Her tarafta eski evler yıkılıp yeni apartmanlar yapılıyor. Harabeye dönmüş eski evlerin yasemin ve gül çalıları şairlere bile ilham veremeyecek kadar tozlu. Orada burada küçük balkonlu, demir kapılı yeni apartmanlar eski evlerin hemen arkasından yükseliyor. Mahalle, güneş gözlüklü, saçları arkaya taranmış ama ayakkabıları her zaman yırtık Cafer'e benziyor.
Yıllar sonra Nejat Uygur hastane yatağında bile siyaset malzemesi olacaktı.
TBMM çatısı altında büyük bir kavga çıkmasının fitilini de ateşleyen olayı hatırlayalım.
2 Şubat 2010'da Erdoğan basına açıkladı; Nejat Uygur'u GATA'da ziyaret etmek
isteyen eşi Emine Erdoğan'a türbanlı olduğu için izin verilmemişti. Bunun sonucu '
Emine Hanım ağlamıştı! Gerçekten de GATA yönetimi Emine Erdoğan'a kapıları
kapatmış mıydı? Resmi açıklama henüz yapılmadı. Gerçi, biliniyor ki, TSK iç yönetmeliği
gereği GATA'ya başı tam olarak kapalılar ya da kara çarşaflılar sokulmuyor.
Ancak eşarp ya da Anadolu kadınının giysisi tül vs ile girilebiliyor. Öte
yandan, 18 Mart 2006'da dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül GATA'da tedavi
altına alındı. Türbanlı Hayrünnisa Gül, GATA' da refakatçi olarak kaldı. Peki, Bayan
Gül'e kapılarını açan GATA Bayan Erdoğan'a niye kapılarını kapatsın? Güya ...
Emine Erdoğan Nejat Uygur'un eşi Necla Uygur'a telefon açmış; o ·da bu durumu
bazı doktorlara söylemiş; o doktorlardan biri de demiş ki; "Gelmesin."
Açıklama böyle. GATA ise bu konuda suskun. İnsan sormadan edemiyor:
Bayan Gül'ü, yedi gün konuk eden GATA, Emine Erdoğan'a 10 dakikayı mı çok
gördü?
İşin özü şuydu; yaşananlar sadece son yıllarda sık sık gördüğümüz "biz mağduruz"
politikasının yeni bir versiyonuydu! 2008' de yaşanan olayın 2010' da açıklanmasının
nedeni, referanduma aylar kalmasıydı ... Emine Hanım ağlar da Erdoğan
ağlamaz mı; referanduma giderken 20 Temmuz 2010' da partinin grup toplantısında
12 Eylül Darbesi döneminde idam edilenlerden bahsederken gözleri doldu! Siyaset
nelere kadir!
GÜN DOĞDU
GÜL ÜŞÜDÜ
Ah! Ferhat, yine mi dağlara vurdun
Üzülme, masmavi söküyor şafak
Dağı eriterek ve ağlayarak
Kalbinde Şirin'e saraylar kurdun
Kahrıyla tutuştun çaresizliğin Kar yağdı içine ve gül üşüdü
Benim de celladım vahşi bir yalan Umut ki, kapkara, çöl gibi kurak Kapandı gözleri; kâkül üşüdü
İstanbul'un çeşmeleri
Genç yaşta sütü kurumuş analar gibi
Şahdamarları burulmuş
Kimi yıllardır su demiş yorulmuş
Bırakmış kendini sırt üstü güneşe
Çöp tenekesi olmuş.
Kiminin ocağına incir dikilmiş
Kiminin diri diri dilleri sökülmüş
Kiminin yerlerinde yeller eser
Taşıyla mermeriyle harm an savrulmuş
Hele bir tane var Kabataş iskelesinde
Tam rıhtımın üstüne kurulmuş
Gemicilerin güneşten, tuzdan çatlamış dudaklarına
Serin serin tatlı tatlı su getirirmiş
Birden gözümün önüne Barbaros’un yiğitleri geldi
Yorgun argın seferden dönmüşler
İlk işleri çeşmeye koşmak olmuş
N e gezer... K urum u;
İnsan hali
Nasılsa bir tane unutmuşuz Tophane'de
Damızlık misali...
Tophane çeşmesi kapı komşumuz
Sık sık buluşup dertleşiriz
Yanında bir sıra kavak ağacı
önünde tramvaylar durur
Çeşme dediğin böyle olur
Gürül gürül akar durur
Akar sebil sebil deyu
Tophane çeşmesi taştan
Yapanlar yılmamış işten