9/10
·336 syf.··
2026 8. kitabı
Bir adam trafikte aniden “beyaz körlük” yaşar. Ardından bu körlük hızla yayılır ve bütün şehir kaosa sürüklenir. Devlet, hastaları karantinaya alır ama düzen kısa sürede çöker. Kitap, özellikle kör olmayan tek bir kadının gözünden insanlığın çöküşünü anlatır. Kitabın asıl meselesi: Saramago’nun anlattığı körlük fiziksel değil; daha çok insanların zaten sahip olduğu ahlaki körlük. Yani görmekle bakmak arasındaki fark. Temalar: İnsan doğası: Medeniyet çöktüğünde geriye ne kalır? Güç ve sömürü: Kaos ortamında güçlü olanın zayıfı ezmesi. Vicdan: Kör olmayan kadının taşıdığı yük. Toplum eleştirisi: Düzenin ne kadar kırılgan olduğu. Kitabın güçlü yanları: Çok çarpıcı ve rahatsız edici bir atmosfer kuruyor. İnsan psikolojisini sert ama gerçekçi anlatıyor. Okuru sürekli “Ben olsam ne yapardım?” diye düşündürüyor. Sembolizmi çok güçlü. Zorlayıcı tarafları: ✘ Noktalama ve diyalog kullanımı alışılmışın dışında; ilk başta yorabilir. ✘ Ağır ve karanlık sahneler içerir. ✘ Umut hissi çok azdır. Tek cümleyle anlatmak gerekirse: “Körlük, gözleri açık insanların iç dünyadaki karanlığını anlatır.” Bu kitap bittikten sonra insanın aklında şu soru kalır: “Gerçekten görebiliyor muyuz, yoksa sadece bakıyor muyuz?” Senin sevdiğin gizemli ve derin sorgulamalara çok uygun bir kitap.
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022132bin okunma
8/10
·104 syf.··
2026 46. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 00:00
Necip Mahfuz gerçekten muazzam bir yazar. Bu kadar güçlü kalemle tanışmayan varsa vakit kaybetmeden tanışmalı. Mısır’ın batıya açılan kapısı olarak görülen devlet başkanı Enver Sedat bir suikaste kurban gitmiştir. Sonrasında ise ülkeyi bekleyen açlık, kriz, kaos ve otorite boşluğu tam bir curcunaya sebep olmuştur. Tüm bunların yanında evlenme hayali kuran iki gencin hayalleri de Enver Sedat ile birlikte gömülmüştür. Çılgın bir kitap Akıcı bir dil Tarihe tanıklık. Sürpriz son. Okumayan kalmasın.
1000Kitap
Başkanın Öldürüldüğü GünNecib Mahfuz · Kırmızı Kedi · 2018483 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·157 syf.·
2026 27. kitabı
Bir yazarın ilk eseri çoğu zaman ya çıraklığının itirafı ya da olacaklarının habercisidir. İnsancıklar her ikisidir. Dostoyevski bu romanı 1846'da, yirmi dört yaşında yazdı. Belinski onu "yeni bir Gogol" diye ilan etti, Petersburg salonları genç adamı omuzlarına aldı, sonra bir yıl içinde yere bıraktı. Yirmi yıl boyunca Dostoyevski o ilk anın gölgesinde yaşadı; Suç ve Ceza gelene kadar adı bu kitapla birlikte anıldı. Şimdi geriye dönüp baktığımızda, gençliğin coşkusu sönmüş, gerçek görünür: *İnsancıklar* iyi bir roman değildir; ama büyük bir romandır. İkisi aynı şey değildir. Hikâye basit: orta yaşlı, yoksul, alkol problemi olan bir devlet katibi Makar Devuşkin ile uzak akrabası olduğu öksüz genç kadın Varvara Dobroselova mektuplaşır. Aynı sokakta, karşı pencerelerden birbirlerini görebilecek mesafede yaşarlar. Makar maaşının