Bazen insan, sırf hayatın ve kendi içinin dengesini korumak adına derin bir sessizliğe çekilir. Olup bitenleri görmezden gelmek, söylenenleri sineye çekmek bir zayıflık değil; aksine, kırıp dökmemek için verilen insani bir savaştır. Fakat ne yazık ki sessizlik, çoğu zaman yanlış yorumlanıyor. Siz alttan aldıkça, karşı taraf bunu bir haklılık zırhı sanıp sınırları daha da zorlamaya başlıyor.
Ben de insanım; herkes gibi benim de taşınması güç, taşınca da geri dönüşü olmayan bir sabır sınırımı taşıyorum. Çizgimi bozmamak, kelimelerimi tüketmemek için kendimi ne kadar zor tuttuğumu, içimde nasıl bir fırtınayla baş ettiğimi kimse görmüyor. Sessizliğim bir boyun eğme değil, muhatap olmama tercihidir. Kimse bu sakinliği bir serbestlik alanı olarak görüp kendi yanılgılarını haklı çıkarmaya çalışmasın.
Hayat, başkalarının sınırlarında gezinerek harcanmayacak kadar kısa. Artık herkes sadece kendi yoluna, kendi hayatına odaklansın. Kimse kimsenin yaşam alanına, sabrına müdahil olmasın. Çünkü o sabrın tükendiği, kelimelerin bittiği sınır çizgisi aşılırsa, o güne kadar sessizce taşınan her şey bir anda dökülür ve o yükün altından kimse kalkamaz. Herkes kendi sınırlarını bilsin, kendi hayatını yaşasın.