“Totaliter sistemlerde kitle iletişim araçlarının tamamı devletin kontrolü altındadır. Devlet bunun hem 'yanlış', 'zararlı' fikir ve haberlerin geniş tabakalar tarafından öğrenilmesini, duyulmasını engellemek hem de topluma doğru 'fikir'leri anlatmak için yapar. Totaliter sistemlerin bunu gerçekleştirme tarzları farklı olabilir. Sosyalistler en kestirme yolu kullanır, kitle iletişim araçlarını mülkleri ve çalışanlarıyla devletleştirir. Böylece gazeteler, dergiler, televizyonlar devletin malı olur, oralarda çalışanlar ise devletin çalışanı. Artık bu organların ve kişilerin devletin doğruları dışında doğrulardan bahsetmesi imkânsızdır. Faşistler biraz daha kibar ve kendileri için daha az külfetli bir yol seçer. Sansür büroları kurar ve hepsi değilse de önemli haber ve bilgileri sansürden geçirerek yayınlatır veya yayınlatmaz. Böylece totaliter sistem bilgi ve haber akışını kontrolü altında tutar. Bilgi güç olduğu için bu totaliter sistemin gücünü artırır.”
“Liberal demokrasilerde siyasî partilerin meşruiyeti liberal bir anayasaya sadakâtten ve seçmenlerden destek almaktan geçer. Tekelci partinin meşruiyeti ise ideolojiyi temsil etmekten ve kendi kendisini var etmiş olmaktan kaynaklanır. Zaten totaliter sistemlerde çok-partili, âdil seçimler yoktur. Totaliter ülkelerdeki seçimler göstermeliktir, demokratik seçim anlamında seçim değildir. Oy vermek bir hak değil bir görevdir. Seçimler iktidarı belirlemek değil, toplumu mobilize etmek ve insanlara liberal demokrasilerde olduğu gibi oy kullandıkları hissini tattırmak için yapılır. Tekelci parti her zaman iktidardadır. Seçimle iktidardan indirilemez. Onun içindeki liderlik makamlarının sâhipleri ise, kapalı kapılar ardında kliklerin güç savaşlarıyla, entrikalarla, tehdit ve şantajlarla belirlenir.“
İhtiyârlıkta dünya zevkleri azalıp güç kuvvet gidip, arzulara kavuşmak imkânı ve ümitleri kalmadığı zamanda, pişmanlıktan, âh etmekten başka bir şey olmaz. Çok kimselere bu pişmanlık zamanı da, nasip olmaz. Bu pişmanlık da tevbe demektir ve yine büyük nîmettır. Gençlik çağı, kazanç zamanıdır. Mert olan, bu vaktin kıymetini bilip, elden kaçırmaz. İhtiyârlık, herkese nasip olmaz. Nasip olsa da rahat, elverişli vakit ele geçmez. Vakit de bulunsa, kuvvetsizlik, hâlsizlik zamanında, faydalı iş yapılamaz. Bugün, güç kuvvet yerinde iken, hangi özürle, hangi sebeple, bugünün işi yarına bırakılabilir?
Ancak bir süre sonra güç bela kekeleyerek ''Ne istersen yap bana. Buradan kımıldamıyorum,'' diyebildim.
''Sana bir şey yapmak gibi bir niyetim yok!'' dedi subay omuz silkerek. ''Ne iş yapıyorsun?''
''Piyanistim.''
Bana daha dikkatli ama apaçık bir kuşkuyla baktı. Sonra mutfağın öteki odalara açılan kapısına çevirdi bakışlarını. Galiba aklına bir şey gelmişti.
''Gel benimle, tamam mı?''
Öteki odaya geçtik, bir yemek odası olduğu belliydi, oradan da öteki odaya geçtik, odada duvara dayalı bir piyano vardı.
''Bir şey çal!''
Anılarla yaşar insan bazen,
Onlar güç verir, bazen de hüzün.
Bir fotoğraf, bir melodi, bir dokunuş,
Hepsi kalpte bir iz bırakır.
.
Anılar hayatın aynasıdır,
Bizi biz yapan o değerli parçalar.
Onları sev, sakla, yaşat,
Çünkü onlar yaşamın ta kendisi.