önemli bir kısmını gizlice Varvara'ya gönderir; bunun karşılığında bir teşekkür, bir mendil, bir kitap, bir umut alır. Roman bu mektupların birikiminden ibarettir. Sonunda Bikov adlı zengin bir adam çıkagelir, Varvara'yı eski bir hesabı kapatmak için satın alır, taşradaki çiftliğine götürür. Makar yapayalnız kalır. Hikâye burada biter; ama hikâyenin yıkıcılığı tam burada başlar. Dostoyevski'nin bu kitapta yaptığı şey Rus edebiyatına bir arketip kazandırmaktı: "küçük adam." Devlet katibinin paltosunu Gogol önce kendisi giydirmişti, ama o paltonun içine bir ruh yerleştiren Dostoyevski oldu. Gogol'ün Akaki Akakiyeviç'i acınası bir karikatürdü; Dostoyevski'nin Makar'ı acınası bir insandır. Aradaki fark devasadır. Çünkü Makar yoksuldur, ama gururludur. Yoksulluğunun farkındadır, üstelik gizlemeye çalışacak kadar gururludur, daha da kötüsü, bu çabasının boşunalığını bildiği için iki kat acı çeker. Romandaki en derin satırlar bu utancın etrafında
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · İletişim Yayınları · 200776,9bin okunma
10/10
·480 syf.··
2026 25. kitabı
İlber Ortaylı, Atatürk’ü ezberlenmiş cümlelerin ötesine taşıyarak onun ne kadar ileri görüşlü, disiplinli, araştırmacı ve dünyayı doğru okuyabilen bir devlet adamı olduğunu gösteriyor. Okudukça, Atatürk’ün sadece bir asker ya da bir cumhurbaşkanı değil, aynı zamanda güçlü bir entelektüel olduğunu daha iyi anlıyoruz. Kitabın en etkileyici yanı, Atatürk’ü ulaşılmaz bir kahraman gibi değil; çok okuyan, çok düşünen, kendini sürekli geliştiren ve zamanını doğru kullanan bir insan olarak anlatması. Bu kitap bende bir kez daha şu düşünceyi bıraktı: Büyük insanlar tesadüfen ortaya çıkmaz; bilgi, disiplin, cesaret ve bitmeyen bir öğrenme isteğiyle kendilerini inşa ederler. Sadece tarih meraklılarının değil, Türkiye’nin nasıl kurulduğunu ve Atatürk’ün neden hâlâ bu kadar güçlü bir etkiye sahip olduğunu anlamak isteyen herkesin okuması gereken çok kıymetli bir eser.
1000Kitap
Gazi Mustafa Kemal Atatürkİlber Ortaylı · Kronik Kitap · 201813,5bin okunma
Kabuğun Altında Kalanlar
9/10
·141 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
Rüveyda Şener'in ikinci kitabı Kabuğun altındaki. Edebiyat dünyasında Dilsizler Bandosu eseriyle ismini duyuran yazar, yeni kitabını bu güçlü kökler üzerinde büyütüyor. İnsanların da ağaçlar gibi tutunacak bir vatan aradığı, gövdesine kazınan isimlerle yaralandığı, her sonbahar kaybedip her bahar yeniden doğduğu gerçeğini Kabuğun Altındaki 16 güçlü öyküyle dillendiriyor. Zahmetsizce oluşturulduğunu düşündüren sağlam kurgular, bir yerlerden aşina olduğumuz karakterlerin inandırıcılığını artırıyor. Eseri okurken Türkçenin parıltısıyla gözlerimiz kamaşıyor. Usta bir şoför gibi kullandığı kelimeler hikayeye istikâmet kazandırıyor. Dileriz bu velud kalem uzun yıllar yazmaya devam eder. Kabuğun Altındaki her yara ölümcül olmayabilir, yaşamak için sadece fedakarlık yapmak gerek diyerek,16 öyküyü içine alan Kabuğun Altındaki