Carlo M. Cipolla
Aptallık ve İktidarYaratılmış tüm insanlar gibi, aptallar da başka insanları çok farklı yoğunluklarda etkiler. Bazı aptallar genelde sadece sınırlı kayıplara neden olurken, öbürleri bir veya iki kişiyle kalmaz, tüm topluluklara veya toplumlara korkutucu zararlar verebilir. Aptal birinin zarar verme potansiyeli iki ana unsura bağlıdır. İlki genetik unsurdur. Bazı bireyler yüksek dozda aptallık genini miras alır ve bu miras sayesinde doğdukları andan itibaren gruplarının elitleri arasında yer alırlar. Aptal birinin potansiyelini belirleyen ikinci unsur, toplumda işgal ettiği otorite ve güç konumudur. Bürokratlar, generaller, politikacılar, devlet başkanları ve din adamları arasında, başkalarına zarar verme kapasiteleri işgal ettikleri (ya da işgal etmekte oldukları) iktidar pozisyonu tarafından tehlikeli bir şekilde artmış (ya da artmakta olan) temelde aptal bireylerin $\sigma$ altın oranını buluruz. Makul insanların kendilerine sık sık sordukları soru, aptal insanların neden ve nasıl güç ve otorite sahibi olmayı başardıklarıdır.(Hem seküler hem dini) sınıflar ve klikler, sanayi öncesi toplumların çoğunda aptal insanların daima iktidar mevkilerine gelmesini sağlayan sosyal kurumlardı. Modern sanayi dünyasında sınıflar ve klikler giderek önemini yitirmektedir. Ancak bunların yerine siyasi partiler, bürokrasi ve demokrasi var. Demokratik bir sistemde genel seçimler, güçlüler arasındaki $\sigma$ kesiminin istikrarlı devamlılığını sağlamak için hayli etkili bir araçtır. Unutulmamalıdır ki, İkinci Yasa'ya göre, oy kullanan insanların $\sigma$ kesimi aptaldır ve seçimler onlara, eylemlerinden hiçbir şey kazanmadan başka herkese zarar vermek için muhteşem bir fırsat sunmaktadır. Bunu, iktidardaki insanlar arasındaki aptalların $\sigma$ seviyesinde korunmasına yardımcı olarak
Felsefe
Adâlet dairesinin tarifi şudur: Adâletle korunan halk, reâya, adâlet sayesinde daha çok üretir, böylece vergi kaynakları gelişir, hükümdar güçlü olur, güçlü hükümdar kötülükleri önlemede, adâleti yerine getirmede etkin olur. Reâya, üretim yapan sınıflar, köylü, tüccâr, şehir esnafı iyi korunmaya kavuşmuş, hükümdar da bol bir hazine sayesinde güçlü bir idare ve ordu kurmuş olur. İdeal, güçlü devlet, iyi korunmuş reâya sayesinde vardır. Böylece teori, adâlet dairesi biçiminde ifade edilir. Aslında formül eski çağlardan beri Doğu'daki ve Batı'daki monarşik devlet teorisini özetler. Doğu ve Batı monarşilerinde güçlü devlet, adâlet mülkün temelidir formülünde ifadesini bulmuştur. Osmanlı Devleti, üretici sınıfları koruyan mutlak otorite sahibi âdil pâdişah idealini, temel devlet felsefesini, değişmez bir kılavuz olarak uygulamaya çalışıyordu. Osmanlı'da bu ideal devlet idaresi, merkezî mutlak otorite sahibi padişahlar döneminde; Klasik Çağ'da (1453-1566) dikkatli bir uygulama alanı bulmuştur. Mutlak otorite sahibi pâdişah tipi, İslâmî sultan, İranî pâdişah ve kayser-i Rum (Roma imparatoru) unvanlarını benimsemiş olan İstanbul Fâtih'i ile gerçekleşmiştir. XVII. yüzyıl kargaşa döneminde, ıslahat için daima bu görüş gündeme gelecektir.
Sayfa 54 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Thomas Hobbes
"İster halk devleti ister monarşik devlet olsun, çok küçük devletlere gelince; hiçbir beşeri bilgelik yoktur ki, onların güçlü komşularının kendi aralarındaki rekabet sona erdikten sonra, onları ayakta tutmaya yetebilsin."
