Rosa Luxemburg
Kısacası şöyle diyeyim siz anlayın;
-AŞK MI?
+AŞK!
-MEMLEKET BU HALDEYKEN Mİ?
Baştaki konuşmalardan sondaki konuşmalara keskin bir geçiş olduğu için neye uğradığımı şaşırdım. Yeri geldi "bu romantik kelimeler ve cümleler nasıl kurulur ya da bunları kurdurabilecek bir insan var mı" dedirtti, yeri geldi "diğer cümleleri kuran insanla şimdi okuduklarımı kuran insan aynı kişi mi" dedirtti. Samimiyetin bıçak gibi kesildiği bu hikayenin gerçek oluşu da yüzümüze bir tokat vurmuş oldu. İnsanlar sever ve belki de sevilir, sonunda vazgeçebilir ya da vazgeçilir. Sevgiliye Mektuplar
Huşu Ağacı Aslında ben bu kitaba yorum yapamadım. Düşüncesini biraz özet ve tenkitle harmanlayan bir okurun yorumuna denk geldim. Ucundan ucundan benim fikirlerime uyduğundan, bir miktar hararetli olan yorumuna su serperek ortaya karışık bir fikir oluşturmak istedim. Başımıza bir şey gelmese bari diyerek noktalı virgül atıyorum;
"Zeynep karakterinin evliliğindeki kayınvalide çatışmalarını, eşiyle yaşadığı sorunları anlattığı ve bu sorunları çözmek için bir yol ararken kendini birden tasavvufun içinde bulmasıyla bakış açısının değiştiğini vurgulayan bir kitap.
Tasavvuf, yeşilçam karışımı diyebiliriz. Patron çalışan aşkı işlenmiş. Bir yerlere bağlanmaya çalışılmış ama o bağ sürekli kopup durmuş gibi. "Hanım-Bey demesek mi" gibi klişeleri bolca tespitleyebilirsiniz.
Kızın parada gözü yok, beyimiz de ne hikmetse nahif aile kızı peşinde.
Şoförün ismi Veysel mesela.
Kayınvalide villada yaşar ve huysuzdur.
Kaçmak için hep bir çiftlik vardır.
Kızın kankası, oğlanın kankası akıl verir hep.
Plak dinlenir. Restoran sahibiyle baba-kız gibisindir, öyle sıcak ve minnoş.
Çocuklar bir kız bir erkektir.
Babalığı mükemmel ama yetersiz eş olan başrol erkek de olmazsa olmazımızdır."
Kuyucaklı Yusuf Kitap Nazilli'nin Kuyucak köyünden Yusuf'un başından geçenleri anlatıyor. Annesini ve babasını kaybeden Yusuf, kendisine kol kanat germek isteyen kaymakamla yaşamaya başlar ama gittiği yere bir türlü ısınamaz. Kendisini oraya, orada bulunan insanlara, her şeye yabancı hisseder. Ancak, odalarda ışıksız, katıksız, virane olan Yusuf'umuzun, ruhunun sessiz çığlığını duyan birileri var; o da Muazzez ve biz. İnsan sevdiği için her şeye katlanabilir mi? Sevdiğini söylemek için katlanmak mı gerekir?
Bin Muhteşem Güneş Bu kitabı sevdiğim bir incelemesini alıntılayarak paylaşmak isterim; ''Afganistan'da kadın olmak, çocuk olmak zordur. 'Afganistan gerçeği 1 m²'sine 1000 trajedi düşüyor.' diyor yazar. Gerçekten bütün kitap boyunca boğazınızda bir yumru ve gözyaşıyla okuyorsunuz. Çünkü dünyanın bir yerinde gerçekten bunlar yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor. Meryem ve Leyla'nın yaşadığı acıları, savaşı çok içten anlatan bir hikaye."
Uzun Hikâye Kelimeler kifayetsiz kaldığında susar ya insan, Uzun Hikaye' de onun gibi bir şey işte. Ciltlere sığacak bir hikayeyi 114 sayfada anlatıp, adına da Uzun Hikaye demek her yazarın harcı olmasa gerek.'