kitabının ilk öyküsü olan Bir Adım Öne'ye geçiyoruz. "Soluk soluğa uyandığı nice uykunun celladı, rahat bir vicdanınsa yargıcı olmuştu." Gaflet anları, insanın boynuna yağlı bir urgan gibi geçer ve unutmaya çalıştığı her an, her köşebaşında insanı yakalar. Öyküde de yer tutucu gencin aklında sadece baklava desenli atkıyla yer tutan bir ölü vardır. Bir gün çıkıp gelir ve katiline hesap sorar. Yazarın paylaştığı epigraftaki gibi zaman ölüleri gömer ve ansızın önünüze atacağı anahtarı kendinde saklar. Kumda Aslan Pençeleri; grafoloji denilen el yazısı üzerinden kişilikleri okuma ilmine yönelik, şizofreni özelliği gösteren bir ruhun hezeyanlarını ele alıyor. Yazarın psikolojik danışman olması karakterin paranoid hayallerinin anlatımını güçlü kılarken çağımız insanına da ayna tutuyor. Diploma, kurs, eğitim, kamp, etkinlik peşinde koşan buna rağmen arzu ettiği yaşama kavuşamayan modern insan çıkmazlarına... Üstelik belgeler çoğalsa da elalemin ilk basamağı
Edebiyat
Kabuğun AltındakiRüveyda Şener · Şule Yayınları · 20259 okunma
BİR ERKEĞİ ÖLDÜRECEK KADAR SEVMİŞ OLMALARI.
Puan vermedi
ROY : 24 Kasım 1961'de Hindistan'ın Kerela eyaletinden Hristiyan bir anne ile Hindu bir babanın kızı olarak dünyaya geldi. Aymanam Köyü'nde annesinin işlettiği okulda okudu. 16 yaşında evi terk etti. Delhi Mimarlık Okulu'nda okudu, ama mimarlığı hiçbir zaman sevmedi. Dört yıl süren ilk evliliğini bir okul arkadaşı ile yaptı ve bir süre eşiyle birlikte çiçek çocuk olarak(hippi-Savaşa hayır-doğayla uyumlu) yaşadı. Daha sonra bu hayatı bırakarak Ulusal Şehir İşleri Dairesi'nde çalışmaya başladı. Bir bursla İtalya'ya giderek anıt restorasyonu üzerinde çalışırken yazarlık yönünü keşfetti. İkinci eşi ile birlikte bir televizyon kanalı için dizi film, Hindistan'da üniversite öğrencilerinin yaşamına ilişkin bir film senaryosu, Hindistan'ın kırsal kesiminde eşleri tarafından istismar edilen kadınların kahramanı haline gelen Phoolan Devi hakkında tartışmalı bir film senaryosu yazdı. Son filmi mahkemelik olunca aerobik öğretmenliği yapmaya ve romanını yazmaya başladı. Kendi çocukluğundan esinlenerek beş yılda yazdığı romanını 1996'da tamamladı. 1997'de ilk ve tek romanı Küçük Şeylerin Tanrısı romanı ile İngiltere'nin en saygın edebiyat ödülü olan Booker ödülü'nü aldı. Bu ödülü alan ilk Hint kadın oldu. Kitap çeşitli dillere çevrilerek yaklaşık 8 milyon satış rakamına ulaştı. "Sokaktaki İnsanın İmparatorluk Rehberi", "Ya çek defteri ya Cruise Füzesi" adlı kitapların da yazarı olan Roy, yirmi yol boyunca siyasi konularda kitaplar yazmış ve küreselleşme karşıtı görüşleri ile tanınmıştır. 2002'de Lanan Kültürel Özgürlük Ödülü, 2004 yılında Sydney Barış Ödülü'nü kazanan Roy, 2005'te Irak Dünya Mahkemesi adlı küresel girişim nedeniyle İstanbul'da bulundu. 2002'de Narmada'daki baraj projesine karşı çıktığı için bir günlük hapis cezasına çarptırılmış olan Roy, 2014 yılında Mahatma
Küçük Şeylerin TanrısıArundhati Roy · Can Yayınları · 20191,752 okunma