Felsefe
İnsanların oluşturdukları birlikler, bunların anlamı tek bir ana maçla ortaya çıkar, insanların farklı olma, kendine özgü olma, farklı hissetme, düşünme, dünyada farklı yaşama hakkını elde etme amacıdır bu. İnsanlar bu hakkı elde etmek, onu savunmak ya da genişletmek için birleşirler. Burada korkunç, ama çok güçlü bir kör inanç ortaya çıkar. Bu, bir ırk adına, Tanrı adına, parti adına, devlet adına oluşturulan bu şekilde bir birliğin, yaşamın aracı değil, anlamı olduğuna ilişkin bir kör inançtır. Hayır hayır hayır! İnanın yaşam mücadelesinin biricik, gerçek ve edebi anlamı insanda, onun basit, alçakgönüllü özelliklerinde, bu özellikler üzerindeki hakkındandır.
Çok eski zamanlarda İsa'ya aşık yedi genç bir mağaraya kapanmışlar Efes'te. Yemliha, Mislina, Mürselina, Mernuş, Tebernuş, Sazenuş, Kefeştatayuş imiş adları, bir de köpecikleri varmış Kıtmir. Ne yapsınlar ki, barınamamışlar koca şehirde: yıllar geçmiş, bir zamanlar Peulus'un Vaızlarına kulak as­mayan Efesliler güçlü hatibin şehre ikinci gelişinde bu İsa dininde bir şeyler var diye düşünmeye baş­lamışlar. Hem yalnız Paulus değil, Juhanna da gel­memiş miydi, İsa'nın anası dediği bir kadıncağızı getirip yerleştirmemişmiydi Lysimakhos surlarının ötesinde pınarların çağladığı yemyeşil bir yamaca? Oldum olası tanrı anaları görmüştü Efesliler, şeh­rin kurucusu Amazon tanrıça idi, ulu Artemis'ten doğmuştu yeryüzünde ne kadar canlı, ne kadar bit­ki varsa. Ama Artemis'in papazları para babası ol­muşlar, habire yığıyorlardı altınları tanrıçanın sü­tundan bir ormanla çevrili tapınağına, fakir fıkarayı hiç sokmuyorlardı içeriye. Yoksulların koruyucusu İsa'dan yanaydı bu yedi genç, ama Hıristiyan ol­duklarını söyleyemiyorlardı açık açık, çünkü devlet deniz aşırı göçmüş, Roma denilen şehre yerleşmiş­ti. Roma'nın zorbası Decius puta tapmayan kim var­sa kafasını uçurtuyordu Efes'te. İsa'ya tapan bu ye­di genç de Panayır dağının dibinedek inen bir ma­ğara bulmuşlar, oraya sığınmışlardı. Mağara kapı­sına Kıtmir'i bekçi dikmişlerdi. Bir gece derin derin uyuyorlarmış ki, Decius'un adamları gelip mağarayı koca kayalarla örtmüşler. Yedi genç aldırmamışlar karanlığa, uyuyorlarmış nasıl olsa. Aylar, yıllar, yüzyıllar geçmiş, yedi genç uyuyor, Kıtmir de uyu­yormuş. Bir sabah incir ağaçlarının altında keçile­rini otlatan bir çoban mağaranın önündeki bir ka­yanın biraz kaydığını görmüş, var gücüyle yaslan­mış kayaya, onu biraz oynatmış, derken mağaranın içine bir güneş ışını sızmış. Kıtmir
Sayfa 149·Kitabı okudu
İçerideki mücadele
Yeni sosyalist hükümet, yani işçi ve köylü hükümeti, şimdi tamamen çökmüş durumdaki ulusal ekonomiyi, maliyeyi ve sanayiyi yeniden tesis etmek için güçlü tedbirler alıyor. Ne var ki, "ayaktakımı" hükümetine kin ve öfkeyle bakan, yeni yaratım çalışmalarını kösteklemek için elinden geleni yapan burjuvazi olmasa daha da fazlası başarılabilirdi. Bunun bir örneği, tüm bakanlıklar, devlet kurumları ve hatta okul ve hastanelerdeki devlet memurlarının ayan beyan gerçekleştirdiği "sabotaj"lardır. Öğretmenler, doktorlar, gazeteciler ve eğitimli sınıfın tamamı işçilere, yani sosyalist devlete karşıydı. Bir halk komiseri göreve başlar başlamaz, tüm devlet memurları deneyimli grevciler gibi hemen çalışmayı durduruyor, bakanlıkları ve diğer kurumları boş bırakıyordu. Eğitim ve sağlık personelinin grevleri sonucunda birçok okul ve hastane kapanmak zorunda kaldı.
Sayfa 71 - Yordam Kitap, Birinci Basım, Ağustos 2023