zulmün ve işkencenin doruğa ulaştığı o günlerde, Hz. Musa Aleyhisselâm bu iman abidesi valideyi ziyarete gitti. Hz. Asiye, çektiği acılara değil, sadece Rabbinin rızasına odaklanmıştı. Büyük bir endişeyle Hz. Musa’ya sordu: "Ey Musa! Rabbim benden razı mı, yoksa bana kızgın mı?" Hz. Musa Aleyhisselâm ona şu müjdeyi verdi: "Ey Asiye! Semanın tüm melekleri senin yolunu gözlüyor, hepsi seni özlemekte! Allah Teâlâ seninle gurur duyuyor. Benden ne istersen iste, dileğin Allah Teâlâ katında anında yerine getirilecek!" Sarayları Reddedip Cennette Ev İsteyen Kadın Firavun’un emriyle Hz. Asiye için korkunç bir düzenek kuruldu. Yere dört büyük kazık çakıldı; mübarek validemizi bu kazıklara bağladılar. Göğsünün üzerine devasa bir değirmen taşı koyarak, çöllerin o kavurucu, kızgın güneşi altında ölüme terk ettiler. Selman-ı Farisi Radiyallahü Anh o anları şöyle aktarır: "Hazreti Asiye kızgın
Din İslam
Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur
Haya güzeldir, lakin kadınlarda daha güzeldir.
İç sesim :)
"İşini sevmiyorsan istifa et diyorlar; -Biz işimizi değil iş yerindekilerin gereksiz egoları, bencil tavırları, budalaca güç gösterilerini ve yalakalıklarını sevmiyoruz!"